rdvn0465

  • azimli
  • hırçın golcü (297)
  • 1109
  • 35
  • 9
  • 1
  • bugün

türk tipi muhalefet zırvaları

uzun zamandır ilk defa başlık açıyorum. son zamanlardaki yoğun gündemde gözüme çarpan ve her defasında midemi bulandıran muhalif kesime ait söylemleri listeleyip, kendimce tek tek açıklama yapmak istedim. aklıma geldikçe editleyeceğim bir başlık açtım kendime. artık kendim çalıp kendim oynayacağım.

--- spoiler ---
bir tek siz mi eziliyorsunuz?
--- spoiler ---

hayır, bir tek "onlar" ezilmiyor sevgisiz camış. hatta tek ezilenin onlar olmadığının gayet bilincindeler. hatta sorun da tam olarak neredeyse "her kesimin" ezilmesi. insan gibi oturup "acaba dertleri ne bunların?" diye düşünüp taleplerine kulak versen, taleplerinin ve dertlerinin neredeyse tamamının seni de birinci dereceden ilgilendirdiğini farkedeceksin.

milan kundera'nin "iktidar sizi nerenizden yaralarsa, orası sizin kimliğiniz olur." sözü üzerine iki dakika düşün(ebil)sen, toplumdaki her hak arama eyleminin illa bütün sorunlara parmak basmak zorunda olmadığını, insanların bireysel olarak en hassas olduğu konuda politik bir tutum ve karar aldığını, diğer tüm politik taleplerini bu talep etrafında şekillendirdiğini, bunun bazen cinsel kimlik, bazen yakıt zammı, bazen dil, bazen ifade özgürlüğü ya da ekolojik hassasiyet olabileceğini, dünya yansa bile tek gündeminin bu olabileceğini, merkezi iktidarı kısıtlamaya çalışan her eylemin doğal olarak diğer hak taleplerine de olumlu bir yansıması olabileceğini, tam da bu yüzden herkesin kendi rengini ifade etmesinin elzem olduğunu idrak ederdin. idrak edemediğin için de işte böyle "bir tek siz mi eziliyorsunuz lan!" gibi kulağa osuruk sesi gibi gelen sesler çıkarıyor, kendinizi kepaze ediyorsunuz.

--- spoiler ---
toplumun hassasiyetini dikkate almak zorundasın.
--- spoiler ---

-normalde dünyanın her yerinde sağcı, muhafazakar, dinci ve gelenekçi kesimin söylemidir ama işte havasından suyundan mıdır bilinmez, anadolu'da bu söylem birden "çağdaş, ilerici, solcu, medeni, seküler, muhalif" kesimin vazgeçilmez söylemi oluveriyor.

çocuğum, muhalefet dediğimiz şey eğer "ilerici olmak" gibi bir iddia taşıyorsa, yani toplumsal ve düşünsel ilerlemeyi stratejik bir hedef olarak bellemişse [malum, siyaset literatürüne göre, ispanya iç savaşında falanjist franco da muhalefet pozisyonunda. o yüzden muhalefetin ilerici olma iddiasının olması gerekir. muhalefet eşittir iktidarda olmayan denklemi sakat] zaten "toplumun hassasiyetine kafam girsin, toplumun hassasiyetine sıçayım, böyle toplumun da böyle hassasiyetin de allah belasını versin" demekten başka yolu yok. toplum hassasiyetini sağcılar, muhafazakarlar, gelenekçiler dert edinir. ilerici muhalefetin, toplumun hassasiyeti ile bir derdi varsa, onu koruma değil, onu değiştirme ve dönüştürme üzerine olur bu dert. toplum hassasiyetini dikkate alma mevzusu yüzünden ana muhalefet lideri bir yerde bozkurt işareti yapıyor, diğer yerde kürtçe şarkı dinliyor, başka yerde kara çarşaflı kadına rozet takıyor, cinsel kimliğine sahip çıkmaya çalışanlara dair iki kelam edemiyor, namaz, oruç şovunu en az iktidar kadar kullanıyor, vs vs. eğer toplum hassasiyetini dikkate almayı insanlık ciddiye alsaydı, ne coğrafi keşifler olacaktı, ne rönesans, ne reform, ne aydınlanma.
çocuklar, belki bilmiyorsunuz ama toplum hassasiyetini dikkate almanın ismi populizmdir. popülizm de sizi yapsa yapsa yavşak yapar, camış yapar.

--- spoiler ---
eylemleri a,b,c illegalize ediyor
--- spoiler ---

yemin ederim, yetenek sizsiniz programına katılıp "acun abe sana şimdi camış takliti yapacam" deyip şu cümleyi kursanız, üç evetle uğurlanırsınız. bunlara karşı üslubumu nazik de tutamıyorum. ulan eşeoğlueşek, zaten artık hakim kültür ve siyaset dışında ne bok yersen ye, illegalize olmuş durumda. her eylemin illegalize oluyorsa, eylemcilerde değil, yasalarda sorun vardır, camış herif. şimdi biri çıkıp "pantolon giymek yasaktır" diye kanun çıkarıp resmi gazete'de yayınlasa, bugün pantolon giyen herkes suçlu, pantalon suç aleti, giymek ise suç olurdu. pantolon giymek oldu mu sana illegalize! sende o zaman da çıkıp "kürtler, lgbtliler, halay çekenler pantolon giyip pantolonu illegalize etti yhaa :( " diyecek kadar camışlık potansiyeli var, seziyorum. bir kere olsun, sorunun kaynağını doğru teşhis edin lan! tsunami şehri yıkmış, sen "sinek ağladı, onun gözyaşları bu şehri yıktı" diyorsun. keşke ölsen.

--- spoiler ---
böyle devlet mi olur?
--- spoiler ---

her hukuksuz, keyfi, ceberut, zalim, vicdansız uygulama karşısında bu cümle kurulur yine "muhalif" tayfa tarafından. evet lan, devlet dediğin böyle olur! tam olarak böyle bir şeydir devlet. sivil toplum ile, sokak ile, yerelden katılım ile, eylem ile, protesto ile, itiraz ile, grev ve boykot ile yani kısacası gerçek bir muhalefet ile kısıtlanmayan, sınırlanmayan, frenlenmeyen istisnasız, bakın istisnasız diyorum, her devletin varıp varacağı nokta budur. azı fazlası değil! zor, sansür, keyfiyet, zulüm, yolsuzluk, adaletsizlik... norveç, devlet olarak değil sivil toplum olarak güçlü olduğu için bugünki seviyede. nesini anlamıyorsunuz lan bunun? bana tarihten, sivil katılımın (muhalefetin) olmayıp da insanların mutlu, güvende, özgür, refah, eşit, olduğu bir tane, tek bir tane devlet örneği gösterin lan! yok.

anne karnından başlayıp geberene kadar devlet fetişi ile büyütülünce bu cümleyi kurmak kaçınılmaz oluyor haliyle. devlet için kardeşini boğduranın ismini mahalle ve sokaklara verenlerin ülkesinde tuhaf değil bu ama en azından muhalefet ediyormuş gibi görünmeye çalışırken bunu yapmayın lan, insan aklıyla dalga geçmeyin.

--- spoiler ---
onların oyununa gelmeyelim, sağduyulu olalım.
--- spoiler ---

bu cümlenin kurulması zaten başlı başına iktidarın oyununa gelmektir. siz siyaseti nasıl anlamışsınız lan? bu cümle ne zaman kurulur genelde? halkın artık yeter dediği, canından bezdiği, hak arama yollarının en meşru en yasal ve en görkemlisi olan protesto hakkını kullandığı, söylem ve pratikte egemenle ayrıştığı, cesur ve kararlı duruş sergilemeye hazır olduğu zamanlarda, "aman onların oyununa gelmeyelim" viyaklaması alır başını gider. yani iktidar; halk kendisine karşı ayaklansın, sokağa insin, sert ve cepheden muhalefet yürütsün, kararlı, cesur, zeki ve net dursun mu istiyor da bunları yapınca iktidarın oyununa gelmiş oluyorsun? bu nasıl bir akıl(sızlık) yahu!

iktidar, doğası gereği kendisini tehdit eden her eylem ve pratiği kriminalize, marjinalize, pasifize ve minimalize etmek ister. bu isteğe hizmet eden her eylem ve söylem, otomatikman onun oyununa gelmektir. iktidarın varlığının birinci koşulu budur çünkü. sizin kafanızdaki iktidar ise, her ne hikmetse, sürekli halk ayaklanması isteyen, bunun için uğraşan, tabiri caiz ise ihtilalci bir iktidar. mal mısınız lan siz? "sakin olalım, oyuna gelmeyelim" dediğiniz her an zaten iktidarın oyununa gelmiş oluyorsunuz. ya aptalsınız ya iktidar ile suç ortağı. birini seçin.

--- spoiler ---
halkımızı sağduyuya davet ediyoruz.
--- spoiler ---

kongo ormanlarında dolaşırken bu cümleyi yüksek sesle sarf ederseniz, hayvanlar size "bu bizden daha hayvan,tekinsiz bir tip" diye düşünüp yaklaşmıyormuş.

dünyanın her yerinde, tarihin her döneminde derdi gerçekten sorun çözmek olan muhalefet, halkı değil, iktidarı sağduyuya davet eder. tarihten on bin örnek bulabilirsiniz. halk ayaklanmaları, isyanlar, kargaşalar döneminde sadece egemen olan sınıf ve güç halkı sağduyuya davet eder. geri kalan ve muhalif olan herkes ise gücü elinde bulundurana sağduyu çağrısı yapar. neden? çünkü mantık... mantık seni çağırıyor! ne diyor mantık;
ulan ayı, halk sağduyulu olmasa ne yapacak! elinde milyonluk ordusu, emniyet teşkilatı, paramiliter çetesi, istihbaratı, medyası, yandaş kitlesi, yasama gücü olanı sağduyuya davet edeceksin. o sağduyuyu elden bıraktığında olabilecekler ile, slogan ve taş atanın sağduyuyu elden bıraktığında yapabilecekleri arasındaki farkı anlamak için medyum olmaya gerek yok. iktidar sağduyu elden bıraktığında binlerce kişi tutuklanıyor, fişleniyor, işten atılıyor, dövülüyor, öldürülüyor, yerden sürükleniyor, gözünü kaybediyor, kurşunlanıyor, tekmelenerek öldürülüyor, ülkeden kaçıyor, sansüre maruz kalıyor, komşusuna düşman ediliyor, en temel haklardan mahrum kalıyor. halk sağduyuyu kaybettiğinde ne oluyor lan! taş çatlasa sokak eylemleri. bu! sen de sağduyuya halkı davet et, allah'ın camışı.

--- spoiler ---
gündem çarpıtmayın, bunlar gündem çarpıtma.
--- spoiler ---

konu ile ilgili detaylı eleştiriyi #118901478 numaralı entryde yapmıştım. buna ek olarak bir noktaya değinmek istiyorum;

görünürde son derece mantıklı bir söylem. fakat her söylem gibi bunun da makul bir zeminde söylenmesi anlam ifade eder. ota boka gündem çarpıtması demek, eğer cidden tepkileri sönümlemekle görevli bir hükümet ajanı değilseniz, ciddi bir aptallıktır. son zamanlarda boğaziçi üniversitesi direnişi ile ilgili sıkça kullanılan söylem oldu bu. şimdi size, bir tweet bağlantısı bırakıyorum şuraya. dikkatle okuyun! kimin twiti bu? cumhurbaşkanlığı iletişim daire başkanı fahrettin altun'un... konu ne? boğaziçi eylemleri... ne diyor? bakın burası çok önemli "gündemi esir almaya çalışanlar..." şimdi insan kendine muhalif diyorsa, kendine "ben hükümetin birinci dereceden kullandığı söylem ile aynı söylemi kullanarak acaba bir bok mu yiyorum?" diye sorar. sabah akşam, 7/24 yılmadan, usanmadan, yorulmadan muhalefet ettiğin insanlarla gündemin ortasındaki bir olaya tıpatıp aynı şekilde yaklaşıyorsunuz. hükümet için de bu olaylar "gündem çarpıtması, gündem işgali", aşşırı radikal, ilerici muhalif olan sizin için de bu olaylar "gündem çarpıtması, gündem işgali"
yani insanda biraz ar duygusu ve akıl olsa, söylemde iktidar ile bu kadar ortaklaşmaktan utanır, bir olay veya olguya dair perspektif sunarken aynı tornadan çıkmışçasına benzeşmekten tiksinir, gıcık olur. ama yok, bu gerzekler bunu farketmeyi geçtim, bununla övünüyor. diliniz, düşünce yapınızı belirler. düşünce yapınız da politik safınızı... belki de muhalif değilsinizdir ha!

devamını okuyayım »