researchmethod

  • 75
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 yıl önce

türk futbolunun gerileme dönemi

2002 dünya kupasında alınan üçüncülükten sonra başarı çizgisinin devam ettirilemeyerek, milli takım ve kulüpler düzeyinde ağır ağır meydana gelen düşüşlerin son bir iki yılda iyice hız kazanarak popüler sporumuzu içine düşürdüğü durum ve bu durumun yaşandığı dönemdir.

(arkadaşım tanımını yaptın mı? yaptım abi, buyur aha yukarıdadır. şimdi bir foruma yazarcasına istediğimi yazabilirim di mi?)

acaba böyle bir başlık açılmış mı ilk incelediğimde, sözlük bana "yok böyle bişii?" dedi. var kardeşim böyle bişii, ne yazık ki var.. aha şimdi sözlükte de kaydı oldu.

gönül isterdi ki bugün bir parçasını izlediğim doksan dakika (yoksa artık noksan dakika mı?) programına konuk etsinler beni, orada bıdır bıdır konuşan abilerin yanında dilim döndüğünce anlatayım ne demek istediğimi, onların da bir parçası olduğu bu duruma ilişkin eleştirilerimi yüzlerine karşı söyleyeyim ama olmaz böyle birşey tabi. ben de en beceremediğim iş olan yazı yazmayı seçerek anlatmaya çalışacağım derdimi... belki kulak veren olur, birkaç kişi daha konu hakkında düşünür, bir büyüğümüz gazetesine taşır bunu da daha geniş kitlelerce daha profesyonelce tartışılır, çözüm filan da bulunur. yoksa cidden yazık olacak. çocukluğumda olduğu gibi atacak birisi sekiz tane gol bir gün, o zaman anlayacağız nereye kadar inebileceğimizi...

efendim sorun son derece nettir. 2000'li yılların başından itibaren dünya futbolunun geçirdiği değişime kulüpler,taraftar, zihniyet, futbolcular, teknik yönetim, medya vs... olarak ayak uyduramamış ve 90'lı yıllarda yakaladığımız ivme ve doğru hamlelerin getirdiği düzeyi kaybetmiş bulunmaktayız.

lig içinde yaşanan rekabetin tuhaflaşması, üç büyüklerin birbirleriyle olan ve futbol dışına çıkmaya başlayan rekabetin aldığı çirkin boyutların tek hedefin birbirinden şampiyonluk çalmak, ligin altındaki takımlar için o sene kümede kalmak için tuhaf hesaplar içinde yüzüp, kamplaşmalar ve şike iddialarına yol açacak hareketler içine girmek, şampiyonluk rekabetini neredeyse "kimin çükü daha büyük" noktasına inebilecek kadar seviyesizleştirmek, büyük resmin ne kadar kötüleştiğini görmeden, yok "kutsal ittifak medyası" masallarıyla, yok "bu sene kim şampiyon olacak, federasyon kim? hakemler birini mi kayırıyor ama bizi kayırmıyorsa o zaman yakarız buraları" edasıyla, "aman şu değişikliği bunlar istedi, o zaman bize zararlıdır, temelden karşı çıkalım ama ileride durum değişir biz de o değişiklikten yarar sağlar hale gelirsek o zaman biz isteyen taraf oluruz" çirkeflikleriyle laf ebeliği yapmak olan futbol ulemaları ve onları gerçekten dinleyen yöneticiler sayesinde bu duruma geldik. tek ölçüt olarak lig şampiyonluğu ile tatmin olan, "ulan ezeli rakibi yenelim yeter, avrupada 4 yesek de olur" diye düşünebilecek kadar küçük vizyona sahip, yönetimini yönlendirmekten bihaber, padişahlık düzeni gibi kulüp yönetici kaprislerine çanak tutan, 40 sene öncede kalmış zihniyetle flaş transferler bekleyen ve yirmi senedir değişmeyen bir şekilde transfer edilen futbolcuyu çiçeklerle havaalanlarında arabesk şekillerde karşılayıp giderken elini sıkmaya bile yeltenmeyen taraftarlar yüzünden bu durumdayız. beş senelik planlamalar yapmayı bir yerine yediremeyip o seneyi atlatsa yeter zihniyetli yönetime, kendini gerek zihinsel gerek fiziksel olarak geliştirmek ihtiyacını ne kadar hissettiği tartışılan ve çoğu -istisnaları dışarıda tutarım- mankenlerle çıkmak en önemli hobisi olan standart futbolcular yüzünden bu durumdayız. (iki ay önce stutgard ve alman genç milli takımda oynamış, bir kaza sonucu futbolu bırakmış bir adamla tanışmıştım, adam ilk alkollu içkisini futbolu bıraktıktan sonra içtiğini, hala sakat bacağıyla, sabahları birkaç kilometre koştuğunu söylemişti, kendisi futbolu bıraktıktan sonra üniversitede okuduğu işi, finans müdürlüğü yapıyordu... bilmem birşeyler ifade etti mi size?)

biz biraz, iki başarısızlıktan sonra tahammül edemeyip, sırf fenerbahçeli olduğu ve hakkında bahsedilen birkaç tuhaf komplo teorisi için bir takım insanların "kellesünü isteruzzz" çığlıklarının eşliğinde eleme turlarının ortasında teknik direktör değiştiren bir ülke olduğumuz için bu haldeyiz şimdi. (ve, adamın gizli misyonunun hakan şükür'ü oynatmayarak galatasaray'ın şampiyonluğuna darbe vurmak olduğunu iddia edebilecek kadar çılgınlaşabilen medya yazarlarına sahip olduğumuz için belki de... ) şimdi aynı adam bir başka takımla yine şampiyonluğa yürürken, acaba yıllar önce o ankara takımında olduğu gibi, birden tuhaf çelmeler yiyerek bu ülkede şampiyonluk üç büyüklerden başkasına verilmez kuralı yine mi uygulanacak? belki de bu ülkede üç büyükler dışında başka şampiyon çıkmadığı-çıkamadığı-çıkartılmadığı için bu durumdayız?

evet, bugün doksan dakikayı izliyorum ve adamın biri çıkmış, bu haftanın en büyük olayının sivasspor-fenerbahçe maçındaki kural hatası olduğunu söylüyor. yaşına, başına, bilgisine olan bütün saygım bir kenara... oynanan avrupa maçlarını gördükten sonra, fenerbahçenin, galatasaray'ın ve son on dakikada biraz şanslı olmasa beşiktaş'ın içine düştüğü durumu farkettikten sonra - eğer farkettiyse-, aynı hafta oynan lyon-real madrid maçını gördükten, steaua buchresh'in çıkışına takın olduktan sonra... hala bir yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı sivasspor-fenerbahçe maçındaki bir olay nasıl haftanın olayı olur? milyonlar sizi izliyor belki.. sizin programınız ki bu ülkedeki en seviyeli spor programı? yapmayın abilerim... yahu bu kadar mı önemli bu sene fenerbahçenin şampiyon olması-olmaması? yahu ben fenerbahçeliyim, yemin ediyorum sizin kadar önemsemiyorum bu sene şampiyon olmuşuz, olmamışız.. uefa kupasında, finali geçtim, yarı final görelim.. feneri geçtim, kayseri-beşiktaş görsün... türkiye eleme turlarından grup birincisi olarak avrupa şampiyonasına katılsın.. bunlardır olaylar... siz ki bu ülkeyi yönlendiriyor olacaksınız, yönlendirmeniz gerekir... bugünkü bütün programı buna ayırmalısınız.. biz sizden öğrenmeliyiz... bize avrupa futbolundaki değişimleri anlatmalısınız... çok umrumdaydı benim sivas maçı, gs-bjk derbisi, fasarya fusarya...

ama yok... biz hala zico'yu getirir, beş brezilyalı dayarız. kafayı fenerbahçeye takmış bir başka büyük kulüp başkanı, alır beş tane brezilyalı bir de demeç verir, istesek onu da alırız, bunu da alırız. alın tabi... sidik yarıştırın... diyorum ki bükreş diyorum... fenerin elendiği dinomo kiev'e, adı sanı duyulmamış adamlarla, takım oyunu oynayarak kendi sahasında dört çekti diyorum... maç boyunca hep koştular diyorum...

biz hala kutsal ittifak medyasındayız, hakemler kimi tutuyordayız... yüzüncü yıl saplantısındayız...

istemiyorum kardeşim yüzüncü yılda şampiyonluk. yirmi yıldır bu takımı tutarım ama damarımı kesseler sarı lacivert akmıyor kanım işte.. kırmızı beyaz akıyor... galatasaray uefa kupasını aldığında, ilhan mansız senegal'e o golü çaktığında, hasan şaş brezilya ağlarını dalgalandırdığında ben havalara zıpladım sevinçten ne diyorsunuz siz? ben yüzüncü yılda şampiyonluk değil, bir ülke takımımı uefa kupasında yarı finalde görmek istiyorum. kayseri önüne geleni devirsin istiyorum... milli takım ona buna, üç beş çaksın istiyorum... ya da bjk olsun, cimbom olsun, fener olsun, çıksın barca'yı deplasmanda sallasın istiyorum tamam mı? yeter bizi oyaladığınız kaç senedir.

ve ne istiyorum biliyor musunuz? ersun hoca alsın manisayı benim yüzüncü yılımda şampiyon yapsın, bu ülkede artık birşeyler değişsin istiyorum. vallahi de istiyorum...

yazım-imla hataları affola... bir ara oturur edit'lerim artık...

devamını okuyayım »