ricardo dominic

  • hippi (417)
  • 746
  • 8
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

mustafa kemal atatürk

herkesin, herkese yapabileceği gibi; bir yerinden tutup, sevdiği veya eleştirdiği lider, devlet adamı ve asker.

(aşağıdakini, bir dakikalık yuva başlığıyla geçtiğimiz 10 kasım'da yazmıştım. bugüne kısmetmiş.)

bilmiyorum ne okudunuz onun hakkında, ne düşünürsünüz.. ileri görüşlülük, zeka, çalışkanlık, askeri deha falan; resmi tarihi bir kenara bırakırsak; benim onda en sevdiğim şey; çocuksuluğu. gerçekten. öyle kudretli bir adamın, içten içe çocuk özlemlerine ve hatta çocuk heyecanına sahip olması.

içki, sigara, kahve, dans.. dünya’da sirozdan ölen başka bir ulusal lider var mıdır acaba?
ve etrafında bir cahiller sürüsüyle bu kadar anlaşılamamış, bu kadar yalnız kalmış bir lider daha var mıdır acaba? devrim zaten zor bir mesai iken; halka, devlete ve düşmana karşı aynı anda devrim nice zordur kendi bilir..

*

türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, “polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”.

onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!

(bkz: bursa nutku)

*

mustafa kemal’e atıp tutmak şimdi çok gözde bir eylem. siz de deneyin bakın, yanınıza bir sürü yandaş bulacaksınız. çünkü çağımız kavram çağıdır. önemli olan neye mualif olduğunuz değil yalnızca mualif olmanızdır. madem mustafa kemal bu denli popüler ve sevilen bir insan; ona laf edersem ben de tam bir isyankar olurum, tam bir asi olurum mantığıyla yola çıkıp, siz de bonus’unuza bonus, primlerinize prim ekleyebilirsiniz..

bugün bir sitede gördüm; birisi “sabahın köründe korna çalarak birisini anmak ne kadar saçma” falan diyordu.. onun görüşüdür, beni ilgilendirmez. ama ben bu insanlara üzülüyorum. bu sabah o hissi yaşayamayanlara üzülüyorum. tıpkı yaşamının coşkusu gibi, ölümünün hüznü de bu ülkede yaşayanları bir anda birleştirebiliyor sanki..

bir dakikalığına bile olsa, kornalarla, saygı duruşlarıyla, sirenlerle bile olsa; ufacık bir an için, tüm ülkenin bir olduğunu, birinin yararının hepimizin yararı olduğunu hissedemeyenler için üzülüyorum. günlük telaş ve hemen yan komşumuzun kuyusuna vurduğumuz kürek darbeleri esnasında aslında zarar verdiğimizin “biz” olduğunu göremeyenlere üzülüyorum. coğrafi konumlara göre insanları yaftalayıp faşizm peşinde koşanlara, mandanın ve boyunduruğun her türlüsüne koşa koşa kafa uzatan tanzimat aydınlarına, mustafa kemal’i tarlada kuş kovalayan bir zat sanan; onu öyle öğrenen ve onun fikrini anlamayan, anlayamayan insanlara üzülüyorum..

mustafa kemal öldü, ona üzülmüyorum; mustafa kemal öldü, bize üzülüyorum..

menşe

devamını okuyayım »