rowt

  • 385
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

esenler otogarı

2009 eylül ayında ilk kez yolum düştü istanbul’a.. son derece heyecanlı bir şekilde bulgaristan’ın başkenti sofya’ya seyahat edecektim. kara yolu ile balıkesir-sofya güzergahında, istanbul üzerinden gidecektik ve tabi ki esenler otogarı.. gece 01:00 sularında otogara giriş yaptık. hava oldukça pusluydu. eylül ayı olmasına rağmen çivi gibi bir ayaz vardı. üst geçitten bozma bir yerde bizi indirdiler. yerler motor yağı ve çamurla kaplıydı. valizlerimizi nasıl aldık hatırlamıyorum bile. az ilerimizde ise taksiciler, rutin yolcu kapma kavgasına girişmiş birbirlerine ince joplarla girişiyorlardı. o bölgeden uzaklaşıp, avrupa reyonuna , üst kısma doğru ilerlemeye başladım. normalde üst köprüden geçmem gerekirken, otobüs yolundan devam etmişim ve karanlık dehlizleriyle tanıştım esenler otogarının...

iç içe geçmiş yüzlerce oda, hiçbirinde boya yok, kimisi camla kaplı, kimisi terkedilmiş yıllar önce.. fare ölüleri yerlerde, etrafta keskin bir sidik kokusu hakim. uzaktan bağrışma sesleri kesilmek bilmiyor, köpek havlamaları, kadın çığlıklarına karışıyordu. adımlarımı hızlandırdım, valizimin kirlenmesini umursamıyordum artık, sürükleye sürükleye koşar adım ilerliyordum. büyük kolonların dibine sinmiş yaşlı bir adam, cebindeki son sarma sigarasını çıkartıp dertli dertli içmeye çalışırken yanından geçip üst kısma ulaştım.

saniyesinde şerefsiz bir itin teki valizime yapıştı. nereye abi dedi, sen kimsin diye sordum, elazığ veya muş ile ilgili birşeyler söyledi. ya ananın amcığı, senin beni rahatsız etmeye ne hakkın var? ben elazığ’a veya muş’a gidecek olsam, gider biletimi alırım. neyse herifi ittirdim, ters ters bakıp yoluma devam ederken bu sefer bacaklarıma iki tane çocuk yapıştı. bir tanesi sakız satıyor, diğeri selpak. hava buz gibi ve gecenin bir yarısı olduğu için kıyamadım birer tane aldım.sene 2009, o zaman suriyeli bile yok düşün artık.

biletimin olduğu reyona geçtim, çantamı emanetçiye bıraktım. acilen tuvalete girmem lazım. emanetçiye sordum yerini tarif etti. kenarda köşede berbat köhne bir yer. kapının girişinden dışarı sular akıyor. kapının girişinde bir gözünü yıllar önce kaybetmiş bir yaşlı adam, 1tl ücret alıp kolonya tutuyor. neyse girdim içeri daha uzun yol var önümde mecbur. aynaların bir kısmı kırık bir kısmı yerinde yok. florasan lambaların çoğu patlak, geri kalanları yarım yamalak yanıyor. korku filmlerinde tekleyen lambalar gibi. hemen küçük tuvaletimi yaptım, elimi yıkamadan çıktım. musluğa dokunsan daha fazla mikrop kaparsın yani çok afedersin insanın kendi penisi bin kat daha temizdir. velhasıl otobüsün kalkma vakti yaklaştıkça içime bir huzur dolmaya başladı. sanki kurtulma hissi, adeta hapisten çıkan bir insanın; bir daha bu siktiğimin yerine geri dönmeyeceğim haykırışları gibi birşeydi bu.

otobüsün önünde kalkmasını beklerken cebimden sigarama uzandım. bir tane çektim çıkardım. çakmağı sıkıca tutarak yaktım, insanları gözlemlemeye başladım. istanbul’a çalışmaya gelen veya çifte vatandaş olan çok sayıda insan vardı avrupa reyonunun önünde. içlerinden bir tanesi ince sigara içen ve benim gibi otobüsünün kalkmasını bekleyen bulgar kökenli 40-45 yaşlarında bir kadındı. siktiri boktan bir firmanın yine aynı yaşlardaki bir çalışanının tacizine maruz kaldı gözlerimin önünde. adam ısrarla kadını bir yerlere davet ediyor, kadın ise yarım yamalak türkçesiyle; ben buraya eşimi çocuklarımı görmeye geldim diyordu. amacına ulaşamayan şerefsiz, iki metre arkasına , yazıhanenin önüne bir sandalye çekip kadına laf atmaya devam etti. etrafındaki diğer çalışanlar ise piç gibi sırıtıyordu adeta sırtlan gibi. niye müdahale etmedin diye soracaksınız, sıkıyorsa müdahale edin. sizi on kişi hemen o dehlizlere çekip makyaj yaptırıp, peruk takıp sikerler. sonra da o dehlizlere gömerler.

hayatı boyunca ilk kez istanbul’a gelmiş birisi olarak iğrendim o şehirden ve istanbullulardan.. şimdi diyeceksiniz yahu bir otogardan 14 milyonluk bir şehrin analizini mi yaptın? evet aynen öyle. çünkü bir tane bile düzgün insanın olmadığı, herkesin maddi ve fiziksel olarak birbirini sikmeye çalıştığı, hoşgörünün , estetiğin ve insanlığın yer almadığı bir otogar, istanbul hakkında yeterli kanıt veriyordu benim için. iyi insanların çoğunlukta olduğu şehirler, esenler otogarı gibi pislik üreten bölgeleri anında yok eder. ancak istanbul’un insan profili ne yazık ki bu. eski entrylerimde de devamlı istanbullulara giydirmemin sebebi de bu travma aslında. hayatımın yarım saatini geçirdiğim bu bölge, beni resmen koca bir şehirden hatta ülkemden soğuttu. devamlı olarak istanbulluların, ege bölgesine göç etmesine de bu sebepten karşı çıktım. lafı fazla uzattım, bu berbat yapıyı yıkıp yerine dünyanın en güzel otogarını yapsanız değişen ne olacak? içinizdeki kötü insanları nasıl yok edeceksiniz ey istanbullular?

devamını okuyayım »
28.01.2018 04:25