rygard

  • azimli
  • kofti anarşist (185)
  • 4634
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

statların ve üniversitelerin karakollaştırılması

akp'nin toplumsal muhalefetin tüm unsurları üzerinde yürüttüğü uzun soluklu sindirme, parçalama ve yönetme anlayışı doğrultusunda şekillenmiş planlı saldırısının son ayağıdır. tayyip erdoğan'ın reyhanlı katliamı sonrasında gittiği ve kamu oyu tarafından “emir ve talimatları almaya gitti” biçiminde günlerdir eleştirilen gezi meyvelerini vermeye başladı. aslında satır arasında geçen bir haberdi sadece, şu saatlerde de henüz basın tarafından keşfedilmiş değil sol haber portalının yaptığı bir haber dışında görebildiğim kadarıyla. burjuva medyanın ise bu tip haberleri “keşfetmek” konusunda pek de hızlı oladığı hepimizin malumu.

peki tayyip erdoğan ne diyor;

öncelikle yanlı ve çarpıtılmış haberleriyle fazlasıyla ünlü bir kaynaktan alıntılayalım;

“futbolda son günlerde şiddet olayları korkutucu hale geldi?
kulüpler, federasyon ve medya birlikte çalışın... biz de hükümet olarak üstümüze düşeni yaparız. bir de statlardan ve üniversiteden özel güvenliği çıkartacağız. çünkü danışıklı dövüş oluyor. -19.05.2013 ,nternethaber.com“
http://www.internethaber.com/…istiracak-536515h.htm

daha detaylı bir inceleme için ise şahsen benim de ilk olarak haberi fark ettiğim kaynak olan sol haber'den alıntılayalım;

“kulüpler, federasyon ve medya birlikte çalışın... biz de hükümet olarak üstümüze düşeni yaparız. bir de statlardan ve üniversiteden özel güvenliği çıkartacağız. çünkü danışıklı dövüş oluyor. kulüp yönetimlerinin çıkarları için çalışıyorlar, güvenlik için değil. onları artık üniversitelerden ve statlardan çıkaracağız. yine polis bakacak bu işe. “

not: birbirine zıt iki kaynaktan alıntı yapmamın nedeni, akp'nin her saldırı girişiminde, karışıklık yaratmak ve faşizan eylemin kendisini itibarsızlaştırmak için kaynağa saldıran ad hominemci işbirlikçileri devreden çıkartmaktır.

elbette aslında bu futbol sahaları ve üniversiteler olarak ik ayrı başlıkta incelenebilir. hatta doğrudan statlara yönelik olarak dile getirilmesi, üniversitelerin kaşla göz arasında araya sıkıştırılması da tesadüf değildir. özellikle akp'nin son iki yıldır futbol taraftarları ile bir takım sorunlar yaşadığı ve her ne kadar futbol taraftarları özelinde genel bir özgürlükçü, hükümet ve veya devlet karşıtı anlayış gelişmemiş olsa da, çeşitli örneklerde akp'nin başına sıkıntı açabildiği inkar edilemez. ancak yıllardır süregelen oligarşinin, akp'nin de sürdürdüğü taktiği gereği, statlar lütfedilmiş sahte özgürlük alanlarıdır. taraftarından klubüne, baınından magazinine son derece yozlaşmış futbol dünyası egemenler için ciddiye alınır bir tehlike değildir, 12 eylül darbesinden beri de “halkın isyanını sınırları çizilmiş seviyelerde deşarj edip, egemenler için tehlike oluşturmadan sakinleştirileceği” alanlardır statlar.

peki bugün ne değişti, neden akp her ne kadar asıl sorunu olan üniversite hareketlerini kontrol etmek için bir kılıf olarak kullansa dahi statlara müdahale etme gereği duyuyor. cevap basittir, ileri demokrasi ironisiyle anmaya artık alıştığımız faşizmin sınırları, daha önce uğraştığı demokratik unsurlar geriledikçe ve egemenliği sıkı sıkı elde tutmanın getirdiği rant büyüdükçe genişledi, başka bir deyişle babil'in kuleleri artık yükseldi, efendileri yağlandı ve semirdi. artık polisin copuna, işkencesine, biber gazına, sinir gazına günün popüler deyimi ile sadece “marjinaller” hedef olmuyor. ses ıkarmaya cüret eden ve devletin kızgın otoritesi karşısında kayıtsız şartsız boyun eğmeyi reddeden her unsur azgın saldırının hedefi konumunda. ne ortadoğunun yakından tanıdığı vahşi dinci terör saldırılarılarına hedef olup sesini yükselten reyhanlı halkı kurtulabiliyor gazdan, ne elinde sirke şişesi ile marjinal edilen 17 yaşındaki kızlar, ne işçiler emekçiler, ne öğrenciler, ne de sezonun son maçına gitmek isteyen ve yıllardır her hafta yaptıkları şekilde takımlarını destekleyen taraftarlar.

sorunlu olan kısım ise, bu faşizan baskının dayanacağı bir doğal limit olmaması ve gün geçtikçe şiddetlenerek yaygınlaşması ve suni dengenin bir parçası haline gelmesi. elbette diyalektik bir noktada kendini dayatacak ve bu patlayacak, ancak bizim derdimiz bu patlama anını bekleyebilecek sabrımızın kalmamış olması artık.
(bkz: suni denge)

bu boyutuyla işin futbol tarafını bir süreliğine geride bırakır ve özüne gelirsek, sormamız gereken iki soru var;

birincisi bu sürece nasıl gelindi, akp üniversiteleri karakollaştırmak kadar cüretkar ve kolay klay uygulanmayacağı açık, direnişle karşılaşacağı rahatlıkla öngörülebilir bir hamleye nasıl ulaştı?
ikinci soru ise üniversitelerin akp'yi bu kadar korkutmasının nedeni nedir?

üniversiteleri karakollaştırmak, akp'nin hemen her alanda genelde halkın hak alma mücadelesine ve özelde örgütlenme hakkının kendisine karşı geliştirdiği diğer saldırılar gibi kademeli olarak işleme sokulmuş ve zamana yayılarak “alıştırarak” sonuç almayı hedefleyen bir saldırının son (gün itibariyle) basamağıdır.

12 eylül'ün doğrudan öğrenci muhalefetini durdurmak ve tekrar gelişimini engellemek amacıyla oluşturulmuş kurumu yök ve kollak güçlerinin ortak çabası sonucu polisin üniversiteye sokulma çabası yeni değildir ve sonuç da almış, mesafe kat etmiş bir saldırı planıdır.

yakın tarihli birkaç örneğini incelersek;

2010 tarihinde üniversitelerden “sivil polisler için yer tahsis etmeleri” ve “güvenlik koordinatörleri toplantıları” adı altında ihbarcılık ve işbirlikçilik faaliyetlerinin düzene konması talep edilmiştir;
http://i.milliyet.com.tr/…10/05/fft16_mf860303.jpeg
*milliyet gazetesinden alıntıdor, haber linki; http://www.milliyet.com.tr/…010/1297831/default.htm
ki bu talebin yaz tatili esnasında gerçekleştirilerek, fiili olarak öğrenciler tarafından müdahale edilememesi için önlem alındığı gözlerden kaçmamalıdır.

veya gündemimizden halen çıkmamış odtü saldırısında, kendi okulunda barışçıl eylem yapan odtü'lülerin üzerine bizzat başbakan ile birlikte gelip saldıran 3000 polis, 8 toma, 70 polis aracından oluşan, hiçbir koşulda “kalabalık kontrolü” ile açıklanamayan, bilinen tüm standartlara göre sadece askeri işgal birliği olarak ifade edebileceğimiz polis gücü ile yapılan saldırı gösterilebilir.

dicle üniversite'sinde yakın zamanda yaşadığımız hizbullaha bağlı güçlerin polis korumasında okula girmesi, saldırması ve yine polis korumasında ayrılması, istanbul üniversitesi'nde ve itü'de yaşanan saldırılar. örnekler ne yazık ki sayabileceğimizden de fazladır.

tayyip erdoğan'ın, ögb'lerin “danışıklı dövüş” yaptığı iddiasına en yalın ve net yalanlama ise sanırım eskişehir osman gazi üniversitesi'nde yaşayanan, yemek fiyatlarını protesto etmek isteyen üniversitelilere ögb tarafından okulun ortasında işkence yapılarak saldırılması olayı sonrası polisin gösterdiği tavırdır. osmangazi üniversitesinde elini kolunu sallayarak rahat rahat gezen sivil polisler, ögb'lerin saldırısını gülerek izlemiş ve ardı sıra işkence görmüş öğrencileri göz altına almıştır. takip eden günlerde ise çevik kuvvet eliyle üniversitede terör estirmekten geri durmamışlardır.

üniversitelerin akp hükümetini neden bu kadar korkuttuğu ve neden devamlı yeni taktikler geliştirmek zorunda bıraktığını anlamak için ise günümüzde içinde bulunduğumuz mücadele kadar geçmişe de bakmak gerekir.

ta 60lı yıllarda mücadelenin temellerinin atıldığı fkf'nin zaman içinde önce artık efsaneleşmiş dev-genç'e dönüşmesi ardı sıra üniversitelerden tüm yurda, alanlara, kırlara, tarlalara, fabrikalara yayılması gibi, 12 eylül cuntası sonrası devrimcilerin hapishanelerde yaktığı kıvılcımları yangına çeviren ve cuntanın işgal ettiği alanları mücadeleye açan da yine gençlik hareketleri, üniversite muhalefeti olmuştur.

84^de kazanılan ufak açılımlarla yine gelişme sürecine giren gençlik hareketi, 88-89 döneminde yeniden şekillenişini yaşamış vizeler, harçlar, yök gibi üniversite içi somut hedefleri dışında, daha dışa dönük bir eylemlilik geliştirmesine, politikleşmesine ve toplumsal muhalefet içinde aktif yerini tekrar kazanmasına neden olmuştur.

16 mart 1978 katliamını protesto etmek olarak somutlaşan ilk eylem 16 mart 1988'de laleli'de pasif direnişin, aktif karşı koymaya dönüşmesiyle zincirler kırılmış, dev-genç'in 1 mayıs 88'de ise istiklal caddesinden taksim'e çıkmak için yapılan yürüyüş ve ardı sıra çatışma ile 1 mayıs yasakları da fiilen ortadan kaldırılmıştır.
(bkz: dev-genç)
(bkz: gençlik federasyonu)
(bkz: tödef)

çok uzatmayacağım tarih dersini, ancak sonuç itibariyle hak alma mücadelesinin hemen her unsuruna yolu açan ve 1990ların devrimci atılımını yaratan bir kez daha dev-genç ve öğrenci muhalafeti olmuştur.

şimdi söz konusu durumla mücadele çağrısına gelebilecek olası eleştrilerden biri de muhtemelen şudur ki "daha önce de üniversitelerde polisin ve hatta jandarmanın yetki alanı vardı, ee neden şimdi itiraz ediyorsun" evet daha önce de üniversitelerin karakollaştırılması oligarşinin uyguladığı saldırı biçimlerinden biriydi. ancak polisler bu okullardan kendiliğinden çekilmedi, özgürlükçü ve devrimci mücadelenin verdiği şehitler pahasına çıkarıldı. ve günümüzde, tüm bu reel faşizme ve yaygın uygulamalarına karşın okullara polis girdiği vakit rektörlere, dekanlara karşı yoğun bir baskı oluşturabiliyorsa, hesap soruyorsa öğrenci hareketi, bu daha önce verilmiş olan mücadelenin kazanımıdır. daha önce okullara polisin kolaylıkla girebilmesi bu uygulamaya bir bahane değil, tam tersi, bu planı daha da rahatsız edici kılan, ardındaki faşizmi daha da net biçimde ortaya koyan bir hakikattir.

devam edelim; bugüne baktığımızda ise yine dört bir yandan sıkışmış demokrasi ve özgürlük mücadelesi güçlerinin en güçlü unsuru üniversitelerdir. zira bunu akp'de sık sık verdiği saldırgan demeçlerle vurguluyor, sadece fiziksel saldırılar, okuldan atılma tehditleri, tutuklama dalgaları ile değil aynı zamanda yalan ve iftiralarla, yandaş basın destekli karalama çabalarıyla da bu cepheden saldırıyor. yani hemen her katliamın, saldırının, devlet terörünün ardı sıra en güçlü sesin üniversitelerden, öğrenci muhalefeti bileşenlerinden çıkması ve en pervasız saldırılara da yine bu alanın hedef olması bir tesadüf değildir.

bugün akp'nin çıtlatmaya başladığı ve kuvvetle muhtemele yaz aylarında, öğrenci hareketinin doğpal yapısı gereği yeterince güçlü tepki veremeyeceği zamanlarda uygulamaya koyacağı üniversitelerin karakollaştırılması projelerinin altında işte tüm bu hakikatin hesapları yatmaktadır. demokrasi ve özgürlük mücadelesinin tüm unsurlarını ama az ama çok (kimi alanda tamamen) sindirmeyi başarmış olan akp'nin yakın ve muhtemelen nihai hedefi öğrenci hareketler olarak şekillenmektedir.

polisin sadece birer ikişer saat süreyle bulunduğu üniversitede bile ardı sıra yüzlerce yaralı bıraktığı, insanları öldürmek maksadıyla başlarından vurduğu bir gerçeklikte, üniversitenin güvenliğini polise bırakmak demek, üniversitelerin sadece ve sadece akp'nin üst düzey yönetimi, sermaye ve polislerin kendileri için güvenli olması, yaşanacak yüzlerce katliamın kapıda olduğu anlamına gelir.

bu notkada ise tüm emek, demokrasi ve özgürlük güçlerinin kenetlenmesi ve akp'nin planlarını boşa çıkartması, yarı açık faşizmden hitler almanyasına geçiş yapmamak için uygulanması gereken tek yoldur.

devamını okuyayım »
19.05.2013 11:59