sacristy

  • 20
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

atina

atina hakkında kısa bir gezi yazısı karalayacağım. gezmeyi düşünen varsa belki işine yarayabilir.

atina’da gezilmesi elzem olan yerler birbirine pek yakın. bu nedenle pek çok yere fıtı fıtı yürüyerek gidebilirsiniz.

merkezde üç tane önemli meydan bulunuyor. syndagma (parlemento binasının önü), monastraki (alışveriş, hediyelik eşya, yeme-içme mekanları) ve omonia (oteller falan).

ayrıca atina’da göze çarpan üç tane tepe bulunuyor. en ünlüsü, pek tabi, akropol; diğerleri ise, lycabettus tepesi (ya da lykavittos) ve filopappou tepesi.
bu üç tepe ve üç meydan etrafında atina’yı tane tane anlatmaya çalışayım.

omonia

önce otel vs. kısmından hareketle omonia’dan başlayayım. omonia meydanını arkanıza aldığınızda sağ tarafta kalan pirous (ya da panagi tsaldari) caddesinin üzerinde çeşitli bütçelere için uygun oteller bulunuyor. merkez olarak nitelendirilebilecek olan monastraki ve syndagma’da da pek çok otel bulunuyor. omonia’dan yürüyerek bu iki meydana da 10-15 dk’da ulaşabilirsiniz. omonia meydanını dik bir şekilde kesen 28is oktovriou caddesi’ni takip ederseniz sağ cenahta bulunan ulusal arkeoloji müzesi’ni bulabilirsiniz.

ulusal arkeoloji müzesi 3 kattan oluşuyor. her bir katı birbirine geçişli, numaralı odalardan oluşuyor. giriş katta ortada bulunan salonda tarih öncesi alet edevatların bulunduğu bir sergi alanı var. katı çevreleyen ve iki sıra halinde uzanan odalarda ise tarih sırasına göre ayrılarak yerleştirilmiş olan heykeller ve mezar taşları bulunuyor. heykel ve mezar taşları yoğunlukla pentelic mermer ve parian mermerlerden yapılmış. az sayıda bulunan bronz heykellerin ise oldukça etkileyici olduğunu belirteyim ki siz de etkilenin. müzede ayrıca mısır’daki helen kültürüne ilişkin de ayrı bir bölüm bulunuyor. yine belirli dönemlere ait antik vazolar, geçmişte akropol bölgesini gezmiş olan gezginlerin yazdıkları tarihi kitaplar, tablolar vs için de ayrı bölümler bulunuyor. her odada bir görevli bulunuyor. heykellere hareket çeken var mı diye kontrol ediyorlar. diyeceksiniz ki “ulan, arkeoloji müzesine giden adam heykele ne yapacak?”. yapıyorlar efendim. görevliden uyarı alan ailenin milliyetini burada paylaşmama gerek yok diye tahmin ediyorum. öte yandan gezerken köpek gibi yoruluyorsunuz. dizleriniz titriyor, diliniz dışarı çıkıyor. tam o anlarda giriş katın bir altında bulunan kafeteryaya inip bir şeyler yeyip içebilirsiniz. fiyatlar uygun, içerisi ferah.

syndagma

eğer kalacağınız yer syndagma-monastraki-omonia üçgeninde bir yerde ise havaalanından buraya ulaşım gayet kolay. havaalanından x95 numaralı syndagma express yazan otobusle 6 euro karşılığında sydagma’ya ulaşabilirsiniz. ya da 10 euro karşılığında metroya binip, metroyla da gelebilirsiniz. bu arada araçlarda bilet kontrolü vs gibi bir şeyle karşılaşmadık. yani pek ala biletsiz de binilebiliyor. fakat bir görevliye yakalanırsanız -yanlış hatırlamıyorsam- bilet tutarının 60 katı ceza ödetiyorlarmış. syndagma meydanı’nın hemen karşısında parlamento binası bulunuyor. önünde meçhul asker anıtı, nöbet tutan iki asker ve nöbet değişim zamanını gözleyen zibilyon adet turist görebilirsiniz.

parlamento binasının yanından itibaren başlayan ağaçlı, çalılı, çırpılı alan ise ulusal bahçalar (national gardens). bu bahçalar öyle bizdeki gezi parkı gibi değil. yani benzediği kısım var aslında. ikiside şehrin tam ortasında. ama atina’daki bu bahçalar çok daha büyük bir alanda kurulu. hem galiba kimsenin aklına bahçayı söküp de avm, cami, kışla vs gibi, efendime söyleyeyim barok bir yapı yapıştırmak gelmemiş. halbuki alan ağaoğlu mynationalnightmareresidance yapmak için gayet müsait.

ulusal bahçaların içinde ufak radyosundan müzik dinleyerek bulmaca çözen dedelere, jogging yapan kızlı erkekli minimal gruplara, gingerla gezen marjinal zıpırlara rastlayabilirsiniz. ulusal bahçelerin içinden leof. vasilissis olgas caddesine doğru yürürseniz (-ki, biz tam tersine yürüdük ama bunun konuyla ilgisi yok) yine bahçaların içinde bulunan zappeion’u bulacaksınız. zappeion 1800’lerin sonuna doğru yapılmış. daha çok sergiler için kullanılan güzelce bir yapı. sergi falan yoksa içini gezemiyorsunuz. ama dışına bakın. böyle, uzuuun uzuuun bakın. çünkü güzel. “leof. vasilissis olgas caddesine doğru bu kadar yürümek bizi kesmedi. az daha yürüyeceğiz” derseniz, yürüyün, karşınıza çok yüksek ihtimalle olimpia zeus tapınağı çıkacak. 2000 yıldır orada dikiliyor başka bir yere gitmiş olamaz. 15 tane sütünu var. giriş 6 euro (akropol’ten ortak bilet alıp zeus tapınağı için ayrı bir bilet almadan burayı gezebiliyorsunuz. bilet konusunu akropol kısmında daha düzgün anlatmaya çalışacağım).

zeus tapınağı’nı içine alan arsanın bir tarafında hadrian kapısı var, diğer tarafı ise panathenaic stadyumu’na yakın. çılgınlar gibi fotoğraf çekin. panathenaic stadyumu’nun iç kısmına biz girmedik. ama yan tarafında tuvalet var, 50 cent’e işeyebilirsiniz.

monastraki

dört nala gelip syndagma’dan monastraki’ye bir kısrak başı gibi uzanan bu cadde yani ermou, bizim değil. ama istiklal’i andırıyor. bir kısmı trafiğe kapalı, monastraki meydanının yanından itibaren ise trafiğe açık. ermou’da pek çok mağaza vs bulunuyor. ermou’dan alış veriş yapmak size ne katar bilmiyorum ama cadde üzerindeki mini kilisenin (kapnikarea) çevresindeki taşlara totonuzu koyup dinlenebilir, etrafta sokak müzisyeni varsa güzel bir müzik dinleyebilirsiniz. caddede yürümeye biraz daha devam ettiğinizde sol taraftan yola katılan araçları farkedeceksiniz. fark ettiğiniz anda kaldırıma çıkın, yolun ortasında durmayın. biraz daha yürüdüğünüzdeyse monastraki meydanına ulaşacaksınız. ulaşın.

monastraki, meydan gibi meydan. her milletten zevat buraya gelip ceplerindekini sağa sola döküp memleketine dönüyor. meydanda tsisdarakis cami ve ismini hatırlayamadığım bir kilise sizin dikkatinizi çekebilir. bizim dikkatimizi çekti. ama uzaktan çekti. öyle içine girip bakmadık. ama bakmak isterseniz orada yani. mitropoleos sokağında meşhur bairaktaris ve thanasis restoranları bulunuyor. bunlar bildiğin kebapçı, biz bairaktaris’e gidip deniz ürünü yediğimiz için pek beğenmedik. siz kebap yeyip bana anlatırsınız artık.

mitropoulos’tan çıkıp meydanı boydan boya geçerseniz ifestou sokağı’nı görürsünüz. sokağın girişinde eşşek kadar “bit bazarı” yazısını asılı, görmemeniz imkansız. burada yurtdışına çıkma arzumuzun temelinde yatan birincil unsur olan “magnet”lerin envai çeşidine ulaşabilirsiniz. oradan bir sürü magnet, çanak, çömlek, çüklü biblo vs satın alabilirsiniz. aynı sokakta bir tane de olympiakos resmi dükkanı var. atkı manyağı bir arkadaşınız varsa ona oradan atkı vs alarak küçük resmi sürprizler yapabilirsiniz.

ifestou’nun bir paralelinde adrianou sokağı var. buralar sağlı sollu atıcı mekanı. adrianou’nun girişindeki kotili çok tatlı bir mekan. bir gitar, bir buzuki, oturmuşlar yan yana, sırıta sırıta çalıp oynuyorlar. deniz ürünleri ile feta peynirinden yaptıkları ve şu anda benim adını hatırlayamadığım ancak görsem “hah buydu lan” diyebileceğim susamlı yiyecek de pek güzeldi.

adrianou’da biraz daha ilerlediğinizde yine sağ tarafta diodos isminde bir mekan gözünüze çarpabilir. oraya oturun “merhaba” deyin, türkçe deyin ama ki size türkçe menü versinler. mekan sahibi gibi görünen abiden rica ederseniz kendisinden bir kuple evreşe yolları’nı dinleyebilirsiniz (kendisi türkiye'nin en iyi futbol takımının ankaragücü olduğu görüşünde) . oturduğunuz yerden alfa weiss içip akropol’ü izleyebilirsiniz.

tekrar ermou caddesi'ne dönüp, monastraki meydanını geçtikten sonra sağ tarafta kalan bölgede yine çok güzel mekanlar var. sokağa kurulu masalarda yunan musikisi dinleyip yan masadaki amca ve teyzelerle çiftetelli ve sirtaki karışımı bir şeyler yapabilir, kuzeninizin düğünündeymiş gibi hep beraber kasap havası oynayabilirsiniz. ellion mythagogia diye bir mekan var. öyle pek göze çarpmayan, christokopidou kilisesinin dibinde, insanların yüzünden gülücüğün eksik olmadığı bir yer burası. yakınlarda çok övülen lythos diye de bir mekan var ama biz burayı tercih ettik. iyi ki de öyle yapmışız.

son olarak, monastraki meydanındaki taksicilere aman dikkat edin. taksim meydanındaki sistemin aynısı var. meydandaki duraktan taksiye binmeyin. 3-5 katı fiyat çekiyorlar. yoldan geçenlere binin. ve mutlaka kaç para tutacağını sorun binmeden önce.

lycabettus

şimdi gelelim dağa, taşa. syndagma’yı hatırlıyosunuz. yukarda anlattık o kadar. syndagma’daki parlamento binasının giriş tarafındaki leof. vasislissis sofias caddesinden syndagma’nın tersine doğru yardırın. sol taraftaki sokakları takip edin, ploutarchou sokağı’nı görünce dümdüz yukarı doğru çıkın. sokak bitip önünüze merdivenler çıkabilir aldımayın. merdivenlerden çıkın. dümdüz yılmadan devam ederseniz bir tepenin başlangıcına varırsınız. bu arada az önce geçtiğiniz yerler de kolonaki’ydi. zengin mekanı biraz. kolonaki sokaklarında yürürken uslu bir çocuk olursanız ariane labed’i görebilirsiniz. ben gördüm. elinde bir torba, emekli öğretmen gibi evine yürüyordu. yani, heralde evine yürüyordur. güzel kadın. allah yorgos lanthimos’a bağışlasın (kocası). neyse, tepe diyorduk. zik zaklı bir yoldan tepeyi çıkmaya başlayabilirsiniz. “yok benim götüm ağrır, çıkamam” derseniz. sağ tarafta finiküler var. tepenin içinden direk yukarı çıkarıyor. 5 euro’ydu galiba, tek çıkış. gidiş-dönüş 7,5 euro. ama bence finiküleri kullanmayın. güzel güzel, püfür püfür, zikli zaklı, çıkın yukarılara doğru. bol bol manzaraya bakıp fotograf çekin, çektirin. tepede bir kilise var, manzara çok güzel. şehrin tamamını görebiliyorsunuz. tepede biraz ileride bir de tiyatro var, tarihi falan değil, bildiğiniz metal kontrüksiyon. görmek isterseniz orada duruyor.

filopappou

yukarıda monastraki’yi anlatırken adrianou sokağı’ndan bahsetmiştim. o sokaktan devam ettiğinizde ileride sola doğru kıvrılacaksınız. o yolu takip edin. ileride akropol’ün girişini göreceksiniz. tur otobüsleri falan, kavşak mavşak var işte. oraya geldiğinizde, sağ tarafınızda ağaçlıklı düz bir yol olacak. oraya daldığınızda az ileride agios demetrios kilisesi’ni görebilirsiniz. sol taraftaki patika yollardan bir tanesi sizi sokrat’ın hapishanesine, diğeri ise filipappou tepesine götürecek. sokrat’ın hapishanesi hemen 30 m içeride. pek bir numarası yok açıkcası. yunanlılar da aynı fikirde olacak ki, etrafı oldukça bakımsız. mimari özelliği olan bir yapı olarak değil de, daha çok içi oyulmuş bir kaya olarak düşünebilirsiniz. “bu muymuş lan sokrat’ın hapishanesi” dedikten sonra diğer patikadan filopappou anıtı’na doğru yürüyebilirsiniz. anıtın bulunduğu zirve yine size çok güzel bir instagram ve facebook interaksiyonu sağlayabilir çünkü gerçekten de çok güzel bir manzara var. akropol’ü farklı bir açıdan görebilirsiniz. fakat filopappou ile ilgili söylenmesi gereken bir şey de şu; burası çok bakımsız. anıt yakınlarında ufak da olsa bir işletme vs. olmadığından sanırım, kimse içine dert edip de sağını solunu düzenlememiş. tepenin ters tarafında bulunan dik yokuşta köpeklerle, ortalık yere işeyen dayılarla karşılaşabilirsiniz. biraz tekinsiz yani. öyle ki, geceleri gasp, soygun gibi pek tatsız hadiselerin yaşanabileceği gibi bilgiler de edindik. biz gittiğimiz böyle bir sıkıntı yaşamadık. sadece 8-10 tane turist vardı. ama böyle de bir rivayet var yani, kulağınıza küpe olsun. ek bilgi olarak, parthenon’un tavanını çökerten top atışı 1687 yılında venedikliler tarafından bu tepeden yapılmış. tepeyi bok gibi anlattım ama öyle boru da değil yani.

akropol

akropol’ün girişini kime sorsanız gösterir o nedenle tekrar tarif etmeyeceğim. zaten yukarıda da bahsettim aslında. bilet mevzuundan başlayalım. 20 euro regular, 30 euro civcivli. tahminimce 30 euro’luk biletle agora antik kenti’ni ve zeus tapınağını’da gezebiliyorsunuz. sanırım aldığınız bilet 3-4 gün geçerli oluyor. yani hepsini aynı gün gezmek zorunda değilsiniz. ama oraya giderseniz daha detaylı öğrenmeniz yararınıza olur. biletleri aldınız ve çok sıcak olduğu için gişenin yanındaki ağaçların yanına oturdunuz. susadığınızı farkettiniz. aha, su yok yanınızda. olsun şuradaki dükkandan alırım ne olacak dediniz. bok alırsınız. oradan ancak limotana, bira vs alabiliyorsunuz. fiyatta da çakıyorlar haliyle. tam turist aktivitesi. su yok amk ya, su. neyse.

akropol’ün içini anlatmayacağım. güzelce gezin. keyif alın. bazı mallar gibi çıkıp, “bence efes daha bıdı bıdı, ötekisi daha fik fikli” falan gibi gereksiz karşılaştırmalara girmeyin. tadını çıkarın gittiğiniz yerin. tarih boyunca neler yaşanmış o göt kadar yerde. akropol’de; propylaea, erechtheion, athena nike tapınağı, herodes atticus tiyatrosu ve tabiiki parthenon’u görebilirsiniz. daha bir sürü şey var, güzelce gezin, dibini sıyırın. bu arada girişte su olmamasına sövmüştüm ya, parthenon’u geçtikten sonra sağda beleş su var. çok da şey yapmayın yani.

akropol’den indikten sonra akpolün diğer yüzüne denk gelen kısımda, anafiotika ve plaka var. buraları da bir gezin, pişman olmazsınız. zaten gezmeye geldiniz. plaka’daki kafelerin terasında akropol ve lycabettus manzarasına bakarak bira içebilirsiniz. bence çok da güzel yaparsınız. yarasın.

genel notlar

yemek için bir yere oturduğunuzda mutlaka masanıza bir sürahi su koyuyolar. bardakları dağıtıp servis ediyorlar. beleş.

yeme-içme ucuz. istanbulda adam başı 90-100 tl’ye ancak çıkabileceğiniz menülerin 12-15 euro’ya üstesinden geliyorsunuz. ikram kültürü burada da var. mutlaka ekstra bir şeyler veriyorlar. ama servisler biraz yavaş. fazla sallamıyorlar. dolayısıyla bahşiş konusunda takıntılı değiller.

önceden burun kıvırdığım yunan müziklerini dinleye dinleye hastası oldum. giorgos zampetas’ın pou ‘sai thanasi şarkısını dinleyin, dinletin.

pazar günleri marketler kapalı, hediyelik uzo alma işini pazara bırakmayın.

kahvaltı için veneti kafe’ye gidebilirsiniz. çok güzel omletleri ve hamur işleri var. pek çok yerde şubesi var.

yazın gitmeyin. piştik biz. baharda gidin. 4 gün ideal. atina’ya gitmeden önce “abi atina’da napıcaksın 4-5 gün. hiç bi bok yok ki orda yeaa. ahı ahı ahı” diyen arkadaşlarınızla ilişkinizi sunturlu bir küfür eşliğinde kesin. kültür, tarih, arkeoloji vs. gibi konular ilginiz çekiyorsa atina’ya mutlaka gidin. deniz tatili istiyorsanız. bir sürü ada var atina ‘ya gitmenize gerek yok.

“yok abi ne tavernası fedon muyum ben amk” derseniz, gazi tarafında gençlerin bolca takılıp uçuşa geçtiği gece kulüpleri varmış. bize kısmet olmadı.

kifisia’ya da gitmeyi istiyordum ama fırsat olmadı. orada da güzel evler var imiş bir rivayete göre.

sadece havaalanından sydagma’ya giderken ve aynı şekilde sydagma’dan havaalanına giderken toplu taşıma kullandık. bunun dışında her yere yürüyerek gittik. bilmediğiniz bir şehirde yürümek size çok şey katar. turistik yerlerin dışına çıktığınızda, ara sokaklara, farklı mahallere girdiğinizde, yerel insanların vaktini nasıl geçirdiğini, çoluğun çocuğun nasıl oynadığını, o şehrin gerçek insanlarını görmüş, tanımış olursunuz. romantik bir gerzeklik peşinde değilim. ama kartpostalın dışına çıkmak güzeldir.

ekonomilerinin kötü olmasından zaman zaman bahsediyorlar. bununla birlikte, yüksek vergilerden şikayet de ediyorlar. ama genel olarak bir rahatlık var atina halkında. fırsat bulduklarında eğlenmesini biliyorlar. şöyle ki, monastraki başlığında bahsettiğim ellion mythagogia isimli mekanda takılırken, yan masadaki 50 yaş ortalamalı, amcalı, teyzeli grubun bir kısmı kalkıp sirtaki oynamaya başladı. ulan o kadar keyifli oynuyorlar ki, nasıl hoşuma gitti. çıkarttım telefonu çekmeye başladım. o sırada masada oturan abla bana seslendi ve oynayan arkadaşlarını göstererek dedi ki “bu sadece yunanistan’da olur. paramız yok ama mutluyuz.”

devamını okuyayım »