sadelisu

  • leziz (661)
  • 738
  • 1
  • 1
  • 0
  • dün

bir kadına söylenebilecek en güzel şey

bir 19 mayıs değil ama samsun'a çıkasımız gelmiş. bahar gelmiş çünkü, bahar geldi mi güzel gelir oralara bilenler bilir. bilmeyenler neyi bilmediklerini bilmiyorlar. bu yüzden de kayıp değil. cahalet mutluluk muydu neydi? bence adalet mutluluk-tur. sanki. adalet, bu yüzyılda, bu topraklarda bulabilir şey değil. o son adaleti bitirmeyecektik! *

arabada trt fm açık. bu bana hep yolları hatırlatır. coşkun sabah çalıyor. hayatımızdan çalıyor bazı şarkılar, bunu siz de anlıyor musunuz? ''aşığım sana, doyamıyorum.'' mustafa yolaşan'ın sunduğu pazar programlarında elinde uduyla söylediğinden beridir ezberlemişim. çünkü doksanlarda çocuk olmak bunu gerektirir. ama insan bi yaştan sonra sözlere odaklanıyor. ya da bir ''yaş''tan. bilemiyorum. vay canına. insanlar, insanlara ne de güzel sözler yazıyor. nasıl aşk. hatta, bu ne büyük aşk, anlamıyorum.

şarkı bitiyor. şişli etfal'deki o malum pis teyzenin başlattığı süreç çerçevesinde bu şarkıyı yazdığı kadını aldatıyor coşkun sabah. bir semt pazarı gibi aldatma. her semte, hayatının bir günü mutlaka kuruluyor. ucuz. güzel sözler, marketteki son kullanma tarihi geçmiş ürün gibi kaldırılıyor piyasadan. hepsinin bir süresi var, doluyor. hayat bir ırmak ve ne demişti herakleitos, ''aynı suda iki kere yıkanılmaz.'' her şey öyle çabuk değişiyor ki, güzel sözleri söyleyenleri de unutun. ne varsa yaşamakta var. yaşattıkları mühim.

yüzyıllar öncesinde sevdiğim bir adam, sevdiği bir kızı anlatırken bana; ''o benim yumuşak karnım.'' demişti. her şeyden çok başka. her şeyden bağımsız. eminim ki o kız hala o adamın o koyduğu yerdedir. ben en çok bunu unutmadım. yumuşak karnım deyimini bu yazı hariç hiçbir yerde kullanamadım. güzel sözler, sevdiğiniz ağızdan başkasına hitaben çıkınca içinize eğri eğri yağmur yağıyor.

bir de "beni en çok üzen ölüm değil, aşk yüzünden ölememek.'' demişti florentino ariza, fermina daza'nın aşkı yolunda. kolera günlerinde aşk. bak bunlar hep kadınlara söylenebilir. ama kitaplarda işte, okusaydınız bilirdiniz. ama nihayetinde bu adam, sevdiği gibi kokuyor diye annesinin bahçesindeki gardenyaları da yemiş biridir. gerçek hayat çok başka.

böyle kitapları okuyup, gerçek hayata dönünce de; ''ustam seslendi uzaktan "oğlum al takımları.'' sesini duymuş çırak gibi hissediyorum. unutun romanları.

devamını okuyayım »