sauerst

  • 157
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

kezban

baştan, bu tabirinin, toplumda ve isnat edilen kesim içerisinde, her ne kadar gerçeklik payı ciddi olan anlamsal bir değere tekabül ettiğini düşünsem de, nedense bu tabiri kullanmayı kendim adına rahatsız edici bulduğumu belirtmeliyim. çünkü bu aşağılama ve alay unsurlarıyla bezeli tabir nezdinde kadına saldıran erkek ve azınlıkta olsa kadın gürühun kendi sosyo-psikolojik durumları da esasında hiç iç açıcı değil. ama bu ayrı bir olayın konusunu oluşturuyor.

kezban tabiriyle işaret edilen dişil güruhun sosyolojik bir portresini özetle çizmek istersek eğer; şöyle kaba saba bir portre çizebiliriz belki:

geleneksel aile yapısı içerisinde yetişmiş, yüksek öğrenim almış veya almamış, alanları genel itibariyle (zannım odur ki ciddi bir oranı yüksek öğrenimlidir) eğitimini daha nitelikli, kozmopolit ve kent kültürünün hasıl olduğu metropol ve büyükşehir üniversiteleri yerine, yetiştiği kentsel karakteristiğin pek de dışına taşmayan kapalı ve tutucu taşra illerinde görmüş, ataerkil ilişkilerle sorunu olmayan, tersine onlara tutunan ve birçok ataerkil kurumu kendi dünyasında idealize edip ülküselleştiren, şekli olan modern-seküler görünümünün tersine özde ve ifadede dini hassasiyetleri her zaman ağır basan, sorgulama yeteneği geliştirememiş, verili olan gelenekseli, zamanın ruhu ekseninde özünde bir dönüşüme uğratamadan kendi kitlesi çehresinde özgünleşmiş yeni jargon ve davranış kalıplarıyla evrime sürüklemiş, ve bir anlamda eskinin ev kızı diye tabir edilen dişil zümrenin yani sosyo/kategorik atalarının statik pozisyonuna karşı ileri bir mesafe katedebilmiş ve aynı zamanda geleneksel evde oturan ve ev işleri yapan aile kızının bağlayıcı duvarlarını kendi içinde bir nebze reforme edip aşındırmış, buna rağmen her ne kadar kendince bir hürriyet alanı yaratsa da, o gelenekselin bağlayıcığını ruhundan söküp atamamış veya onla ilişkisini koparamamış, kadınlık adına devrimsel bir eyleme girişecek, duvarlarını gerçek manada yıkacak yeterliliği kendinde bir türlü bulamamış, geleneğin ve modernizmin içinde bocalayan belki de post - modern diye anmanın yanlış olmayacağı dişil bir güruh olarak çizebiliriz bu portreyi.

enteresan olan ‘kezban’ nitelemesine maruz kalan dişil güruhun, yüksek öğrenim görmüş, ekonomik özgürlüğe ve iktidara sahip kişileri de ciddi oranda içinde barındırmasıdır. olayın asıl ilgi çekici yanı budur. esasında kezbanlık kavramı başlıca bir kopamayış, kuşanılananın bedene oturmaması, gizli bir iç çatışma durumudur. tüm o şekli ihtişama, boyalı saçlara, özenli ellere, tırmaklara, moda takibi kaygısındaki giyim kuşama, trend çabası güden ayakkabı modellerine, mütevazı olmaya çalışan dekoltelere, en son modelden mahrum olmama çabası verilen mobil cihazlara, türlü internet medyasındaki kendini beğenmiş hesaplara, bolca gelip giden sevgililere rağmen gelenekten, ananeden, aileden, dinden, ataerkten, soydan, kültürden, kırdan, mahalleden bir türlü kopamamak, kendini iç çatışmalarında debelenmek, sessiz bir buhran içinde yittiği zaman ve mekanda bocalayıp durmaktır kezbanlık.

devamını okuyayım »