seessa

  • aklıselim (550)
  • 943
  • 1
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

babanın ölmesi

herkesin babası ölebilir, ölecekler de. bu yüzden bir şekilde büyütmemeliyim, düşünmemeliyim dedikçe, ben bir köşeye ittikçe bu gerçek önüme dikilmekte, yoluma çıkıp beni bir süre oyalamakta.

6 sene doldu artık. gördüğüm ilk gerçek ölümdü, yaşadığım ilk cenazeydi. doğal olarak çok etkilendim. ama maalesef bu kadarla kalmadı. 8 ay sonrasında en yakın arkadaşlarımdan birinin de babası öldü. yine cenaze gördüm. yine babası ölmüş benim gibi bir kızı seyrettim. ölen kişinin kardeşlerinin ağlamasını seyrettim. karısının şoka girmiş halini seyrettim. cenaze namazını, cenazesini seyrettim. aynı yerlerde. mekanlar aynı, sahne aynı, acı aynı, kişiler farklı.

sonra yine çok değer verdiğim biri babasını kaybetti, o da arkadaşımdı, beraber oynadığımız. cenaze evine gidildi. uzak akrabaların ağlamadan köşelerde sessizce beklemeleri, sigara üstüne sigara içilmesi. evin içindeki o boğucu inanılmaz hüzün. babası ölen arkadaşım. yine izledim, yine her ayrıntıyı tekrar yaşadım.

arada dedem öldü. babamın babası yani, yaşıyordu, artık 90 yaşına yaklaşmıştı. onun için babaannemin yanından alınan mezarda babam olduğu için çoook içerlemiştim. onun değil de babamın ölmüş olması koymuştu ilk zamanlarda. dedeme de yaşlı diye söylenmemişti babamın öldüğü, yıllarca geçiştirdiler. babamı her sorduğunda bir şey uydurdular. yurtdışında, karısıyla kavga etmiş, bilmem ne. sanki inandı dedem. devamlı arayan soran, devamlı yanına giden oğlu artık gelmez, aramaz olunca hiç mi kuşkulanmadı ki. sonra öldü dedem de işte, 3 sene sonra. ona başka bir mezar alındı. gömdük geldik, orada ağlamadık. babamın mezarının başına geçip, onu hatırlayarak ikisine ya da erken gidene ağladık. bu sefer kişiler bile aynı. amcamlar, halam..

hiç ama hiç gidemediğim babamın mezarının yanına gitmek durumunda kalıyordum cenazeler oldukça. ben deli gibi inkar etmeye kalktıkça mermerdeki ismi okumak zorunda kalıyordum.

süre geçiyor, yıllar geçiyor, böylelikle daha da hayatın içine karışıyorsun. yaşadığın üzüntü geçmese de bir nevi sadece güzel anılar kalıyor. öldüğünü düşünmüyorsun da, sanki bir yere gitmiş ve sen onu çok özlemişsin gibi bir acı yaşıyorsun. öldüğünü düşünmek bir şekilde daha sanki yakıcı bir şey. o yüzden zaten mezarına gidememem.

uzun süre ölüm haberi almamıştım, ocak ayında pazar günü erken bir saatte telefonla yine bir haber. en yakın başka bir arkadaşımın babası. sanırım 5 dk sonra o evdeydim. haber alınalı yarım saat olmuştu en fazla. evdeki o insanlar, dedenin ağlaması. karısının şok hali, kızının ne yapacağını bilemez panik hali. ağlamalar, ağlamalar.. 3-4 gün sabah o eve gidip akşam evime dönüyorum. 7 gün duaları var sonuçta, dualar dualar. kendini bilmez kocakarıların anlattığı saçma şeyler.. orada izleyip, kaç sene önceki kendi halimizi hatırlayıp geri geliyorum. mecburum çünkü biz beraber büyüdük arkadaşımla. onun babası benim de babamdı artık. annesi annemdi. o kadar senedir dip dibe yaşamışız, evimiz bir, acımız biz, sevincimiz bir. hem onu anlayabilecek az insandan biriyim, yanında olmalıyım.

ama bu son olay beni tekrar başa götürdü. atlattığım herşey geri geldi. her akşam ağlamaya başladım, neden babalarımız ölüyor ya, neden üçümüzün de babası ölüyor. küçücükken sokakta koşarken hiç aklımıza gelir miydi, hepimizin babasının gideceği. başka adam mı kalmadı ya dünyada. bu nasıl gerçek olabilir ki. sormuştu arkadaşım bana, korkuyorum babama birşey olmasından demişti. ah, "... hem saçmalama, üçümüzün de babasının ölecek hali yok ya" dedim. ama öyle ya, onunkinin de ölecek hali yoktu ya. bok yok. herkes ölebilir.

o kadar alıştım ki birilerinin ölmesine.. annem, ablam, kardeşim, eşim, eşimin annesi, babası, amcamlar, halam, teyzem, dayım, başka arkadaşlarımın babası. artık ne kadar kişi varsa sevdiğim, hepsinin ölebilirliğini tartıyorum. hastalık gibi bu, acayip bir paranoya. en ufak bir zamansız telefonu cevaplamadan önce, "evet sakin ol, bu bir haber olabilir" diyerek hazırlanıyorum. bununla yaşamak gerçekten çok yorucu.

kaza, hastalık haberlerine çok seviniyorum. böyle bir şey olabilir mi ya, "ölmemiş, olsun iyileşir, ölmemiş" diye seviniyorum. dolayısıyla günlük hayatta da hep mutluyum. birileri ölmediği sürece üzülmüyorum. iyi mi kötü mü siz karar verin.

öyle bir dünya ki, devam ediyoruz. düğünlere, konserlere gidiyoruz. doğumgünlerini kutluyoruz, eğlenceler düzenliyoruz. oynuyoruz, göbek atıyoruz. işe gidiyoruz, gereksiz şeylere kızıyoruz bazen. dalıyoruz hayatın içine. bazen bakıyorum hem ben, hem de o iki arkadaşım devam ediyoruz hayata. artık nereden eksiğimiz olduğunu düşünmeden, tammışız gibi yaşıyoruz. öyle nankör bir hayat ki gideni unutuyoruz bazen. ama normal tabii, "dur lan, benim babam öldü, gülmemeliyim" diyemeyiz ya.

kendi kendimizi doğrultuyoruz da, bu çevredeki insanların konuşmaları, dedikoduları, tanımadıkları insanlar hakkında bilmeden saçmalamaları..

"bir sitede 3 tane çok iyi arkadaş varmış. bunlar beraber büyümüşler. küçüklükten beri sokakta beraber oynarlarmış bunlar. ama çok kadersizmişler. önce birinin babası ölmüş. ondan sonra öbürünün, sonra öbürünün de. hepsinin babası ölmüş. lanetlenmişler."

bunu söyleyen salak da bu 3 kişiden birine anlattığının farkında değil bunu. o akşam ilk kez gördüğü insana anlattığına göre şehir efsanesi gibi herkese de anlatıyor demek ki.

güler misin, ağlar mısın..

devamını okuyayım »
08.08.2009 08:41