shallala

  • bıçkın (482)
  • 606
  • 27
  • 4
  • 1
  • dün

abd vizesi

vize görüşmesine gitmeden burada yazan şeyler çok işime yaradığından ben de borç bilerek yazma gereği hissettim. bir kişiye bile yardımcı olursa ne mutlu.

ds formunu da vize randevusunu da kendi başına yardım almadan yaptım. direktifleri iyi okursanız sorun çıkacağını zannetmiyorum. hiç bilgi-belge istemeyince sistem tırsmadım değil ama gerçekten başvuru esnasında neredeyse hiç belge istemiyorlar. randevu alırken trink 160 dolar veriyorsunuz randevu saatinizi gününüzü seçiyorsunuz. gerçi sanmayın ki saat 9'da randevu aldınız diye saat 9'da içeri gireceksiniz. önce kapı önünde uzayan o kuyruğa bir geçin hele. o kuyruğa girmeden de büfeci amcaya çantanızı ve telefonunuzu 5 lira karşılığı bırakın. temiz yüzlü bi amca, endişe etmeyin. zaten adam kılçıksız bol bol para kazanıyor emanet işinden. o yüzden yanınızda birini getirip de kapılarda sefil etmenin lüzumu yok. polisler sizi uyarmadan bırakın malzemeleri, sonra ne sizin canınız sıkılsın, ne başkasının. bir de çantasını emanete bırakırken okuduğu romanı elinde unutan bir kız "ben bu kitabı başvuru esnasında kullanacağım ondan yanıma aldım" dese de yemiyorlar efendim. kıvırmayın.

dışarıdaki kuyrukta birilerine danışmanlık yapan insanlar sürekli konuşacak hazır olun. duymayın. asıl başvuru sahibi gelene kadar kafanıza edecek bu adamlar çünkü. en çok onlar biliyorlar ya.

içeri girdikten sonra herkesin yazdığı gibi önce sıra alıp sıranın gelmesini bekliyorsunuz. sıra alırken ds formu ve pasaportunuzu alıyorlar. koltuklarda bekleyenlerin ellerinde hem numara hem pasaportları olup da sizin neden yok, bir şeyi yanlış mı yapıyorum diye endişelenmeyin. neden, çünkü onlar parmak izi verdiler. parmak izi için bankoda numaranız yanınca hemen gidip parmakizi veriyorsunuz. burada numaralar karışık yanıyor. mesela numaranız 362, ama 363 yandı. hemen gidip de benim numaramı atladı diye ortalığı karıştırmayın, sistem öyle işliyor. sizden çok sonra salona girenlerin işlemi erken yapılabiliyor. ben izlenimlerim kadarıyla bunu girişte sıra veren kızların pasaportları üstüste koyup sonra parmak izi bankosuna teslim etmelerine bağladım. ben sıra aldığımda balya yeni başlamıştı, en son beni aldılar tüm işlemler için.

işi uzatmaları sıkıcı olsa da beklerken vize almaya gelen kişilerin yaptıkları konuşmaları da dinleme şansınız oluyor, o açıdan iyi sayılabilir. bir bakıma dejavu oluyor bu. ekşi'de okuduğum her duruma ilişkin birer örnekle karşılaşmadım desem yalan olur. aslına benim için değilse de yaşlı bir çiftin işine yaradı bu durum. sağol sözlük. mesela dışarıda sırada beklerken hemen arkamda bekleyen yaşlı çiftin torunları olduğunu ve onlara bir süre bakmaya gideceklerini öğrenmiştim. onlara okuduğum kadarıyla çocuk-yaşlı bakımı için gidenlere vizede zorluk çıkardıklarını ve kesinlikle torun bakmaya gittiklerini söylememeleri gerektiğini çıtlattım. içeride yaşlı babasına bakmak için vize almak isteyen bir ablaya vize çıkmazken bu yaşlı çifte çıktı. yani sözlük böyle konularda hala iyi bir başvuru kaynağı.

vize görüşmesini hangi dille yapmak istersiniz dediklerinde farketmez demiştim, ingilizce verdiler. şahsi kanaatim ingilizceniz hasbel kader iyiyse türkçe mülakat seçmeyin. çünkü karşınızdaki adam yabancı. başvuran kadınlardan biri "detroit'e kaymaya gidiyoruz" dedi. adam kaymaya nedir diye bi afalladı. olay yine "ice-skating cınımmss" muhabbetine döndü. bence temizi ingilizce mülakat olabilir.

mülakatta gördüğüm bir şey de bazı insanlar fazla özgüvenli olunca itici oluyor sanırım. bir çift geldi. 3 hazirandaki randevuda ne zaman gitmeyi planlıyorsunuz sorusuna "11 haziranda başlayacak bir tur satın aldık, tüm amerikayı gezicez. çünkü gelirimiz çok. ayda 25.000 kazanıyoruz" havalarına girince mülakatı yapan, "ya sen hayırdır vize çıkmadan 10 gün sonraya tur alıyorsun, al işte vermiyorum vize falan" dedi gönderdi. demem o ki adamlar sizi zengin sansın, zengin göstersin diye öyle boş konuşmak da çok mantıklı değil.

benim randevum 9'da olmasına rağmen görüşmeye anca 11.10'da çağırılınca korkmadım değil. neyse ki görüşme şundan ibaret oldu;
- neden gidiyorsun?
+ konferansa, bak bu da davet mektubum.
- nerede çalışıyorsun? ne kadar kazanıyorsun? ne zamandan beri orada çalışıyorsun?
+ şurda 8 yıldır çalışıyorum. bordrom da bu.
- daha önce yurtdışına çıktın mı?
+ evet, çok defa. ingiltere, fransa, irlanda, almanya vs. çoğu başka konferanslar için.
- evli misin, çocuğun var mı?
+ evliyim, küçük bi oğlum var.
- tatlı mı?
+ hangi çocuk tatlı değil ki hocaam. gülüşmeler.
- vizeniz onaylandı. 5 gün içinde seçtiğiniz ptt'den alabilirsiniz.

2 gün sonra da pasaport gelmişti ptt'ye. anladığım kadarıyla gidiş sebebiniz kanıtlı ve belirli olunca sanıyorum zorluk çıkarmıyorlar.

bunu eklemeden geçemeyeceğim ama. konsoloslukta çalışan türk personel müthiş kaba ve isteksizken yabancı personel bir o kadar yardımcı ve güler yüzlü. bunu bu sayfada çok kişi belirtmiş zaten ama oldukça üzücü bir durum bu. bazen pek bi pis olabiliyoruz bence milletçek.

başka sorularınız olursa yeşillendiriniz efenim. maksat yardım zinciri sürsün.

edit: evet, ankara'da oldukça fazla onaylanmayan vizeye şahit oldum.

devamını okuyayım »
08.06.2016 11:06