sitki siyril

  • 2049
  • 5
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

13 mayıs 2014 soma maden ocağı patlaması

15 mayıs. işteyim. gözlerimi bir an olsun dahi kapatamıyorum. üst üste madenciler geliyor gözümün önüne. ağızlarından burunlarından kan gelmiş üst üste yatıyorlar. kimi maskesine sıkı sıkıya yapışmış, kimi maskesini çıkarmış, kimi arkadaşına sarılmış...

yaşam odasına sığınıp sırayla nefes alıp kurtarılmayı beklerken ölen 14 madenciyi görüyorum. şimşekler çakıyor kafamda. oksijenleri bitmek üzereyken “hakkınızı helal edin arkadaşlar” deyip birbirlerine sarıldıklarını görüyorum. yere yığılıp birbirlerine çocuğu ve karısına sarılırmışcasına uykuya dalıyorlar. hemen ilgilenecek bir şeyler bulmalıyım. kafamdaki düşünceleri dağıtmalıyım. iş ile ilgili gelen bir e-postayı okuyup uzaklaşıyorum görüntülerden.

e-postanın ortalarında bir anlık dalgınlıkla gene geliyor o anlar. kalemiyle küçük bir kağıda “hakkını helal et oğlum” yazıp, avcunda sımsıkı tutarken son nefesini veren madenciyi görüyorum bu sefer. gözlerinden kömür gibi kapkara gözyaşlarını akıtarak oğluna not yazıyor. oğlu geliyor son anlarında aklına. sabah da gereksiz yere o kadar bağrışmışlardı üstelik. “şimdi son kez olsa bile bir sarılıverseydim keşke” diyor. “razıyım sonra ölmeye.” elimle kafama vuruyorum hızla ama düşünmemi durduramıyorum. internette komik videolar arıyorum alelacale. gözlerimi iri iri açıyor ve ekrandaki “funny vıdeos faıl compılatıon 2013” videosuna odaklanıyorum. videodan sonra telefona sarılıyor, günlerdir üşendiğim tüm telefon görüşmelerini, tüm abuk subuk işleri yapıyorum. çalışmak düşünmeyi engelliyor. ancak kısa bir süre. internetten, haberlerden, telefon ekranlarından uzak durmalı. ama belki de hala sağ kalan birileri vardır. onların kapkara yüzlerinde otomobil farı gibi parlayan apak gözlerini görürsem daha sağlıklı düşünebilir daha rahat nefes alabilirim. haber sitelerine göz gezdiriyorum.

babasının mezarı başında ağlayan küçük kızı görüyorum. benim kızımdan biraz daha büyük. onlarca görüntü flashbackler halinde çakıyor kafamda. aynı benim kızım gibi o küçük kızın da her akşam “babacım” diye babasının kucağına atlamasını görüyorum. babası “dur kızım” diyor. “üstün kirlenecek”. kız aldırmıyor, sarılıyor babasına. her akşam annesinden azar işitiyor kıyafetlerine kömür bulaştırdığı için. “babanın kıyafetleri yetmiyor seninkilerden de kömür temizliyoruz” diye azarlıyor küçük kızı anası. artık temiz kalacak küçük kızın kıyafetleri. artık hiçbir zaman babasına sarılmayacak. ilk hangi akşam anlayacak acaba babasının artık gelmeyeceğini? çalan zile kaç gün daha "belki babam gelmiştir" diye heyecanlanacak. okulda oyun oynarken kaç defa birden donakalıp babası aklına gelecek. kaç yıl sonra küllenecek acısı. kaç kez “senin baban ne iş yapıyor” sorusu ile babasının kucağına atlayıp kara ama sıcacık yanağından öpmesini hatırlayacak.

dayanılacak gibi değil. nasıl dayanılacak gibi değil? aşağıda nefesinin bitmesinden daha mı kötü yani? saçmalama. vicdan mastürbasyonunun sırası değil. işe yarar birşeyler yap? nasıl? nasıl bir daha bu acıların yaşanmasını engelleyebilirim? ölürken bile öfkelenmeyip, kaderine mahkum olup boynunu büken vatandaşı nasıl öfkelendirebilirim? ölümden kılı kılına kurtulmuş ve hala kömür tozu öksüren madencinin, sedyeye yatarken “çizmelerimi çıkarayım mı sedye kirlenmesin” diye sorması yerine sorumlulara ana avrat küfretmesini nasıl sağlayabilirim? seni öldürdüler madenci kardeşim. artık kızına sarılamayacaksın. yık artık şu madeni, vur kazmanı holdinglerin aynalı camlarına. sert göründüklerine bakma. birkaç kişi birleşseniz hiç bir cam dayanmaz karşınızda. içeride ne rahat koltuklar var bir bilseniz...

mesainin bitmesine 30 dakika var. 30 dakika ne kadar uzun. 30 dakika geçmek bilmiyor. yemek pişmiyor, otobüs gelmiyor, vardiya bitmiyor, geçmiyor bir türlü o 30 dakika. karşıdan kara bir duman geliyor. daracık koridorun tamamını kaplıyor sıcak, yalazlı, tozlu, yağlı, kara bir duman. nefes alabilmek için maskelerimizi takıyoruz. hayatımızın son 30 dakikasını başlatıyoruz. cehennem gibi sıcaklaşsa da dumanın kaynağına ve çıkışa doğru mu gitmeli yoksa geriye doğru kaçıp çıkıştan uzaklaşmalı mı? hayatımızın en zor sorusunu cevaplamak için 30 dakikamız var. “çıkışa doğru gidersem 30 dakikada varabilir miyim?” “geriye doğru kaçarsam yetkililer 30 dakikaya yetişir mi?” 30 dakika ne kadar kısa. dehşete mi kapılmalı, kadere boyun mu eğmeli? bağırıp yardım mı çağırmalı, susup az nefes mi almalı? tatlı tatlı mı ölmeli, ağızdan burundan ciğerleri kusa kusa mı?

kızıma son bir kez sarılsaydım bu kadar koymazdı belki de ölüm. bir de son kez havayı bir koklasaydım giderayak. tepemde gökyüzünü görebilseydim daha kolay ölür hemen göğe yükselirdim. 7-8 taksitim kalmıştı. onları bari bitirip de gitseydim. 30 dakika değil de 30 saatim olsaydı keşke. vedalaşabilseydim sevdiklerimle, öpseydim anamın babamın elini yeminle daha kolay ölürdüm. gece nefes alamayıp kanter içinde uyansaydım yatakta. her akşam gördüğüm kabus gibi olsaydı bu da? yanıbaşımdaki su şişesini dikip kafama kana kana içseydim. arkası dönük yatan karımın sıcacık vücuduna sarılıp şükretseydim nefes aldığım için. 30 dakika değil de 30 günüm olsaydı, tüm borçlarımı ne yapar eder öderdim. yıllardır konuşmadığım hakkı eniştemle bile barışırdım. bütün madenci çocuklarına oyuncaklar alırdım, babalarını beklerken sıkılmasınlar diye. banyodaki klozeti tamir ederdim bu kez üşenmeden. evdekiler kova ile su dökmekten kurtulurlardı. hazır girişmişken kırık kapı kolunu, ışığı bozulmuş buzdolabını, misafir odasının perde rayını elden geçiriverirdim. 30 yıl istemezdim. o kadar da bencil değilim. ama 30 dakika çok az. 30 dakika çok az. bana hak verin 30 dakika çok az. insan düşüncelerini bile toparlayamıyor. ağır ağır nefes almalıyım. 10 saniyede bir nefes. dakikada 6, 30 dakikada 180 nefes. 180 nefesim var. vardı… 60 kez nefes almışımdır. 10 dakika geçmiş bile. 20 dakikam kaldı. çıkışa doğru gitmek daha mantıklı sanki. 20 dakikada çıkışın yarısına bile gelemem ama belki ileride güvenli bölgeler vardır. dibe doğru gitmekten iyidir. duman yüzünden hiçbir şey görünmüyor. duman yüzünden kafamdaki hayalim bile bulanık. kızımı bile hayal edemiyorum doğru düzgün. on dakikam kaldı. 60 nefes. yaşam odaları olacaktı buralarda bir yerlerde ama bu karanlıkta nasıl bulacağım. bulsam da dolmuştur zaten. geriye mi dönsem. sağlıklı düşünemiyorum sanırım. zaten en fazla başladığım noktaya gidebilirim. ileriye gitmeli ama duman daha da boğuklaşıyor her adımda. yoksa bana mı öyle geliyor? yoksa azalıyor mu? sanki aydınlandı gibi biraz ortalık. işte orası çıkış değil mi? evet çıkış. buldum sonunda. herkes beni bekliyor? karım, kızım, annem, babam, hakkı eniştem bile orada. 1 saatte nasıl haber alıp da gelmişler acaba? canım kızım benim. bitiyor kabusum. kızımı kollarıma alıp tüm yüzü kapkara olana kadar öpeceğim. anası kızarsa kızsın. hakkı eniştemden de özür dileyeceğim. taa zonguldak’tan benim için gelmiş buralara. öhhm. hay allah kan geliyor ağzımdan. olsun çıkayım hele doktorlar bakar hemen. çıkış daha da sıcakmış, iyice mayışıyor insan. kızımı kollarıma alacak takatim kalmadı. olsun. çıkışa ulaştım ya. taşlar bile yumuşacık şimdi. kafamı hiç acıtmıyorlar. uykumu bölmeye gerek yok, suyu kalkınca içerim. kızım benim. müsameredeki kostümünü giyip gelmiş beni karşılamaya. canım kızım…

lavaboda sulanan gözlerimi kurulayıp işime geri dönüyorum. bir koyversem biraz rahatlarım aslında ama kıpkırmızı gözlerle şirkette reklam olmak da var. mesainin bitmesine de az kaldı. her acı unutuluyor. ne diyor nietzsche: "her trajedinin artık trajik gözükmediği bir yükseklik vardır". nietzsche aynı gün doğan, aynı gün evlenen, aynı yıllarda çocuk yapan, ana karnından beri elele kolkola olan ikizlerin gene elele kolkola, aynı ana karnında oldukları gibi birbirlerine bakarak öldüklerini duysa ağlar mıydı acaba? merak etmeyin kardeşlerim gene ayırmadık sizleri. yanyana gömdük ikinizi de.

mahmut vardı bir tane. karısı hamile. arkadaşı yarı baygın çıkarken onu sayıklıyordu. “beni bırakın mahmut’u alın onun karısı hamile” diye. çıkmadı mahmut. açsam mı acaba haberleri? belki de çıkmıştır artık. belki de ilk çıkmıştır, görmemişlerdir. karısı hamile çünkü. evladını hiç göremeden ölmesi haksızlık. karısı hamile, ona nasıl söylenir mahmut’un çıkmadığı. mahmut çıksın dışarı. ilk o çıksın. o bari ölmesin. çocuğunun madenci olmaması için okumasını sağlasın. başta baba olmazsa ne yapar o çocuk? mahmut çık dışarı…

serviste onlarca komik video seyrederek kendimi zor attım eve. kızımın her akşamki gibi boynuma sarılması ile tutunacak dalım kalmamıştı. kendimi banyoya kilitledim ve doya doya ağladım. kırmızı gözlerle ağlama korkum olmadan rahat rahat baktım haberlere. her siteye girip mucize kurtuluş haberi aradım. mahmut’u aradım. mahmut çıkmalıydı. karısı hamile çünkü. hamile kadına kocasının ağzından burnundan kan gelerek, hava yerine kömür tozu yutarak öldüğü söylenir mi hiç?

gözlerimi kapatamıyorum. kapatınca mahmut’u yerde yatarken göreceğimden korkuyorum. 14 kişi odaya sığınıp sırayla nefes alıp ölenler, ikiz kardeşler, oğluna not yazanlar, dün davetiye bastıranlar, 4 gün önce işe başlayanlar hepsi odanın karanlık köşesinde bekliyor sanki. tamam karanlıkta beklemeyin artık itiraf ediyorum.

biz suçluyuz madenci kardeşlerim. sizler kadar biz de suçluyuz. hepimiz sindirildik. hakkını arayıp diklenene bozguncu dedik. biraraya gelip mücadele edenlere örgüt dedik. bu düzeni yıkıp madenlere beton dökmek isteyenleri terörist ilan ettik. bu memleketi dört bir yanından benzin döküp yakmadığımız için suçluyuz hepimiz. heryeri yakıp sıfırdan tertemiz bir memleket kuramadığımız için suçluyuz. “ölmek madencilerin kaderinde var” diyen adamı kulağından tutup aşağı indiremediğimiz için suçluyuz. padişahlara, generallere, diktatörlere, faşistlere, tüm despotlara, tüm höt diyenlere boyun eğdiğimiz için suçluyuz. ama en ağır suçun bile cezası o cehennemde hayatının son 30 dakikasını geçirmek olamaz.

rahat bir hayat süremediniz, rahat bir şekilde ölemediniz ama artık rahatça uyuyun kardeşlerim. artık acı çekmeyeceksiniz. sizlerin heykellerinizi yapacağız, resimlerinizi çizeceğiz, hikayelerinizi yazacağız, belgesellerinizi, filmlerinizi çekeceğiz. en aşağıdan en yukarıdakine bütün sorumluları bulup yüzlerine tüküreceğiz. sizleri unutmamak için ne gerekiyorsa yapacağız. ama siz de unutturmayın kendinizi. bizim rüyalarımızdan çıkmayın. karanlık kabuslarımızda kaskınızdaki ışık, elinizdeki kazma ile kovalayın bizi. bizim peşimizi bırakmayın ki bir daha bu tür bir faciaya sebep olabilecek en küçük sorumsuzluğu bile affetmeyelim.

devamını okuyayım »