sleazy mind

  • 287
  • 5
  • 2
  • 0
  • 3 gün önce

kıbrıs

ariel ortega'nın fenerbahçe'ye transfer olduğu zamanlar. lefkoşa'daydım. ergenlik denen lanet dönemle kıyasıya bir mücadele içerisindeydim. en şanlı günlerini yaşayan cinsel organım doğrultusunda anlık kararlar alıyor, onun doğrultusunda anaya babaya karşı itlik serserilik neymiş uygulamalı olarak kitabını yazıyordum.

bir gün lojmanda bir arkadaşım metallica'nın kasetlerini çeken bir yer önerdi. önermekten ziyade zaten başka seçeneğimiz yoktu. dağları tepeleri aşarak gittim. kasetleri ne zaman çekersiniz dedim, yarına gel alırsın dediler. o kasetleri hala saklarım, al buyur bak gece saati üşenmedim fotoğrafını bile çektim. ertesi gün gittim aldım kasetleri. niyetim açıktı, hoşlandığım kıza artislik yapacaktım. metallica dinleyerek artislik olur mu diyenin alnını karışlarım, şimdikiler justin bieber dinleyerek artislik yapıyor diye biz de o zaman n'sync dinleyerek şeklimizi koyacak değildik.

o gün bizimkiler dışarı çıkacaklardı, hem de hoşlandığım kızın anne babasıyla. bunun anlamı şuydu; koskoca lojmanda iki boş ev, biri erkek biri kız olmak üzere (erkek olanının beyniyle siki bir kaç sene için geçici olarak yer değiştirmiş) iki ergen, bir load albümü, uygun ortamı hazırlayabilmek için her ne kadar sözleri uygun olmasa da slow olması açısından mama said diye bir şarkı (anne beni affet), uygun ortamı hazırlayabilmek için yardımcı olabilecek üçüncü şahıs olarak piç bir arkadaş.

bu arkadaş daha önce muhtelif defalar benim manitaya yazmış, yüz bulamayınca işi piçliğe dökmüştü. kız görüş açısına girince kıbrıs'ın berber siken sıcağında asfalt üzerinde takla atmalar (harbiden takla atıyordu), auuuuvv diye dişisine yaslayan hayvanat gibi haykırmalar, kızla alakası olmadığını düşündüğü benim sırtıma çıkmalar, daha binbir türlü şimdi saymaya bile tiksindiğim garip hareketler. herif kızdan yüz bulamadıkça arsızlaşıyordu, arsızlaştıkça çirkinleşiyordu, çirkinleştikçe zaten sağlıksız yürüyen kız-erkek ilişkilerine belediyenin gecekondu yıkan ekipleri gibi dozerlerle giriyordu.

kasedi alınca bu hırbonun yanına gittim, olum dedim bak bugün kızın anası babasıyla benimkiler plaja gidiyorlar, biz de gitmiyoruz. kızla benim aramda galiba öpüşme gibi bişey olacak, sen git kıza de ki oğuzhan yaldır yaldır metallica kasedi aramış bulmuş, seni eve çağırıyor. tamam dedi allahın belası; ben hallederim dedi. iyi kanka sana güveniyorum, kızı çağır, en kötü yanında kuyruk gibi dolaşan diğer çirkin kızla da senin aranda bi alevlenme olur, en azından bi ateşin söner sikilmiş bülbül gibi sokaklarda bağırıp çağırmazsın.

eve gittim, mama said'e kadar sardırdım kasedi. play tuşuna bastığım anda dayı vuruyordu gitarın teline, titretiyordu ilk defa kadın bedenine değecek olan emaneti. pederle güzelyurt'un portakal bahçelerinde türlü türlü narenciye yürütmüştük, soydum bi kaç tanesini gelir de oturur beraber yeriz hoşluk olur diye. yok birader, portakalla ekmeğe koşulamayacağını ben nerden bileyim, vay amınakodumun salağı diyorsun ama yaş demiş 16, haberim yok ki binbir takla atman gerekiyormuş esasında. toydan öte toyum.

zil çaldı, allahıma kuranıma geldi diye kapıya koştum, anında kabaran çükümü (zili duyar duymaz padişah kılıcı gibi boğazıma kadar dayandı) eğilerek bükülerek, seri hareketler yaparak kapatmaya çalışarak açtım kapıyı. ne gördüm, benim kız, benim kızın çirkin arkadaşı, bir de piç arkadaş.

selaaaaam, biz geldik hoş geldik beş gittik muhabbeti. kızlar içeri geçti, elemanı tuttum, allah senin belanı versin sen ne yavşak adamsın lan demedim, onun yerine kabaran çükümü onore etmek ister gibi ''sağol kanka, iyi ki siz de geldiniz yoksa kızla tek başıma işim zordu'' dedim, bu yavşak da sanki beni düşünüp de diğer kızı getirmiş gibi ayıpsın kardeşim her zaman arkandayım diye bağlama çekti. içimden bin türlü küfür ettim ama buna da şükür. evde benimkinin zıttı bir cinsel organı alan ve daha önemlisi nefes alan bir canlı vardı.

hangi ara bağladı bilmiyorum, bizim şerefsiz ben arka bahçeyi göstereyim ayağına diğer kızı aldı götürdü. benim kızla salonda yalnız kaldım, ''prtakalyrmsen'' diye cılız bir sesle sordum, gülerek ''ne diyorsun anlamıyorum'' dedi. ''çok güzel portakal var babamla bahçeden yürüttük'' dedim, aa sağol yemem sabah akşam yiyoruz zaten evde dedi. asil nadir'in kulakları çınlasın; narenciyeye doymuştuk. sağolsun.

demez olaydı, televizyonu açalım dedi. kanal d açıldı. fenerbahçe'nin şimdi ismini hatırlamadığım dandik bir takımla hazırlık maçı vardı; ortega ilk defa oynayacaktı. washington da vardı. bir anda siki çükü unuttum, salonun ortasında ''milyonlarca taraftaaaaarın yanyana, bağırıyorlar hep berabeeeeeer kolkola, adınla takımınla taaaaaraftarınlaaa, en büyük seeen-siiin kaaa-naaar-yaaaa'' diye bağırmaya başladım kan ter içerisinde.

kıbrıs gavur amı gibi yanıyordu, içeriye giden diğer çifti kıskanan ve laf olsun diye televizyonu açmayı öneren bu güzel sarışın kızın karşısında hayvan evladının biri etrafında bin kişiyi tezahürata çağırıyormuş gibi ''milyonlarca şık şık milyonlarca'' diye el çırpıyordu.

hışımla kalktı gitti. ortega şovuna başlamıştı. kısa bir süre sonra takımdan ayrılacaktı. ben ise bir kızı ellemek için daha uzun süre beklemek zorunda kalacaktım.

devamını okuyayım »
05.12.2011 03:38