sme

  • 67
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

kadın erkek eşitliği

sevgili şaziment,

birkaç gündür midem fena bulanıyor, bütün kemiklerim ağrıyor, vücudumda önceden var olduğunu bile bilmediğim hücreler acıyor, günlerden ne unutuyorum mesela.. gözlerimde her an yağmaya hazır bulutlar. yani, senin gibiyim ben de. şarkıda diyordu ya “sesime kibrit çaksan tutuşacağım “ hah işte öyleyim. tutuşsam, yangınım da buza kesen bir soğuk. içim üşüyor şaziment.. konuşmaya kalksam cümlede anlam sorusundan öteye gidemem. sesimdeki kelimelerden anlamlı bir cümle oluşturmaya kalksalar, baştan 3.kelime aşağıdaki şıklardan hangisinde doğru olarak verilir? hatalı bir soruyum şaziment, beni boş bırak.. beni yanıtlama; ama istersen oku. hem de en çok gözlerimizden yorulmuşken.. bunca yılın bunca acısını yaşadıktan sonra, eskisi gibi bakamayacak kadar değişmişken gözlerimiz hem de.. bakma zaten şaziment, artık gör!

öngörülerimiz temelsiz, kavramlarımız boş, kelimelerin anlamları arkamızdan ağlıyor. her şeyi yanlış anlamayı kim öğretti bize?
kadın erkek eşitliği ni “erkek de bulaşık yıkasın”a, “yemek yapmak için rahim sahibi olmanıza gerek yoktur”a indirgediğimizi düşünenler oldu. kadın haklarından söz ederken “kadın hakkı yoktur hakkı erkek ismidir” diyebilecek kadar da espriliydik üstelik!.. tecavüz kaçınılmazdı, zevk almayı bilemedik.. biz de az değiliz şaziment, çaktırma.. (!)

olay-olgu ayrımını hala yapamıyoruz milletçe, iktidarca, bireylerce.. kapanın elinde kalıyor somut olaylar, “herkesin tuttuğu kendine” yani..
ülkücüsü, solcusu, sağcısı, orta yolcusu, islamcısı, muhafazakarı, cumhuriyetçisi.. yalnızca kendini aklıyor, “öteki”ni karalıyor bir kızın henüz soğumamış bedenini.. iktidar olan çıkıyor “bu olayın bizzat takipçisi olacağız” diyor, bundan önce canı yananları unutarak, ilk kez böyle bir şey yaşanıyormuş gibi ülkesinde..
sen de bilirsin şaziment, bir sorunu çözmenin ön koşulu, onun gerçekten sorun olduğunu kabullenmektir. sorun tekliğinde değil, nedenselliğinde çözülür. ve burada çözülmesi gereken sorun tekliğinde bir olay değil, kocaman bir olgu dur.
senin de bildiğin bu olguya kesin çözüm önerisi getirenler oldu şaziment; idamı önerdiler. bu ülkeye idam cezası geldiğinde ilk önce suçsuz olanları sallandırdıklarını anımsamazlarmış gibi..
ahh tarihsel hafıza, ne cılız çıktın sen benim başıma..! ben kulunuz naçizane, nasreddin hocayı çözüm önerisi olarak sunuyorum. hani hoca damdan düşmüş de “aman hocam ne yapsak” diye başına toplananlara “bana damdan düşen birini getirin” demiş ya; hah işte, ben ilkel benliğini kontrol edemeyen bu insanların damdan düş(ürül)mesi gerektiğine inanıyorum. taksim meydanında bir damdan düşürülebilirler, bak bakalım bir daha dama çıkıyorlar mı? pardon şaziment, bakma; gör..!
aslında çok yıllardır görürüz de, belki biraz da bilmek gerekir. bilmeliyiz ki en radikal islamcısından en baba solcusuna, en naif muhafazakarından en sağlam demokrasi savunucusuna kadar “kadın”ı tanımlama hakkı (ki kendisi bir erkek ismidir) iktidar olanın elindedir.. ataerkil toplumda iktidar erkektir. kimlik algısını oluşturmaya çalışan kimi kadınlar ise komşu teyze barikatına çarpmıştır. öyle zamanlar gelmiştir ki şaziment “erkek gibi kız” ya da “erkek fatma” söylemleri bizim de ruhumuza hafif dokunuşlarla işlemiştir. cinsiyetsizleştirilmekle “erkek gibi olma” arasında gidip gelmişizdir. eğer kadın olmak istiyorsak, henüz bilinç düzeyine erişmeden, önce anne olmak gerektiğini öğrenmişizdir. ve annelik şaziment, namus kavramının dibidir! (baba olmak için böyle bir şart aranmaz ama, onu karıştırma.)
kadın, bu kimlik kalıbı içinde ehlileştirilir.. dolayısıyla “özel alan”a ait olduğu sürekli hatırlatılır. kamusal alana çıktıysanız, başınıza geleceklerden müessesemiz sorumlu değildir..!
öyle çok neden buluyoruz ki şaziment; dine yükleniyoruz mesela, ama dinin algılanış biçiminden söz etmiyoruz. toplum diyoruz, toplumdaki aksaklıkların kökenine gitmiyoruz ama.. ve daha başkaca şeyler..
gerçek bir çözüm istiyorsak, gerçekten bir çözüm istiyorsak eğer; erkek egemen imgelerin ve kuralların derinden sorgulamasını yapmamız gerekiyor. kadını “cinsel bir nesne” olarak gören zihniyetlere öznenin ne anlama geldiğini tekrar tekrar açıklamamız gerekiyor. kadın ve erkek kavramını tüm projelerin ötesinde, şimdiki koşullarda, bir kez daha tanımlamamız gerekiyor..
o zaman sana iyi haberlerim var.. ya da ben hala cılız bir umudu beslemeye çalışıyorum. neyse ne...

ben ilk defa utanan erkek gördüm şaziment; eksikliklerini önündeki fazlalıklarla kapatmaya çalışmayan erkek.. hala insan olan erkek/ler.

eh ben de kadınlığımı biliyim de bi çay demleyim.. içeriz di mi şaziment ?

devamını okuyayım »
14.03.2018 23:02