sol bariyer dibinden

  • 18
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

gitmek

artık demir almak vakti gelmişse zamandan,
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
yok yok bu sefer de öyle uzun boylu olmayacak ama yine demir almak vakti geldi sanırım bulunduğum mekandan. eskilerden beri en sevmediğim mutluluğa kaçış yöntemimdir gitmek. ama öğrendim ki gittiğin yerde seni bir bekleyen varsa mutlu eder seni gitmek, zaten öylesi de gitmek gibi değil de daha çok gelmek gibi biraz. ama ne çare yine istemeye istemeye gidiyorum işte. ve umuyorum ki bu son gidişim olur çünkü gerçekten yoruldum artık tebdili mekan da ferahlık aramaktan. artık biraz da kalmak istiyorum kaldığım yerde biraz mutlu olmak istiyorum uyumak istiyorum yahu örneğin sadece bir yatağa uzanıp düşünmeden uyumak. ama sevgili tanrım neden insanların böyle senin. neden hep çareyi değil çaresizliği şiar edindirdin onlara. neden mutlu olamayacaklarına bu kadar inanıyor senin kullarin. hadi ben sana inanmıyorum belli ki sende bana inanmiyorsun da neden sana ucundan kıyısından kanmış her kim varsa, engelliyor beni birlikte bir mutluluğu inşa etmeye her kalkışım da. neyse konumuz bu değil. konumuz ne konunun ne önemi var onu da bilmiyorum ama gidiyorum ışte yine istemeye istemeye. beni bekleyen hiç kimsenin olmadığı bir yere. neresi olduğunu bilmediğim bir yere.
biliyorum bir kere kaçtım ya herşeyden.aynı ayak izlerine basarak kacacağım sürekli. biliyorum bastıkça büyüyecek geçmişin ayak izleri ve arkamda bıraktıkça ansızın önüme çıkacaklar.
söylemene gerek yok biliyorum, kendi ayak izlerimi takip edip donemem geçmişe. ama yine biliyorum ki yeterince beklersem eğer, geçmiş eninde sonunda dönecektir bana geri. her ne kadar
geçmişi değiştiremesemde.
bunu da biliyorum, çağirabilirim ama kendime, hani sana da demiştim bir eylül ayın da oyunu bir kere kaybettiysem eğer. silemem kayiplarimı. ama yeterli bedeli odersem eğer herşeyimi kaybettiğim o masaya, birgün oturabilirim yeniden.
ama iste geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka. bir kere aktı mı zamanın içinden suyun yolu değişmez. degismez biliyorum ve o yüzden hem kendime hem de sana kızarak gidiyorum. çünkü ben fazla heyecanlıydım kabul ama sen de biraz fazla fevri davrandin ikimizde biliyoruz bunu tanrım.
dedim ya umarım son gidişim olur çünkü artık gitmeye olan inancımı da yitirdim. çünkü artık gideceğim yerde bekleyenim olmaması uzuyor beni. çünkü artık gideceğim yerin neresi olduğunu bile bilmiyorum ki farketmiyor bile benim için artık. ama artık kalmak istiyorum. kalmak ve uyumak bir bebek gibi. artık inandığım birisi bana yalan soylememis olsun istiyorum. tek bir kez yahu tek bir kez inandığım birisinin inanilabilir olmasını istiyorum. tek bir kez dün heyecanla yaşanan herşeyin bugün bir piyes kadar bile kıymeti harbiyesi olmadığını ogrenmeyeyim istiyorum. artık ben inanmakta istemiyorum. o yüzden inanabilecegim herşeyden olabilecek en hızlı şekilde kaçıp uzaklaşmak istiyorum. sana da inanmıyorum, sokakta gordugum aç bir çocuğu da, kocasından dayak yemiş bir kadina da, yediği son dakika golüne üzülen kaleciye de, daha siftah yapmadım diyen esnafa da. çünkü kusura bakma ama bir ben doğru geriye kalan hepiniz yalansiniz . en azından bunun aksini dusunmeme sebep olacak hiçbir şey gostermediniz bana. ben tüm samimiyetimle söylerken herşeyi size, sizi de öyle konuşuyor sandım o yüzden pes ediyorum artık hiçbirinize inanmiyorum.
bir yerlerde duymuştum şöyle diyordu birileri. ''hayatın kuralı bu, ne kadar uzağa gidersen git, başladığın yere dönersin sonunda. ne kadar değişirsen değiş nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı.'' sanki doğru da bir söze benziyor ama nasıl yeni baştan inanacagim ki sana. mumkun mu boyle birsey ? bilmiyorum lakin keşke mümkün olsa. hatta o kadar mümkün olsa ki henüz uzaklasmamisken gitme desen bana. ama böyle şeyler filmler de oluyordu sadece değil mi ?
yine de son sözüm sanadir tanrım. bu kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim.

devamını okuyayım »