soner bastiat

  • 111
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

gerçek kürtlerin sarışın ve renkli gözlü olmaları

bir gün hoşlandığım bi kız bana durup dururken "afyon'a gidelim mi soner!?" demişti, ya dedim ben seninle ölürüm ölürüm. hemen biletleri almıştık kamil koç'tan, bindik, yanyana sabaha kadar gidicez, omuzumda uyuyacak, hayvan gibi yakınlaşıcaz, molada kesin öpüşücez, muavinin mikrofonunu kapıp evlenme teklifi edicem ve otobüsten elele inicez. kız oturur oturmaz mp3'ünü çıkardı, kulaklığını taktı, kafayı cama bi vurdu..neredeyse 3 saat falan hiç konuşmadık. ben sinirden uyumuşum.

kek dağıtırlarken uyandım. muavinle konuşuyodu. "neli kek" falan diyodu..derhal muhabbete dahil olmam gerektiğini düşündüm fakat sanırım yeni uyandığımdan olacak anlamsız bir ısrarla keklerde soğan olup olmadığını öğrenmeye çalıştım. 15-20 kere sordum. artık bilinçaltımda nasıl öpüşüyosam kızla, takmışım soğana. garip garip baktılar bana. sonra tekrar uyumuşum. soner! sonerr! soneeerrr!!! falan diye dürttüler beni, gözümü bi açtım afyon'dayız. allah belasını versin böyle yolculuğun. bi de nası kabuslar gördüysem vıcık vıcık olmuşum, kendimden nefret ediyorum, kızdan nefret ediyorum. o günden beri afyon'dan da, kamil koç'tan da nefret ediyorum.

antony caro yaşadığı dönem boyunca 'hareket'e ve 'rastlantı'sallığa vurgu yapan eserler üretti. ben onun çalışmalarına ilgi duymaya başladıktan sonra hayatımdaki planlı ve hesaplı güzellikleri ikinci plana atmaya başladım. rastlantısal, derin ve daha 'içten' hikayelerin peşine düştüm. bu nedenle bi ara esenler otogarı'na sarmıştım. bir yere falan gitmek için değil, tamamen durmak ve gitmemek üzere. mimiklerin bu kadar serbest hareket ettiği, bu kadar çok hikayenin döndüğü başka bir yer biliyor musunuz? kamil koç'un o günden sonra kapısından bile geçmedim. lüks kahramanmaraş favorimdi. bazen geceyi orada geçirirdim. abim "yeter artık gitme olm her gece her gece başına bişey gelecek" diyordu, ne gelebilirdi ki? sonuçta "lüks". hani normal kahramanmaraş olsa tamam.

ama sonra otogarın ve özellikle vakit geçirdiğim firmaların içi bana çok depresif gelmeye başladı. otogarlar, havaalanlarına göre daha dramatik, daha hüzünlü yerler. işte tam da o sıralarda bıraktım otogarları ve havaalanlarına gitmeye başladım. canım istediğinde kitap okuyor, canım istediğinde kafamı kaldırıp kavuşanları izliyor, canım istediğinde hemen yan masamda bavuluyla tek başlarına oturan başka milletlerden insanlarla tanışıp, hikayelerini dinliyordum. ne demiş goethe? insan kendini yalnızca insanda tanır.

ayrıca otogarlara göre daha az dikkat çektiğimi düşünüyordum. düşünüyordum diyorum, çünkü hemen her gün tekrar eden gerizekalı hareketlerimin sürekli izlendiğinden haberdar değildim. meğer havaalanı polisi beni 3 haftadır izliyormuş kameralardan. bir gün yanıma kulaklıklı biri geldi. "benimle güvenlik noktasına kadar gelmeniz gerekiyor" dedi. gittim, içeride birsürü adam. kapattılar odayı, kilitlediler, 'çıkırt' diye de ses geldi. dedim ağzıma sçacaklar heralde. çalıştırdılar görüntüleri, anlat dediler. allah'ım neler neler yapmışım, abooooooovvvvvvv...insan kendini kameradan hızlı hızlı izleyince çok salak görünüyo.

kapattılar görüntüleri. "önce bi kimliğinizi alalım, bi de hayırdır napıyorsunuz kaç haftadır anlatın lütfen?" dediler, kısacası arkadaşım sen ne ayaksın neyin peşindesin dediler yani...dedim ben havaalanı seviyorum dedim. nası yani dediler? genel olarak burayı seviyorum. eskiden lüks kahramanmaraş'ı seviyodum mesela, şimdi havaalanı seviyorum. kamil koç olayına hiç girmedim. insanları izliyorum, konuşuyorum, bişeyler okuyorum falan dedim. inanmadılar tabii. bi yerleri aradılar ismimi sordular.

buraya bu kadar gelmeniz garip, çok şüpheli dediler. yani sahile falan da gittim ama sarmadı dedim. burası güzel. amirleri "tunceli'li misin ya sen?? tunceli'den senin gibi sarışın nası çıkmış ya" dedi. büyük geyiğin başlaması an meselesiydi ve beklediğim cümle elbette gecikmemişti: "gerçek kürt sarışın olur ağbii" dedi bi tanesi. ulan 7 yaşından beri duyarım bu lafı. allah kahretsin bu efsaneyi yaratanları. bu nasıl bir geyiktir arkadaş? şu ortamda yapmayın bari. 8 tane siyah takım elbiseli, kulaklıklı ve 2,5 metre adamla 20 metrekare içinde bu ciddiyette başlayan geyiğe inanamıyordum. annem sarışın, ondan olmasın???

ya hayır, düşünsenize billboardlara benim fotoyu basıyolarmış, üstüne de işte gerçek kürt! yazıyorlarmış..ne olur acaba? ertesi gün beni gebertmek için, evimin önünde çömelerek bekleyen kalabalığı şimdiden görebiliyorum. neyse ama bu geyik büyük işe yaradı, ortam yumuşadı. sözkonusu efsanenin ilk kez ekmeğini yiyiyordum. sohbet muhabbet uzadı gitti, "tamam sana inandık sarı" falan dediler. "sarı" mı? gerçekten çok yaratıcıydılar. serbesttim. 1-2 gün gitmedim, özlettim kendimi. ben de bayılmıyorum yani lan size dedim. sonra dayanamadım yine gittim.

devamını okuyayım »