soupe anglaise

  • bıçkın (475)
  • 580
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

bir babadan duyulabilecek en ağır söz

"bundan bir halt olmayacak, bunu kaybettik bari küçüğü kurtaralım..."

insanda bıraktığı hissiyat unutulmaz ve bazen bir babanın evledının sevgisini sonsuza kadar kaybetmesine neden olur. babamı sevmiyorum, bunu açık açık dile getirebilirim. bağırarak yüzüne karşı da söylemişliğim vardır hatta şiddetli bir kavgamızda "öldüğünde seni ellerimle mezara yerleştireceğim" demiştim. içimdeki nefretin boyutunu özetleyen en güzel örnek belkide o sözdür.

o zaman ortaokula gidiyorum, 17 ağustos depremini yaşamışız, ankara'nın boktan bir ilçesine yerleşmişiz, okuldaki bütün çocuklar birbirinin köylüsü ve sırf onlardan biri olmadığım için benden nefret ediyorlar. bu arada tenefüslerde ve okul çıkışlarında 4-5 kişilik gruplar halinde beni dövüyorlar. doğal olarak psikolojik sorunlar yaşıyorum ve ergenlik çağındayım. ergenlik çağı zaten sorunlu bir çağ. fakat babam olgun bir tavır sergileyip beni anlamaya ve bana yardımcı olmaya çalışacağına dayıma ben yanlarındayken "bundan bir halt olmayacak, bunu kaybettik bari küçüğü kurtaralım..." şeklinde bir cümle kuruyor. insan "amk senin baba gibi" diyor sözlük. o an hissettiklerimi hala hatırlıyorum. kendimi o kadar değersiz, o kadar yitik, o kadar çaresiz ve o kadar umutsuz hissetmiştim ki anlatamam... bunları bana yaşatan kişi de babam. o günden sonra asla babam olarak görmedim onu. babalıktan reddettim onu manevi olarak.

babamdan hep yardım istiyordum o dönem sözlük. babam kara kuşak 5.dan judo hocalık sertifikası olan biri. o dönem resmen yalvardım ona bana judo öğretmesi için. annem de ısrar etti ama yok, öğretmedi. hatta açıkçası siklemedi. o sene yaz tatiline kadar tartaklandım ve dayak yedim. sinir oluyordum, öfke nöbetleri geçiriyordum. kendimden ve hayatımdan nefret ediyordum. sonra yazın evimizin iki sokak ötesindeki belediyenin ücretsiz boks kursunu gördüm. işte o an hayatımın geri kalanını ve karakterimi etkileyecek olan kararı verdim, o kursa yazıldım... hulusi hoca, adını hala unutmam. ona hala minnettarım. beni öğle bir eğitti ki duruşum bile değişti. kurstan önce ezik, kambur yürüyen, ürkek biriydim. her an birilerinin bana saldırabileceğini düşünüyordum okulda yaşadıklarım yüzünden. hulusi hocayla bazen kurs dışında da karşılaşırdık ve bana "dik yürü lan!" diye bağırırdı. * hala minnettarım ona. biz antreman yaparken odasına geçer rakı içerdi bazen. beni salonda döve döve eğitti. ben sindikçe vurdu, ben sindikçe vurdu ve sonunda yumruk yemekten korkmayan biri haline getirdi beni. antremanlarda içimdeki öfkeyi güce dönüştürmeyi öğretti bana. sadece 3 aylık yaz tatili sonunda onun sayesinde bambaşka biri oldum. boks dünyanın en yalnız sporudur. boks seninle başlar ve seninle biter. boks tek başına ayakta kalmaktır ve boks asla sadece boks değildir. ilerleyen yıllarda kick boks ve thai boks eğitimi de aldım ama boks bambaşka bir şey. resmen artık özgüven sahibi olmuştum. bakışlarım bile değişmişti. o korkak çocuk gitmişti, yerine gözlerinden ateş saçan, cesur ve güçlü biri gelmişti. okullar tekrar açıldığında daha ilk haftadan önceki sene bana saldıran piçlerden birinin burnunu kırmıştım. o çocuğu dövünce hissettiğim duygu çok garipti, bu çok hoşuma gitmişti. çocuk kanlar içinde okulun tuvaletine doğru koşarken ben bir süre sessizce arkasından bakmıştım sonra da sebepsizce kahkaha atmaya başlamıştım. bu çok hoşuma gitmişti ve sırf aynı duyguları, bana haz veren o ilginç hissiyatı tekrar yaşayabilmek için diğerlerini de yakalayıp dövmüştüm. artık beni gördükçe korkuyorlardı. okuldaki çocuklar bana saygı duyuyordu. o dönem önüme çıkan herkesle kavga ettim. bir sene o saçma ruh hali devam etti. hatta babam bile bana vurmaya kalkınca karşılık veriyordum. sonra normale döndüm ama ergenlik çağlarımın sonlarına doğru sinir tedavisi görmem ve düzenli olarak psikiyatriste gitmem gerekti. babam sağolsun...

özetle kendi başıma ayakta kalmayı ilk o zaman öğrendim ben sözlük. işte o dönem bana babam değil hulusi hoca yardımcı oldu. hulusi hocayı hala sevgiyle anarım, babamla da dravdan bir ilişkimiz var. artık daha olgun biriyim o yüzden "babadır işte" felsefesiyle idare ediyorum ama içimde ona dair kocaman bir boşluk var, içinde sevgi olmayan...

sözlükte baba olan veya baba olacak yazarlar vardır veya bu satırları okuyan okurlar. kız olsun, erkek olsun çocuklarınızdan asla ümidinizi kesmeyin. ümidinizi kesseniz bile bunu onlara belli etmeyin. çocuklarınıza hitap şeklinizi iyi ayarlayın. eğer bunları yapmazsanız sizin bir parçanız olan insanı, varlığı manevi olarak sonsuza kadar kaybedersiniz. onun da içine kocaman bir boşluk bırakırsınız. bazen kötü bir şey söylemektense hiç bir şey söylememeyi seçin. deşarj olmanın bir çok yolu var. gidin duvarları yumruklayın gerekirse ama çocuğunuzun kalbini kırmayın. yaramazlık yaptığında tabi ki kızacaksınız fakat onu parçalayacak cümleler kurmayın. şimdi babamla konuştuğumda "sen akıllısın oğlum, sen başarırsın oğlum" diyor. bense susuyorum ve içten içe tiksiniyorum. söyleyecek çok şey varken susuyorum. babamın gözlerinin içine bakarak o kadar çok şey söyleyebilirim ki kalp krizi geçirip ölmesine sebep olur sözlerim. hatırlıyorum çünkü sözlük, unutmadım. hayatta babasına bile minnet etmeyen bir insan oldum babam sayesinde. ona ne desem boş. o da ömrünü tamamlayıp bu dünyadan göçecek ve ilerde çocuklarım dedesini sorduklarında çok özel şeyler anlatmayacağım. sonra unutulup gidecek. hatta mezarını bile ziyaret edeceğimi düşünmüyorum. baba olmak sadece biyolojik bir şey değildir. bu satırlar babalara ve baba olacaklara ibret olsun. gerçekten baba olmaya hazır değilseniz bir çocuk getirmeyin dünyaya...

devamını okuyayım »
23.01.2014 15:30