soyle garip bencileyin

  • 379
  • 3
  • 1
  • 1
  • dün

hakkını aramak

aramaz olaydım keşke.

respublika caddesi üzerinden eve dönüyorum. -37 derecede bir astana kışı gecesi daha. ellerim ceplerimde, üşüyor ve hızlı hızlı yürüyorum. haftalardır aynı pantalon, aynı mont ve pecmurde halimle şantiyenin tozunu çamurunu oradan oraya taşımaktayım. fiziksel ve mental olarak perişan bir haldeyim. kaç zamandır günde 12 saat haftada 7 gün çalışıyoruz kim bilir ?

siyah berem ve başımı öne eğerek yürüyüşüm süpheli bir hal uyandırmış olmalı. 3 polis cadde üzerinde beni durdurdu. normal koşullarda diğerlerinin uyarılarına ve dönen tüm şehir efsanelerine rağmen sokaklarda rahat ve endişesizce gezerdim. fakat yakın zamanda bir yerlerde gerçekleşen bir islami terör saldırısı tüm şehrin gündemini meşgul etmekteydi. birden haftalardır kesmediğim sakalımı, proje müdürünün bu halde sokaklarda eşkiya gibi gezme deyişini hatırladım. işin varabileceği nokta açısından, içimde yüksek oktanlı bir korku uyanıverdi.

polisler işi uzatmadı. pasaportumu istediler. verdim.
pasaporta hiç bakmadan eklediler.

- bizimle karakola geliyorsun
- ben mimarım milli müze şantiyesinde.
- bizimle karakola geliyorsun
- türküm. türkiye'den geldim hem registratsiyam yeni düzenlendi
- bizimle karakola geliyorsun.

işler basbayağı kötüye gitmekteydi. birden aklıma hayat kurtarabilecek bir kağıt parçası geldi. cüzdanımda telaşla onu aramaya başladım. fakat tam bulduğum anda polislerden biri cüzdana yapıştı. kartvizit bende cüzdan poliste kalmıştı. şaşkınlıkla ne yapacağını seyrettim. güya cüzdanı inceliyordu fakat bir miktar parayı cüzdandan çıkarıverdiğini farkettim. diğer polis daha sert bir tonla tekrar etti. karakola gidiyoruz. kartviziti elimden çekip almalarından korkuyordum. sıkı sıkı tutarak gösterirken korkumu belli etmemeye çalışarak karşılık verdim.

- olur, gidelim. ama önce sharip omarov'u arayacagım.
- sen nereden tanıyorsun onu?
- benim arkadaşım olur.

bir gece önce berik'le bir restorana gitmemiz, orada yine berik sayesinde meclis başkanı ile tanışmam, adam biraz içip keyiflenince berik'in tercumanlığıyla yarım saat keyifli bir sohbet etmemiz. sonunda kartını verip bana ne zaman istersen ara beni demesi. bunların hepsi o zamana kadar korelilerin restoranatında yemek yemekten başka şehirde hiçbir sosyal faaliyete bulaşmamış olan benim için mucizevi bir kurtuluşun hazırlayıcıları olmuştu.

tüm atmosfer birden değişmiş, psikolojik üstünlük resmen bana geçmişti. renkleri atan iki polis tamam dediler. gidebilirsin. diğeri cüzdanımı verdi. fakat içten içe durum değerlendirmesi yaparken tereddüdlü bir şekilde konuştu.

- bizimle geliyorsun
- tamam. ama önce omarov'u arayacağım.

diğerlerinin ona bakmasıyla kararını değiştirdi. git dedi. ben bu sefer sadece diğerlerini muhatap aldım.

- tamam ama arkadaşınızda bana ait bir şey var.

iki polis tekrar ona baktı. o önce inkar etti. sert yapmayı denedi. fakat cebine almaya vakit bulamadığı para hala avucunun içindeydi ve gelinen nokta bunun inkarını imkansız hale getirmişti. elinin dördümüzün ortasına gelişini ve tüm gözlerin odağındayken avucunun çaresizce açılışını hatırlıyorum. paramı avucundan aldım.

işte tam bu andan itibaren hissettiklerim birden bire değişti. polisin avucundan çıkan para 450 tengeydi. yani üç dolar. ülkedeki rezil gelir dağılımını, bunun sebep olduğu fakirliği, ahlaki çöküntüyü biliyordum. sovyet rejiminin mankurtlaştırdığı kazaklar rejim değişikliği sonrası iyi kötü yürüyen sosyal düzenin de çökmesiyle tamamen kaybolmuşlardı.

sovyet hayalinin bizdekinin fersah fersah ilerisinde bilim, sanat, teknoloji ve eğitim altyapısının hedefsiz, idealsiz kalmış, ortaklıklarını tarif edemeyen kayıp insanları. kazakistan'nın, evlerinde mutlaka piyano ve kitaplık bulunan kazakları ve rusları. ve işte şu an karşımda duran, kendi onurlarını ve bir yabacıya karşı, temsil ettikleri devletlerinin onurunu, üç kişiyle paylaşılacak 3 dolar için, değişen üç adam. hepsi kaybolmuş insanlar.

insan onuruna değişilebilen o üç doların sahibi ve güya hakkımı ararken bu durumu o üçünün yüzüne vuran kişi olmaktan utandım. iş işten geçmişti fakat durumu düzeltmek ve kazakistan ve kazaklar hakkında gerçek duygularımı bilsinler diye, "biz aynı milletteniz. dilimiz aynı" dedim. "bu beni gururlandırıyor" diyemedim fakat "türkler kazakları severler. şantiyem şurada. kazakistan'a çok güzel bir milli kütüphane ve müze yapıyoruz. çok önemli eserler sergilenecek orada." dedim. "bu eserlerle gurur duymalısınız" diyemedim. "gelin bir çayımızı için" dedim.

bir de şuna (bkz: #72869169)

-40 derecede başka bir astana macerası için (bkz: #57598557)

edit 1 : imla ve bir link
edit 2 : bir kink daha

devamını okuyayım »