spiralofsilence

  • 46
  • 0
  • 0
  • 0
  • 6 yıl önce

dedikodu

kendisini aklamak için başkasını boklayanların işidir.

bal gibi tatlıdır: iki ve daha fazla insancık bir araya gelince sessiz kalmaya dayanamazlar, anlatacak hikayelere ihtiyaç duyarlar. anlatılan şeyin iki taraf için de anlamlı olması için ortak bir zemin bulmak şarttır. kapasite eksikliğinden muzdarip olan birey, bu zemini en kolay ortak tanıdıklar üzerinden konuşmakta bulur. zira ortak tanıdık kendisi kadar karşısındakini de ilgilendiriyordur.
daha makro bakarsak magazin dediğimiz hadisenin insanlara anlatacak hikayeler vermek için dedikoduya başvuran hastalıklı bir yapı olduğunu görebiliriz.

hastalığı ortaya koyduk, şimdi çözüm önerilerine geçelim;

dedikodudan uzak durmak için anlatacak daha değerli şeylere sahip olmanız gerekir. kısa yoldan sahip olmak istiyorsanız, wikipedia okuyun ve fakat, konuşmalarınız copy paste entrylere benzemesin. mutlaka kendi yorumunuzu, bakış açınızı ekleyin. yorumlayamadığınız konularda konuşmayın.

bulunduğunuz ortam dedikoduya sarmaya meyilli ise, önlem olarak yanınızda kulaklık ve taşınabilir müzik oynatıcı/müzk çalan cep telefonu bulundurun.
bunu kaba bir davranış olarak görüyorsanız, dedikodunun başladığı anda tuvalet vb. bir bahane bularak ortamdan bir süreliğine uzaklaşın. döndüğünüzde sohbet devam ediyor olsa bile korkmayın. başını kaçırdığınız filmlere karşı hissettiğiniz yabancılaşma duygusunu dedikoduya karşı da hissediyor olacaksınız.

meselenin özü bu: dedikoduyu yabancılaşma duygusuyla özdeşleştirmek. konuşmalarınız insanlar, olaylar vb. uçucu şeylerden ziyade bilgi ve fikirlere odaklı olsun. bunu yaptığınızda dedikoducular da size yabancılaşacak, birlikte zaman geçirdiğiniz insanların sayısı hızla azalacak, sabun köpüğü ilişkileriniz istatistiksle olarak dibe vuracak.

bir dönem kendinizi yalnız hissedebilirsiniz. bu illüzyona aldanmayın. kütüphanenizde yüzünüze hasret kalmış, sizinle bir saat geçirmek için can atan büyük beyinler var. dünyanın en büyük beyinlerinden bahsediyorum.
gidin onlarla arkadaşlık edin. dostoyevski'yle kahve için, hayyam'la şarap için, nabokov'la satranç oynayın.

uzun zamandır içinizde bir yumru gibi duran, bilinçaltınızda gezinip duygu dünyanızı karıştıran, karın ağrısı yapan "içinizdeki boşluk"un dolmaya başladığını hissedecekseniz.

"ne yumrusu, ne karın ağrısı yahu?" diyenlerdenseniz çıkmak için 9'u tuşlayın.

devamını okuyayım »
18.05.2008 10:32