starchild

  • aklıselim (567)
  • 500
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

iş hayatı

hayatın kendisi gibi lanse edilendir ama aslinda hayatin bir dönemi ve bir kısmı olmalıdır.

iş hayatına gelene kadar her insan uzun ve zorlu bir eğitimden geçer. akademik bu yıllarda, önemli olan zeka*, çaba ve çalışmaktır. iş hayatına gelene kadar insanların seçim hakkı vardır. insanlar karakterine ve önceliklerine göre arkadaşlar edinir, seçtikleri ortamlarda bulunur. her konuda başarıya giden yol, istisnasız her zaman elinden gelenin en iyisini yapmak, daha iyisini yapmaya uğraşmak için hırsa sahip olmaktır.

iş hayatı tamamen bambaşka bir sistemle ilerler. bu dönemde sahip olabileceğiniz en önemli yeti, boş konuşabilmektir. boş konuşmaktan kasıt, boş sohbetler ve geyik muhabbeti değildir. geyik muhabbeti yapabilmek bile belli bir zeka kapasitesine sahip olmayı gerektirir. burda bahsettiğimiz boş konuşmak, içeriği su götürmeyen, mantıksal açıdan 2+2=4 kadar bariz olan şeylerden bahsedebilmektir. bu tarz olguları çok mühim bilgiler olarak algılamak, bunları amerika'yı baştan keşfetmiş gibi iletmektir. bizim arkadaşlarla aramızda kullandığımız örneklerden biri olayı daha iyi açıklayabilir:

-nefes almak. çok seviyorum nefes almayı. sevmekten öte, ihtiyacım var nefes almaya. (derince nefes alarak) oksijen.. oksijen o kadar güzel bir şey ki, dünyadaki her canlının ona ihtiyacı var. oksijensiz bir dünya düşünebiliyor musun? ben düşünemiyorum. oksijen bu kadar önemli olmasaydı, oksijen tüpleri olmazdı. hava kirliliği kimsenin umrunda olmazdı. vıdıvıdıvıdı...

bu noktaya gelmeden, üçüncü cümlede durdurmalıydı sizi karşınızdaki. ama hayır. deneyin bakın, zamanın %90'ında karşınızdakinin gözlerinde bir pırıltı göreceksiniz. çünkü onun da konuşabileceği bir konudan bahsediyorsunuz. oksijenin önemini kesinlikle anlayabiliyor o. ufak beyniyle teoriler bile geliştirebilir. dolayısıyla onun için mutlu ve güzel bir sohbet bu.

annem yıllardır söyler, karşındakiyle konuşurken onun aptal olduğunu varsayacaksın. tane tane, kısa cümlelerle, bariz olanı söyleyerek iletişim kuracaksın. stating the obvious da deniyor buna. karşındaki üstün, senin için zaten bariz olan böyle şeylerden bahsettiğinde, ona hayran kalacak, bilgi dağarcığına hasta olacak ve 2 saat boyunca bu konuşmayı dinleyeceksiniz. içinizden "hayatımdan çalıyorsun şu an, bu bedene annemin hayat vermesinin sebebi, senin gibilerin bu dünyadaki zamanımı harcaması değildi" diye düşünmeyeceksiniz. çünkü bu sistemde, sigortanızı, maaşınızı, cep telefonunuzu ödeyen firma sizin zamanınızı satın almış, üstünüz de sizin zamanınızı nasıl geçireceğinizi belirlemiştir. bu birinci dersimiz.

asla ve asla olayın zeka ile ilgili olduğunu düşünmeyin, her gün ördek gibi şaşırır kalırsınız. "nasıl yani?? nasıl?" diye düşünmek yerine maaşınızla aldığınız cici ipod'unuzdan en sevdiğiniz şarkıyı dinleyin. işinizi çok fazla sahiplenmeyin, çalışmanın sadece belli amaçlara giden bir araç olduğunu kendinize hatırlatın.

asla ve asla, çok çalışırsanız başarılı olup hemen iyi bir kariyer yapabileceğinizi düşünmeyin. önemli olan kendinizi çok yorup, çok çalışarak başarı sergilemek değildir. daha sakin bir tempoyla çalışıp, kendinizi yıpratmadan, tolerans seviyenizi maksimumda tutarak, 5 sene aynı salaklığa tahammül edebilmeyi hedef edinin. eğer bu size uygun değilse, allem edin kallem edin kendi işinizi kurun.

iş ilanlarındaki aranan kriterler ve özgeçmişlerin klişesi "detaya özen göstermek" abartılmaması gereken bir şeydir. bu iyi bir özellik olmakla beraber, size getirisinden çok götürüsü olur. kimseden aynı detaycılığı beklemeyin. ne kadar üst düzey, ne kadar kariyer canavarı gözüküyorsa bir insan, yakın oranda pratik zeka yoksunu olabileceğini aklınızın bir köşesinde bulundurun. ve siz asla ondan daha iyi olduğunuzu/olabileceğinizi belli etmemelisiniz.

ekonomik durumlar bu kadar kötü, işsizlik bu kadar yaygınken, üstlerinizin sizi eğitmek veya sizi desteklemeye çalışmaktan çok çok önce kendi kıçlarının güvenliği ile ilgilendiklerini asla unutmayın. 20-30 yaş farkı olsa, sizden 20 sene daha fazla tecrübeli bile olsa saf olmayın. başardıklarınızın kredisini o toplayacak, yeri gelince size tonlarca şey öğrettiği için bütün başarınızın ortağı ya da sahibi olacak, yeri gelince en ufak hatada sizi başarısızlığınızın içinde yanlız bırakacak ve destek bile olmaya çalışmayacaktır.

bu sebepten ötürü kendinizi çok fazla yormamanız gerekmektedir. çok fazla çaba gösterirseniz, bu düzen sizi çok yıpratır ve bu haksızlıkla yaşayamazsınız. bunu değiştirmenin hiç bir yolu yoktur, o yüzden tek çözüm kendimizi adapte edebilmektir. daha az çaba göstermek, daha az emek vermek; başka biri sizin başarınızı kendine mal ettiğinde bu durumu daha rahat karşılamanızı sağlar. yıpranmadığınız için aynı yerde uzun süre durabilirsiniz; bu sayede 3. şahıslar tarafından iş görüşmesine çağrıldığınızda daha "güvenilir" ve "standart" bir profil sergilersiniz.

iş hayatına yeni başlıyorsanız, hele kurumsal bir firmada çalışıyorsanız, %60 ihtimalle orada hızlı bir kariyer yapamazsınız. hızlı kariyer planı, çok zıplamaktan geçer. önemli olan ne iş yaptığınız değil, kendinizi ne iş yapıyor gösterdiğinizdir.

ben de isterim ki istediğim gibi bir işe gireyim, hayatımı orada geçireyim. bazı şanslı insanlar bunu yapabiliyor. belki siz de istisnasınızdır. belki de değilsinizdir. sakin olun, boş konuşun ve iş hayatınızı gözünüzde büyütüp, bütün hayatınızın merkezine oturup emperyalistçe hayatınızın tamamını ele geçirmesine izin vermeyin.

edit: aile baskısı.

devamını okuyayım »