stephen dedalus

  • şamda kayısı (714)
  • 819
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

17 mayıs 2000 galatasaray arsenal maçı

herhangi bir zamana bağlı olmayan, en aşina olunan şekliyle "timeless" kategorisine girecek maçtır bu. 10 yıl sonra bile, sadece her yıldönümünde değil, hatırlandıkça, bugüne kadar aşağı yukarı 15-20 kere izlense dahi daha önce oynanmamış hissini verir. maç başlar, "aslanlara bak be top göstermiyorlar", "finale kadar getiren oyunu oynuyor çocuklar" dersiniz. ilk yarı sonlarına doğru, "arsenal de dengeyi kurdu, ikinci yarı dikkatli olmak lazım", "ah ulan arif kanser ettin yine ama canın sağolsun" dersiniz. ikinci yarı sanki her an gol olacakmışçasına dakikaları tüketirken görülen sarı kartlar hafiften iç sıkıntısı yaratmaya başlar, "aman çocuklar sakin" dersiniz. ancak doksan dakika sonunda kendinize gelirsiniz. "ezdik adamları ama gol atamadık, bu saatten sonra yenilsek de hava hoş ama kupa hakkımız" dersiniz.

sonrasında uzatmalar başlar, takımın hala dipdiri, canhıraş saldırmasından gurur duyarsınız, tribünler sanki ali sami yen tribünleridir, başkasının sesi gelmez. sonrasında hafif yorgunluk belirtileriyle izleyende de endişe belirtileri başlar, olası bir kazadan korkarsınız. ve hagi oyundan atılır, ne olmuş yani? futbol tanrıları çoktan oyuncularımızın omuzlarına dokunmuşlardır bile. derken parlour'un ortasına sanki beş metre yükselmiş bir adam görürsünüz ve havada adeta asılı duran o adamı taş kesilen bedeniniz ve faltaşı gibi açılan gözlerinizle izlersiniz ancak asıl mucizenin bu olmadığı iki saniye sonra anlaşılır, kameranın bile zor yakaladığı aslan yürekli kaleci öyle inanılmaz bir refleks göstermiştir ki, o on saniyelik ağır çekimde seyreden hayat bir anda normale döner, nefes almanız gerektiğini hissedersiniz.

penaltılar. ilk penaltıyı atacak adamın sol ayaklı olmasından tedirgin olursunuz ancak korkulan olmaz, sonrasında suker gibi bir adamın penaltı kaçırması ile eliniz kupaya biraz yaklaşır. haydi biraz daha ne olur dersiniz, hakan'dan tertemiz bir penaltı gelir ve kupanın ışıltısı etrafı yavaş yavaş aydınlatmaya başlar. sonra ümit gelir topun başına, daha atmadan bilirsiniz sonucunu, kupa iyice ışıldamaya başlamıştır artık. sonra vieira gelir topun başına, topa vuruşundaki ve sonrasındaki umursamazlık kupayı biraz daha parlatmaya başlar. ve popescu, o topa doğru koşarken onunla birlikte milyonlar da öne doğru hafifçe atılır ve... uefa kupası artık sadece futbolcuların değil, bütün taraftarlarının elleri arasında ışıl ışıl parlamaktadır, aradan 10 değil 110 yıl da geçse asla ışıltısı sönmeyecek o kupa bizim kupamız işte.

devamını okuyayım »