stratman

  • 392
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 yıl önce

her şey çok güzel olacak

temmuz 2009..

her şeyi bırakıp gitme isteği, bu kez kurban olarak beni seçmişti. "gel kaçalım bi haftalığına şu istanbul'dan. kafamızı dinleriz" ricamı geri çevirmeyip, benimle birlikte ufak bi tatile çıktığı için ona müteşekkirdim. yola koyulduğumuzda güneş doğmak üzereydi. kendimizi bi komedi/dram filminde hissediyorduk. hatta o kadar kaptırmışız ki, bodrum kalesi'ni daha uzaktan görür görmez cd'den 13 numaralı parçayı seçti. sıra şarkının durumumuza ve konumumuza en uygun sözlerine geldiğinde bağıra bağıra söyledik;

"gel gidelim güneylere,
yenilenip dinlenmeye.."

yüzüme baktı.
-"her şey çok güzel olacak" dedi.
gülümsedim.

kasım 1998..

sıra çok yavaş ilerliyor; patlamak üzereydim ki, önümdeki adam aniden kuyruktan ayrıldı. içimden kendisine teşekkür ederek bi adım öne geçtim. vizyondaki diğer 7 film pek rağbet görmüyor. sıradakilerin neredeyse tamamının amacı, ömer vargı'nın son filmini vizyona girdiği ilk haftada seyretmek. bu takıntılı insanlardan bi tanesi de benim ve sıra bir türlü ilerlemiyor. sigara içmeliyim; nikotin ihtiyacı had safhada. tam koşar adımlarla
sinemadan çıkıp sigaramı yakmak için karar almak üzereydim ki, sıra bana geldi.
-"her şey çok güzel olacak filmine iki bilet alabilir miyim?"

eylül 2003

odam almış başını gidiyor; toplamalıydım. evde benden başka kalan, eve benden başka gelen yok. yine de rahatsız edici kalabalıktan kurtulmak için odayı düzeltmeye karar verdim. düzeltmek dediğim, etrafa biriken kağıt parçalarını yeni torbalara doldurup dolaba tıkma üzerine kurulu bi çalışma. yani aslında toplanan bi'şey yok. düzenli dağınıklık. dolapta biriken torba koleksiyonuma bir yenisini eklerken, torbanın delik dibinden birbirine zımbalanmış iki kağıt parçası düştü. ne olduklarını anlamam çok gecikmedi. her şey çok güzel olacak filmine iki bilet. beyoğlu'nun orta yerinde, terk edildiğim günün şahidi olan iki kağıt parçası. seyredemediğimiz filmin el değmemiş tanıkları. beraber izleyemediğimiz filmlerden ilki. biletleri torbaya tıkıştırıp dolabı kapattım. odam bi hafta içinde tekrar dağıldı. toplamadım.

kasım 1998..

filmin başlamasına 10 dakikadan az bir süre var; hadi gel artık!
gelmedi. onu bi daha hiç görmedim. iki biletim olmasına rağmen filme girmek gelmedi içimden. biletleri cebime koyup istiklâl'de nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm. eve geldiğimde; her akşam kapının açılmasıyla birlikte "bütün gün başıboş bıraktın, biraz ilgilen benimle" temalı maskaralıklarıyla beni karşılayan köpeğim, ruh halimi paylaşırmışçasına kıpırdamadan bana bakıyordu. terk edilen diğer adamlar gibi alkolle kendimi boğmak yerine, yatağıma uzandım. o geceye dair hatırladığım son şey, sayıklayarak uykuya daldığımdı. her şey çok güzel olacak.. her şey çok güzel olacak.. her şey çok gü...

temmuz 2009..

-"canım? bi'şey mi oldu?"

suratımın asıldığını görmüştü.

-"yok bi'şey" dedim. "her şey çok güzel"

(bkz: unutulmayan aşklar)

devamını okuyayım »