suferd

  • hırçın golcü (291)
  • 783
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 ay önce

doğu perinçek

bizim solcular genelde doğu perinçek ismini duyduklarında pek ciddiye almaz, güler ya da tüylerini diken diken ederler, fakat en azından, kendi kişiliği bağlamında türkiye solunda ikinci bir perinçek bulunmaz, o derece önemli, dikkatle takip edilmesi gereken bir liderdir.

hakkında solun epey solunda şöyle bir değerlendirme mevcut:

[ bir birey olarak doğu perinçek, türkiye sol hareketinin yarattığı -herhalde- en bütünsel kişiliktir. perinçek, kesintisiz olarak otuz küsur yıl boyunca bir hareketin odağında mücadele yürütüyor. o, teorisyen, stratej, örgütçü, politikacı, ajitatör niteliklerinin tümünü otuz yıl boyunca önder konumlarda koruyabilmiş biridir. perinçek bu bakımdan her türlü övgüyü hak ediyor. ağır ve mahcup edici başarısızlıklar yaşamıştır; bunların birçoğunun farkında olduğu kesindir. perinçek ancak öcalan'la karşılaştırılabilir; mesela perinçek devrimci olmayı hiçbir zaman göze alamamıştır, öcalan gibi plebyen özelliklere sahip değildir, onun gibi mesihvari bir misyonu zımnen de olsa taşımaz, akıllara hitap edişiyle tam bir laik liderdir.
hikmet kıvılcımlı'nın, 1970'te yazdığı "devrim zorlaması ve 'devrimci' zortlaması" başlıklı yazıda, "sosyalist kuşaklar"ı ele alırken "enyeni sosyalistler" arasında saydığı iki kişiden biri doğu perinçek'tir.[2]

doğu perinçek'i, kişisel olarak olumlamanın hiçbir mahzuru yok. politik görüşlerinin ne kadar uzağında ve karşısında olunursa olunsun, perinçek'i otuz küsur yıl boyunca başında olduğu hareketi anlamak için olumlamak gerekiyor. aydınlıkçılık'a ilişkin reddedilmesi zorunlu birçok özellik, perinçek'in kişiliğinde çok önemli meziyetler oluyor. türkiye solunda, lideri ile anılmak konusunda öne çıkan iki-üç hareketten biri aydınlık olmuştur. 'apoculuk'un çok daha kapsamlı boyutları bir yana bırakılacak olursa, perinçek, hareketiyle özdeşleşmiş, birlikte anılma konusunda belirginlik kazanmış ve tamlık anlamında kıyas kabul etmez bir örnektir. örneğin, 1970'li yıllardan beri devrimci bir hareketin başında bulunan dursun karataş'ın, perinçek türünden 'tam' bir emsal teşkil etmediği söylenebilir.

perinçek'i, bağımsız değerlendirmelerden ziyade, birkaç olaydaki tutumu bağlamında yansıtmak daha yararlı olabilir:

1) "yürüyün benim aydınlık alınlı jön-türklerim!
"tarih sizin arkanızdadır. siz taif zindanlarında boğulamayan mithat paşa'larsınız; erzurum tabyası'nda nene hatun'larsınız.
" ' felek bütün cefasun toplasın gelsin. dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten' diyen arslan yeleli namık kemal'le birlikte yürüyorsunuz.
"ayak seslerinizde, 'zulmün topu var, kalası var, güllesi varsa, hakkın da dönmez yüzü, bükülmez bileği var' diyen tevfik fikret'in gür sesi yankılanıyor.(...)"[3]

bu coşkulu kalem, uzakta olduğu geçmişin anısına destanlar yazmıyor. o, içinde kanıyla canıyla olduğu bir süreci böyle yaşıyor. doğu perinçek, (oğlunun da aralarında bulunduğu) işçi partili gençlerin "bağımsızlık yürüyüşü" adıyla yaptıkları ve "sahte solcular"la çatışma çıktığı, kolluk kuvvetleri tarafından zorluk çıkarılan eylemle ilgili bunları yazıyor. son yıllarda solda, zaferine inanan bu derece coşkulu bir yazıya tesadüf edilemez. kendine inanan, inancını cesaret ve coşkuyla yaşayan biri var bu sözlerin ardında...

2) 19 ağustos 1991’de sovyetler birliği’nde gorbaçov’a karşı bir askeri darbe yapılır. darbenin ertesi günü, (20 ağustos 1991 tarihli) milliyet gazetesi, "türk sosyalistleri ne diyor?" başlığı altında, aralarında perinçek'in de bulunduğu kimselerin konuyla ilgili görüşlerini aktarır. dördü de politik faaliyeti uzun yıllar en üst konumlarda sürdürmüş olan "türk sosyalistleri"nin konuyla ilgili değerlendirmelerinin çok izlenimsel, bütünlükten yoksun ve politik tutum almaya elverişsiz olduğu görülür.

zamanın sosyalistlerin birlik partisi’nin genel başkanı sadun aren: “gorbaçov çok olumlu gelişmelerin önünü açmıştı. (...) benim için şahsen hem olumlu, hem olumsuz duygular uyandırdı. bu gelişmelerin uluslararası ilişkilere yansıyacağını sanmıyorum.”

türkiye birleşik komünist partisi genel başkanı nihat sargın: “olayı yeni duydum. henüz bir şey söylemek zor. biraz beklemek gerek. şu veya bu şekilde ne kadar basit olursa olsun, bir yorum yapmak oldukça zor.”

aynı partinin genel sekreteri haydar kutlu: “gorbaçov’un olağan ve demokratik bir yöntemle görevden uzaklaştırılmadığı açık. (...) tek kelime ile üzüntü verici. olumsuz sonuçlar doğuracağından kaygı duyuyorum.”

mehmet ali aybar (tip eski genel başkanı): “gelişmeleri henüz izleyemedim. benim tahminim belki tutucu çevrelerin bu hareketi yaptığı yönünde. ancak her şeyi öğrenmeden yorum yapmak istemiyorum.”

ama ne istediğini bilen, nereye vuracağından emin, bütünlüklü bir açıklama getirebilen birinin, sosyalist parti genel başkanı doğu perinçek'in de görüşleri vardır aynı sayfada: “sovyet hakim sınıfı içinde iki kamp vardı. [daha sonra rusya devlet başkanı olacak boris yeltsin ve siyasal bürokrasiden bahsediyor.] gorbaçov bu iki kanat arasında dengeleri kullandı. (...) bugünkü darbenin daha çok merkezi siyasal bürokrasiden geldiği yönünde işaretler var. bunun uluslararası alana yansıması sscb’nin abd’nin dünya jandarmalığına karşı koyan politikalar geliştirmesi, bu arada almanya ve japonya ile abd arasındaki rekabetten daha çok yararlanması yönünde olabilir. gorbaçov’u devirenlerin sovyetler’deki milliyetler meselesinde daha merkeziyetçi ve katı bir tutum alacaklarını sanıyorum.”

o günkü milliyet, akademik nitelikleriyle temayüz etmiş ‘sosyalist’lerden de demeç alabilirdi. bu eksiklikle sosyalizm adına fazla bir kayıp olmadığından emin olunmalıdır; akademik nitelikli türk sosyalistlerinin görüşlerine başvurulmamasıyla, gazetenin “türk sosyalistleri ne diyor?” başlığıyla verdiği haberin içinde, genelgeçer ve hiçbir özgüllük içermeyen komünizm övgüleri eksik kalmış oluyor, ya da teknisist birtakım bilgi yığıntısı... bu eksikliğe rağmen, türk sosyalist partilerinin ileri gelenlerinin politik olaylarla ne kadar ilgilendikleri anlaşılmış oluyor. tbkp'nin liderleri farklı düşünceler beyan ediyor. demeç sahiplerinden bir tek haydar kutlu, net bir tutum belirtiyor: kutlu'nun, darbeden demokrasi adına, bir genel değer adına, hoşlanmadığı pek kesin. ama, olayların öncülü hakkında bir görüş, tarafların olası nitelikleri hakkında bir özgülleştirme, kafa yorduğuna ilişkin en küçük bir emare... bunların hepsi hak getire! diğerleri, pek aydınlar! olayı izleyecekler, görecekler, tefekküre dalacaklar, belki parti meclislerinin konuyla ilgili görüş oluşturması için bir ön-komisyon kurulmasını değerlendirecekler; ancak ondan sonra konuyla ilgili bir fikir ve tutum beyan edebilecekler. perinçek’in düşüncesindeki yoğunlaşma, analizindeki vukuf, malumatı yorumlayışındaki tutarlılık, onu diğer ‘sosyalist liderler’den ayırıyor. bazılarının tatilde olduğu ve gazete bile okumadığı ihtimali karşısında perinçek, bu gazeteye istenen bir demeç vermekle kalmıyor; gazetenin aynı gün yayınlanan, yani darbenin üzerinden ancak saatler geçtiği sıralarda baskıya giren sayısının ünlü “düşünenlerin düşüncesi” sütununda, konuyla ilgili daha etraflı bir değerlendirmesinin yayınlanmasını sağlıyor. perinçek, bu yazısında da, darbe sonucu, “sscb’nin çin halk cumhuriyeti ve sosyalist ülkeler ile olan ilişkillerinin de eskisine göre daha elverişli bir zemine kavuşacağı görülüyor” olacağı değerlendirmesi yapıyor.

3) 1990 ya da civarı yıllardır. istanbul üniversitesi iktisat fakültesi mezunları cemiyetinin her yıl düzenlediği iktisatçılar haftasında bir sempozyum yapılmaktadır. konuşmacılar arasında birçok bakan, üst düzey bürokrat, işadamı ve akademisyen vardır. konuşmacılardan biri de doğu perinçek'tir. devletlu konuşmacıların kapitalizmi, emperyalizmi ve devlet politikalarını militan olduğu kuşku götürmez tonlar da taşıyan 'bilimsel tarzlarda' savunduğu konuşmalar arasında, perinçek, kendini onlar karşısındaki cepheye net bir şekilde koyan bir konuşma yapar. arayı, konuşmacılara sorular ya da kısa konuşmalar şeklinde düzenlenmiş bir bölüm izler. doktorasını iktisat üzerine yapmış ve troçkist olduğu bilinen bir sosyalist kürsüye çıkar ve esas olarak doğu perinçek'i hedef alan, stalinizmi eleştiren bir konuşma yapar. bir süre sonra doğu perinçek, eleştirileri yanıtlamak üzere kürsüye çıkar. perinçek, birçok konuya değinir, diğer ve genellikle bürokrat ya da bakan olan konuşmacıları eleştirir, bu arada, aklına öylesine gelmiş gibi, kendini eleştiren sosyalist konuşmacıya da şu yanıtı verir: "arkadaşla aramızdaki meseleleri konuşacağımız yer bu kürsü değil, eleştirilerini dikkatle dinledim, onları bir ara kendi aramızda biz bizeyken konuşuruz."

bu toplantıdan bir süre sonra, bilsak, "emperyalizm teorisi geçerliğini yitirdi mi?" başlığıyla, iki konuşmacının olduğu bir panel düzenler. konuşmacılar, "soru"ya evet yanıtını verecek olan şahin alpay ile iktisatçılar haftasında perinçek'i eleştiren sosyalisttir. troçkist konuşmacı, ş. alpay'ın tezlerine karşı marksizmi büyük bir enerji ve inançla savunur, bu arada dünyada ortaya çıkan birtakım yeni politik gelişmeler üzerine de değerlendirmeler yapar. izleyiciler arasında bulunan ve yukarıda anılan toplantıyı izlemiş olan biri, sosyalist konuşmacıya, dediklerinin stalinist kabul edilenlerle troçkist gelenek arasında ne gibi yeni etkileşimler ve gelişmelere işaret edeceğine dair bir soru sorar. sosyalist konuşmacı, şöyle bir yanıt verir: "bu sorunları kendi aramızda konuşmamız gerekir."

4) ertuğrul kürkçü, ekim 1991'de yapılan genel seçimler vesilesiyle doğu perinçek'i şöyle değerlendirir: "bu seçimlerden galip çıkan tek sosyalistin doğu perinçek olduğunu söylemek yersiz olmaz.... sosyalist soldan kurumsal düzeylerde hiçbir destek görmemesine, uğradığı tecrite ve horlamalara rağmen bir erken seçime sokulabilecek bir örgütlenmeye sahip bir 'sosyalist parti' yaratılması çok büyük ölçüde doğu perinçek'in kişisel azminin ürünüydü. elindeki malzemenin zayıflığına karşın genel siyaset zeminlerinin sosyalist amaçlarla da kullanılabilirliğini kanıtladığı, böylece hemen hepsi tuhaf bir rastlantıyla eski 'yoldaşları' olan medya yuppielerinin 'sosyalizm öldü' çığlıkları arasında, yoksul ve ezilen insanların kalbine giden bir sesi dillendirmeyi başardığı için, yılın 350 günü sosyalistlere kapalı iletişim araçlarını yalnızca on gün kullanabilmenin bile ne anlama geldiğini gösterebildiği için, tahtakale'deki işportacı çocuklardan, taksi şoförlerine dek toplumun horlananlarına, kendilerini ezenlere karşı kullanabilecekleri farklı bir siyasal dilin olduğunu kanıtlayabildiği, bunu paşaların ve politika erbabının gözünün içine bakarak, onların aleminde de yapabildiği için doğu perinçek şimdi toplumun gözünün önündeki en önemli sosyalist politikacıdır. bu da türkiye'nin ve doğu perinçek'in son on beş yılı gözönüne alındığında az kazanç sayılmaz. bir sosyalist için bunun azımsanacak hiçbir yanı yoktur. ama bütün bir sınıf için, bu ülkede 30 yıldır sosyalist ideallerin gerçekleşebilmesi uğruna çok şey veren bütün bir sosyalistler kuşağı için bu bir teselli bile sayılamaz. ... doğu perinçek'in çok büyük ölçüde kendi kişisel çabasının ürünü olan bu başarıyı küçültmeye yeltenmeksizin, şimdi açılmış bulunan bu siyaset zemininin de birleşik davranışlarla ustaca kullanılabilmesinin ne denli önemli olduğunu sosyalistler görebilecekler mi?"[4]

aydınlıkçılar, haklı olarak perinçek’le övünür. 12 mart döneminden çıkış yıllarında, devrimci örgütlerin şehit önderlerini bayraklaştırdığı, fotoğraflarını propaganda malzemesi olarak değerlendirdikleri koşullarda aydınlıkçıların perinçek’in resimlerini çoğaltıp evlere astığı anlatılır. aydınlıkçılar, liderleri perinçek hakkında 1972’de mıt tarafından yapılan ve devlet yönetiminin üst düzeyine verilen brifingteki şu ifadeleri gururla aktarır: “aşırı sol cephenin genç teorisyenlerinin en azılısı, en teşkilatçısı doğu perinçek’tir.”
[5]

doğu perinçek, devrimci hareketin önder ve militanları bir yana bırakılırsa, türkiye sol hareketinin legal ya da reformist kanadında, kişisal adanmışlık bakımından en önde gelen herhalde yegane isimdir. cezaevinden en son çıkışından sonra yaptığı bir söyleşide yaşamının bir yönünü perinçek şöyle anlatır: “bugünkü kuşağın dedeleriyle, amcalarıyla, abileriyle ve kendisiyle, yani dört kuşakla hapis yattım.”[6]

aydınlıkçılar, liderlerinin adanmışlığını anlatıyor: “doğu perinçek, bu sistemin içinde yükselmek için bütün olanaklara sahipti. babası sadık perinçek, 1960’lı yıllarda adalet partisi genel başkan yardımcısıydı. dayısı turhan olcaytu siciline ‘genelkurmay başkanı olabilir’ notu düşülmüş bir tümgeneraldi. doğu perinçek ise, hukuk fakültesi öğretim kadrosunda, geleceği çok parlak görülen bir konumdaydı. bütün bu olanaklara rağmen, perinçek, emekçi halkın devrimcisi olmayı yeğledi; bundan mutluluk duydu. bu düzen içinde yükselme olanaklarını eliyle bir kenara ittiği gibi, babasının siyasal kariyerinin sona ermesine ve general olan dayısının silahlı kuvvetler’den emekli edilmesine neden oldu. ıki kız kardeşi de kendisi gibi devrimci oldular ve üç kardeş, ‘küçük amerika’ sisteminin işkencehanelerinden ve hapishanelerinden geçtiler. doğu perinçek, türkiye’de, 1960, 1970, 1980 ve 1990 kuşağıyla, yani ülkemizin son dört kuşağının dördüyle de hapiste yatmış tek insandır.

“eşi şule perinçek de, 1960’ların sonlarından beri örgütlü mücadelenin içinde. o da hapishanelerden ve işkencelerden geçti. perinçeklerin çocukları da, devrimci harekete katıldılar, bilimsel sosyalizm davası için mücadele ediyorlar.”[7]

bütün bu niteliklerinden dolayı, otuz küsur yıl boyunca her an başında olduğu, her harcına terinin damladığı bir ‘eser’i, aydınlık hareketini, perinçek’in adıyla anmak, en başta onun dev enerjisine haksızlık etmek olur. doğu perinçek, çeşitli olumsuz özellikleriyle nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, emsali olmayan bir örnektir; onun birçok niteliğine dönük her türlü övgü azdır. karşımızdaki, ‘perinçekçilik’ değil, ‘aydınlıkçılık’tır. ]

"melik kara" mahlasıyla yayınlanmış metin kayaoğlu değerlendirmesi. 2003 civarında yazılmış "aydınlık: solun günahlarının kefareti mi, solda bir serdümen mi?" başlıklı makaleden. teori ve politika.

devamını okuyayım »
22.12.2012 12:15