sui

  • azimli
  • şamda kayısı (718)
  • 4673
  • 10
  • 2
  • 0
  • evvelsi gün

dondurmanın erotik bir meta haline getirilmesi

bir çocukluk büyüsünün, aşk büyüsüne çevrilmiş yalan dolan hikayesidir.

izmir'de yazın kavur kavur başladığının göstergesiydi dondurma. temmuzun başına kadar yememiz yasaktı. zaten haziran ortası gibi başlardı dondurmacılar da dondurma yapmaya. dondurma, kendi köşesine sıkışmış küçük pastanelerin yaz umuduydu.

"amca en azından karışık" diye kapılara yığıldığımız günlerdi. fazla çeşit yoktu belki, limonlu, "çukulatalı", sade -ki limonlu hemen eriyiverirdi-, ama allahım nasıl bir lezeetti, şapır şupur, elimize gözümüze bulaştıra bulaştra. bayram paralarımızla ilk aldığımız şeydi dondurma. o kendine has bir kokusu olan dükkanlar çocukluk gözlerimizdeki en değerli işletmelerdi. dondurma, yasakları delmek, ama daha çok da mutlu olmak demekti. dondurma, pırıl pırıl yaz günlerini kutladığımız bir törenin en güzel şeyiydi.

sonra hazır dondurmalar çıktı, bir kağıda hapsedilmiş, tek çeşide indirgenmiş. oysa ben aynı anda hem sade hem de limonlu istiyordum. olmazmış. bu arada küçük pasteneler yavaş yavaş çekildiler dondurma işinden. sağlıksız yaftası vurulmuştu üzerlerine. hem kornet diye bir şey çıkmıştı, arzu marka sarı külahların yüzüne bakan yoktu. sonra ruhsuz dondurmalar ortalığı kanser gibi sardı. bu dondurmalar üretenlere de çok ruhsuz gelmiş olmalı ki, buna bir ruh vermek istediler. ama o ruhu yanlış yerde seçtiler. çocukluk mutluluğunu erotik bir kalıba döktüler, içinden çıkanı aşifte kıyafetlerle bürüdüler, ondan bir salon dilberi yaptılar.

dondurma, boyaya batmış dudaklarla değil, oyundan sonra terden sırılsıklam olmuş ellerle ve ağızlarla yenirdi oysa. dondurma, oyunu kazanmak ya da kaybetmek değil, oyunu oynamış olmakla ilgili bir şeydi. bir çocuk tutkusuyla yüze bulaşan güzellikti. "en azından karışık" alınan bir şeydi.

dondurmamı geri verin...

devamını okuyayım »