sundance kid

  • bal küpü (621)
  • 593
  • 4
  • 1
  • 0
  • dün

köpek sahibi olmak

bundan 2 yıl önce olsa başlık altında yazılan şeyleri bile okumayacağım, bugünse hayatımın çok önemli bir parçası olan bir başka yaşam biçimi.
30 yıllık hayatımda köpek sahibi olduğum 2 seneyi saymazsak hayvanlara karşı olumlu veya olumsuz herhangi bir his beslemiyordum. yolda gördüğüm herhangi bir hayvana "ay ne tatlı" demediğim gibi, eşin dostun kedi köpeğini de sevme gibi bir huyum yoktu. yani tam bir nötr olma durumum vardı tüm hayvanlara karşı ve hatta biraz da korkardım. fakat 2 sene içinde durum çok değişti.

2 yıldır cavalier king charles cinsi bir köpekle beraber yaşıyoruz. bu delikanlıyı çevremdekilerin "sen bakamazsın, 3 gün sonra sokağa atarsın" demelerine bakmadan hayatıma kattım. hadi utanmadan söylüyorum (sözlükte çok ayıplanıyor bu), kendisini petshop'tan aldım. "geçmişe dönsen petshop'tan canlı alır mısın" sorusuna vereceğim cevap; kesinlikle hayır! dediğim gibi o dönemlerde hayvanlara karşı sosyal bir duyarlılık göstermiyordum. tek yaşamanın verdiği rahatlık ile 1-2 hafta araştırarak gittim aldım*. tekrar söylüyorum, bugün olsa kesinlikle satın almaz sahiplenirdim.
bu delikanlıyı aldım ve beraber yaşamaya başladık. köpekler hakkında pek fazla bir şey bilmiyordum. sözlükte yardım istediğim bir kaç kişi çok güzel destek oldu, bir kısmı ise petshop'u duyunca yazışmak istemediler benimle. neyse biz birlikte yaşamaya başladık. aşıları için mahallede bir veterinere gittik. kendisi joey'nin (yakın arkadaşları jo dediği gibi resmi olmak için joseph de denebilir) kan değerlerine vs bakmadan hemen aşılara başladı. fakat jo petshop'ta çeşitli virüslere maruz kalmış ve bu aşıların da etkisiyle 1-2 hafta için öksürmeye başlamıştı. veteriner bey elbette bunun mühim birşey olmadığı belirtti. ben de güvendim ve 1 ay böyle devam ettik. sonrasında öksürükler sıklaştı ve artık ciğerlerindeki hırıltı bariz oldu.

sonrasında buradan hayır gelmeyeceğini anlayıp google'dan araştırarak anadolu yakasının öne çıkan hastanelerinden vetline'a gittik. burada korkunç süreçler yaşadık jo ve ben. yaklaşık 2 ay burada yattı. sürekli farklı antibiyotikler denendi fakat herhangi bir iyileşme olmadı. bu sürede daha 3-4 aylık köpek benimle yeteri kadar bağ kuramadan bir kafes içinde hastanede yaşamaya başladı. çalıştığım için günde 1 saat falan yanında olabiliyordum. bazı günler beni görünce sevinirken bazı günler kafesinden bile çıkmak istemiyordu. hem hasta hem de kırgındı.
ben her gün internetten köpek hastalıkları araştırıyordum. kan testlerini para ödeyerek yurtdışındaki doktorlara gösteriyordum. tıp öğrencisi kuzenim ile beraber gidip tedavinin detaylarını alıyordum. ve elbette bu dönemde oluk oluk para gidiyordu. toplamda vetline'a 7000 tl civarı bir para ödedim fakat en ufak bir ilerleme olmuyordu. hayvan bariz zatürre olmuştu ve ağzındaki balgamın kokusunu alabiliyordum (belki bana öyle geliyor emin değilim). sonra dedim ben çıkışımı alıp tedaviye evde devam edeyim. belki evde olursa mutlu olur ve iyileşirdi.

eve geldik. tedavi için nebulüzatör denen maske ile ciğerlerine ilaç vermeye yarayan aparattan aldım. ilaçları evde ben mamasına katıp veriyordum. enjektör ile ağzına vitamin tıkıştırıyordum. evde olmadığım zamanlarda kameradan izliyordum ne yapıyor diye. bunu durumu dramatize etmek için yazmıyorum ama nefes alıp almadığını kontrol ediyordum böylece. kameradan bazen emin olamadığımda sesi yükselterek (pc'yi açık bırakıp uzaktan bağlanıyordum) hareket etmesini sağlıyordum.
bu sürecin de işe yaramadığını görünce yeniden vetline'a döndüm. netice olarak kadıköy moda gibi bir yerde, yılların kliniği diyordum. yani oralarda genel olarak zengin insanlar vardır, kötü doktorlar olsa zaten çalışamazlardı diyordum burada. öyle değilmiş işte.
son gün oradaki başhekim ile artık joey'nin nasıl öleceğini konuştuk. son nefesini nasıl vereceğini anlatıyordu. ben de kabul etmiştim durumu. derken beklenmeyen bir şey oldu...

çalıştığım şirketin patronu bir ankara gezisinde veteriner bir arkadaşına durumu anlatmış. veteriner bayan durumun kabul edilebilir olmadığını beni arayarak söyledi ve etilerde bir doktor önerdi. yılların istanbullusu olarak ilk etiler ziyaretimi gerçekleştirmem için beni motive etti.
ertesi gün saat 10 gibi vetline'a gidip jo'yu oradan çıkardım ve etilerdeki terapist veteriner tıp merkezi adlı yere götürdüm. tüm tahlilleri incelediler. 10 gün gibi bir süreye ihtiyaç duyduklarını ve sonunda iyileşeceğini söylediler. belki beni rahatlatmak için, belki de gerçekten inanmışlardı bilmiyorum. ben artık inanmıyordum ama son çare bunu da kabul ettim. bu arada artık hiç param kalmamış, hastane masrafları için kredi de çekmiştim.
artık joey burada tedavi olmaya başlamıştı. ertesi gün gittiğimde bir değişim görememiştim ama klinik vetline'dan hijyen olarak 3 gömlek daha iyiydi. sonraki gün ise iyileşmeye başladığını kendim görmüştüm. beni görünce kuyruğunu sallıyor, öksürük nöbetine girmiyordu. ve hikâyenin sonu tahmin edileceği üzere 10 günün sonunda joey'nin iyileşmesi ile sonuçlandı. yani vetline'in 2 ay gibi bir sürede onlarda antibiyotikle yapamadığını bunlar 10 günde yapmıştı. joey'i 10 günün sonunda çıkardım ve o günden sonra hiç hasta olmadı. boğazında hırıltı kaldı çünkü çok büyük tahriş vardı solunum yolunda. ama bu onun koşmasına, mutlu bir köpek olmasına asla engel olmadı.

yani demem o ki, köpek sahibi olmak, köpek sahibi olmadan bilinemeyecek bir durum. bana o dönemde insanlar tepki gösterdi. bir köpek için bu kadar para harcanır mı dediler. o günlerde aramızda bugünkü gibi bir bağ olmamasına rağmen, açık söylüyorum bugün onu sevdiğimin onda biri kadar sevmememe rağmen tereddüt etmedim. yani başlığa tanım olarak bunu da söyleyebilirim, böyle bir şey köpek sahibi olmak. hatta iyileştikten sonra korktum ya bana olan güveni kaybolduysa diye. ama kaybolmamıştı. biliyorum ki o dönemin ikimiz için de zor olduğunun o da farkında.
bugün ise joey ile olmak, akşamları hiç sinemaya gidememek, aklının sürekli onda kalması demek. evde, arabada, yatakta köpek tüyü ile boğuşmak demek. evlilik planı yaparken herkesin "ya evleneceğin kız onu istemezse" şeklinde sorulara muhatap olmak demek. ama öte yandan, en mutsuz anında bile seni güldürmeyi başaran biriyle beraber olmak, sabahları seni yalayarak uyandığında pazartesi sendromunu bile unutmak, dili dışarda koşarken onunla coşmak, asla yalnız hissetmemek, sürekli özlemek, özlenmek ve daha yüzlerce güzel şey demek.

devamını okuyayım »