sustum oturdum yerime

  • 175
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

mine vaganti

beni sıcacık sarıveren, samimi bir ferzan özpetek filmi.

baba, vincenzo cantone'nin büyük oğlu olan antonio'nun eşcinsel olduğunu öğrenmesi ve bu duruma verdiği tepkileri; o babanın, toplumun tabuları ile kendi sevgi dolu duyguları arasındaki çatışmayı anlatan bir film.

onaylananın dışında bir birey olarak, toplumun kendi içinden çıkan kodlara, kurallara, koşullanmalara ve yargılara açık sözlülükle direnebilmeyi ya da çatışmadan kaçarak sessizlikte kabullenmeyi; bir bütünün mutluluğu için, kendi farklılığından fedakarlık edebilmeyi ve mutsuzluğunda yaşamayı öğrenmeye çalışmayı ya da o bütünden dışlanmayı göze alarak, kendin olarak mutlu bir hayat sürebilmek için kendi aykırılığını haykırabilmeyi; sonucunda pişmanlık olsa bile, kendi seçimlerimizin mahkumu olabilmenin önemini; başkalarına tutsak yaşamaktansa, kalıpların dışına çıkarak kendi tercihlerini yaşatabilmenin anlamını irdeliyor.

yemek masası, diyaloglar, bakışlar, tepkiler, dertleşmeler, tartışmalar ve bireyler o kadar ailevi, o kadar gerçekçi, o kadar da tanıdık bir toplumdan ki.... kamera ise, bize bir ortamın bir bölümünü değil de, tamamını sunmak için hareket halinde. sözü söyleyen ile dinleyeni, tanıklık edenleri, tüm etki ve tepkileriyle izleyebiliyoruz. geçmişten gelen bir anı, filmin bugününe eşlik ediyor ve sonunda sizi bir veda ile bir başlangıcın bileşkesinde buluşturuyor. ve her zaman olduğu gibi renkler görüntüleri daha da güzelleştiriyor ve içinizi daha da ısıtıyor.

film biraz eksik, biraz yüzeysel kalmış gibi mi ? aslında değil, çünkü her ferzan özpetek filminde olduğu gibi, bir kişinin hayatına bir an giriyoruz ve yine o hayattan pattadanak çıkıveriyoruz. sonrasında ne oldu merak ederek, olayların ve duyguların gelişimini ve dönüşümünü kafamızda hayal etmeye çalışıyoruz. keşke biraz daha kalsaydık o hayatlarda diyoruz ama maalesef yapamıyoruz.

insanın canını yakan bir keyfi vardı bu filmin, hayat gibi...

devamını okuyayım »