tamburello

  • şamda kayısı (713)
  • 857
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

perfect sense

değişik bir film. bir başyapıt olacak nitelikte değil ama güzel mesajları güzel insanlarla vermeye çalışan izlenmeye değer bir film olduğuna kanaat getirdim sinemadan çıktıktan sonra.

hani genç kızların, hatta her yaştan kadının sevgilisi olabilecek bir ewan mcgregor'u biliyorduk da, müthiş soğuk ve donuk bakışları, harika vücuduyla biz erkek milletinin içini yakacak bir eva green gerçeğini görmüş olduk öncelikle. ve bu iki güzel insanı bir araya getiren bir casting başarısını anmadan geçmemek gerekir öncelikle. ama erotik sahneler sanki gereğinden fazla olmuş gibiydi, daha kısa tutularak da anafikir verilebilirdi.

--- spoiler ---
kaybolan duyular, günlük hayatta unutulan tatlara ve duygulara bir ithaf, sanırım burası herkesin ortak yorumu. nitekim insanların sağırlığa gömülmeden önce birbirleriyle çılgın gibi kavga etmesi, gerçek hayatta birbirlerini dinlemek istemeyen, iletişimi kopmuş kavgalı insanlarla iyi bir özdeşlik kuruyor bence. veya insanların sürekli yedikten sonra tat alma duyularını kaybetmesi de böyle yorumlanabilir.

"geçmişte bizim için vazgeçilmez olan birtakım duygular bugün o kadar unutulmuştur ki sanki hiç yaşanmamış gibidir. o noktadan sonra dünyanın en güzel brendisiyle ispirtonun, en lüks lokantanın en kral yemeğiyle sabunun, tıraş köpüğünün tadı hepimiz için aynıdır." bu kısmını özellikle çok beğendim, çünkü ben de bunalımlı dönemlerimde bu duyguyu fazlasıyla hissediyorum. güzel günlerim hiç yaşanmamışçasına silikleşiyor, hasbelkader başıma gelen güzel şeyler hiç iz bırakmadan geçip gidiyor. herşeyin tadı kolonya gibi geliyor.

filmde en beğendiğim yer, kaybolan şeylere rağmen insanların eksilen duyularının yerine diğer duyularına abanmasıydı. zaten belki de "hayat her ne olursa olsun devam eder" düşüncesi filmin en çok vurgulanan mesajıydı. koklayamayan insanlar daha baharatlı yemeğe başlıyor, tat alamayan insanlar yemeğini yumuşaklığını, kıtırlığını öne çıkarıyor, herkes sağır olunca kamu binalarına temel işaret dili figürlerini koyup işaret diliyle konuşmaya başlıyor. her duyunun kaybı tolere edilebilir, ama yalnızca dokunma duyusunun yerine hiçbir şey konamaz ki buna sonuna kadar katılıyorum.

ancak insanların duyu kaybına sessizce boyun eğip onun yokluğunu başka şeylerle telafi edip alışmalarını gerçek hayata uyarladığımda biraz içim burkuldu. sanki filmde boyun eğip uyum sağlamak bir erdem olarak verilmiş, ama gerçek hayatta tepkisizlik sonun başlangıcıdır. mesela artan pahalılığa karşı eylem yapıp başkaldırmayı değil, daha az yiyip, daha az gezip, daha az maliyetli şeylerle mutlu olmayı öğütlüyor sanki film. elinizdekilerle yetinmeyi bilin diyor, yanınızda sevdiğiniz olduğunu "hissettiğiniz" sürece her şeye katlanın diyor. tamam, benim için de bu çok önemlidir ama tepkisizliğin övülür gibi olmasına üzüldüm.

bunlar dışında da filmin sanki söyleyecek başka şeyleri de varmış da söyleyemiyormuş gibi, sanki açlığa, savaşlara vs. tepkiliymiş ama bunu tam anlatamıyormuş gibi. bu açıdan biraz derdini anlatmakta zorlanıyor sanki. ama filmi sadece bireysel açıdan okursak daha bütünlük sağlanabiliyor.

--- spoiler ---

sonuç olarak düşünmeye sevkedici bir film olduğundan sevdim ben. filmin adının rezil çevirisi ve afişi aslında tam "gidecek film bulamayan sevgili çiftleri"ni bu filme çekmeye yönelik yapılmış, ama biz salonda toplam 4 kişi izledik. özetle bu film salt aşk filmi değil ve şu an gördüğü ilgilden daha fazlasını hak ediyor.

devamını okuyayım »