tavsan yumruklayan ivar

  • 306
  • 15
  • 10
  • 1
  • dün

the witcher 3 wild hunt

baldur's gate, planescape torment, fallout ı - ıı, might & magic serisi vs. gibi pek çok rpg'yi severek oynadım; ingilizce'yi çok iyi kullanabilmemin sebepleri arasında da bu oyunları çok genç yaşlarda elde sözlükle oynamam olduğunu düşünüyorum.

benim için the witcher 3, en yakın rakibi planescape torment'e kıyasla burun farkıyla gelmiş geçmiş en iyi rpg olmuştur. bu durumun da oyunun grafikleriyle bir ilgisi yoktur. nasıl ki hala might & magic vı'yı yükleyip oynuyorsam, fallout 2'yi bir de unarmed bitireyim de şu boks maçını daha güzel kazanayım diye tekrar wasteland yollarına düşüyorsam; the witcher 3'ü de 8bit yapmış olsalar da tekrar oynarım.

the elder scrolls* ise top 10 rpg listemde kendisine yer bulamasa da çok farklı bir oyundur. sadece open world diye, the witcher'la kıyaslanması abestir. bunu iyiliği, kötülüğü anlamında söylemiyorum; karşılaştırılan oyunların mekanikleri çok farklı olduğu için söylüyorum. kaldı ki serinin en beğendiğim oyunu da, morrowind oldu.

the witcher ilk çıktığı sene, dragon age de çıkmıştı ve birbiriyle kıyaslıyorduk. örneğin zevkine çok güvendiğim kardeşim dragon age'i daha çok beğenmişti, bense the witcher oynadıktan sonra direkt kitaplarına sarmış, hatta polonya yapımı dizisini bile izlemiştim. ama bu tercihi yadırgamamıştım, çünkü hakikatten ikisi de birbirine yakın ama farklı tecrübeler sunan oyunlardı. aradan geçen sürede cd project red, the witcher 2*'i çıkararak, risk aldı ancak bu riskin hakkını çok iyi bir şekilde verdi. son olarak çıkardıkları the witcher 3 ile bana kalırsa oyun piyasasının usain bolt'u oldular ve muhtemelen uzunca sayılabilecek bir süre geçilemeyecek bir seviyeye taşıdılar çıtayı. dragon age ise benim için gerek 2.sinde, gerek 3.sünde hayal kırıklığı oldu. cd project red aynı zamanda oyunu satın alınabilir bir fiyattan sürdü, oyuncularına çok saygılı davrandı ama kendisine güvenli bir şekilde, daha iyi olduğu konularda da sorumluluk alıp bu sorumluluğu yerine getirmeyi bildi. şimdi cyberpunk'ı bekliyoruz. "whenever it's ready" diyorlar, çok saygı duyuyorum. firmanın kredisi benim için çok yüksek, "üç sene sonra çıkaracağız şimdi para ver" dediklerinde anında satın alacağım oyunu. çünkü bu mentaliteden kötü bir eser çıkmaz.

oyunu ta 1. oyundan kalan save dosyalarımla bitirdim.

--- spoiler ---

oyun tam olarak istediğim gibi bitti. en iyi veya en kötü demek zor, kişiden kişiye değişir elbette. kılıç teslim görevi sırasında, ciri sonsuza kadar gitti diye düşünerek bir sigara yaktım. atı hiç koşturmadan ağır aksak geçtim tüm o topraklardan. sonra ciri'yi gördüğüm zaman hissettiklerimi bana şimdiye kadar hiçbir oyun hissettirmediği gibi çok az yazılı veya görsel eser hissettirebilmiştir. tüm yol boyunca tercihlerimi sorguladım. kıza daha disiplinli davransaydım dedim. görevimiz acildi dedim. ama sonra sorgulamayı bıraktım, ciri benim kızımdı neticede. ona istediği zamanı vermeseydim de böyle bir sonla karşılaşsaydım daha pişman olacağımı düşündüm. oyun da benim bu düşüncelerimi ödüllendirdi sanırım.

ne radovid, ne djikstra dedim redania'da. redania topraklarını başıboş bıraktım ve hiç pişman da değilim. redania'nın, kovir'in, kaedwen'in tüm kuzey topraklarının daha önceden ne saçma sebeplerle birbirlerine girdiğini oyunlardan iyi hatırlıyordum. kuzey'de sevdiğim aedirn de bu savaşlardan nasibini aldı ikinci oyunda, neticede az da olsa bağlandığım temeria da. kuzeyli krallar, öküzün önde gideniydi; nilfgaard emperyalist de olsa düzen getiriyordu. bir pax nilfgaarda'nın reaya için daha yararlı olacağını düşündüm ki emhyr'i de pek sevmem. ama saygı duyuyorum bu makyavelist adama. foltest de, henselt de, ve hatta radovid de öküzdüler; kaba kuvvet insanlarıydılar. tüm üç oyun boyunca kuzey'in normal halkı bunların ihtiraslarından çok çektiler, ki kendileri de pek aman aman insanlar değillerdi. üç oyun boyunca karşılaştığım kişiler bana tanıştığım köylü anadolu insanını, köylü polonya insanını, köylü makedon insanını hatırlattı. şimdi kuzey bir kere kanar ama sonra kanaması durur. emhyr'in de nilfgaard'da yeri sağlam, neticede ciri'nin biyolojik babası.

triss'e zaten ikinci oyunda, kalbimdeki tek özel insanın yennefer olduğunu söylemiştim. ama doğruya doğru, kitapları okumamış olsam bunu söylemezdim sanırım. yen'in de aslında güzelliğini büyüye borçlu olduğunu kitaplardan biliyordum, geralt da aslında teknik olarak bir canavardı. o da yen'in olması gereken halini görmüştü ve buna rağmen sevmişti. ben zaten güzellikten pek hoşlanan birisi değilim karakter olarak. üçüncü oyunda da buna sadık kaldım, balo sırasında iki kadeh şaraptan kaynaklanan minik romansımız haricinde triss'e yen'i seçtiğimi tekrarladım. oyun bu açıdan da beni ödüllendirdi, çünkü ikisine de yürümeyi seçen sevgili bir arkadaşım büyük göt oldu.

skellige'de artık bir kadın hüküm sürüyor. ne de güzel sürüyor. tansu çiller gibi hatun ama alternatifleri de pek iyi değildi benim için. nilfgaard'ın cerys üzerine geleceğini pek düşünmüyorum ama gelirse de kendisine inancım var. ve baron strengar da, eşiyle ilişkisini düzeltmeye çalışıyor.

şimdi geralt, corvo bianco'daki yazlığında yennefer ile takılıyor üzüm hasadı sırasında. adına üretilen "white wolf" şarabını içiyor. kıyak emeklilik yaşıyor kendisi.

--- spoiler ---

geralt of rivia, nameless one ve chosen one'ı geçerek tüm oyun tarihinde en beğendiğim karakter olmuştur.

devamını okuyayım »
09.06.2017 14:19