teslanin arkadasi

  • 209
  • 7
  • 0
  • 0
  • 4 hafta önce

ezoterizm

(#74537206) (#75178770) (#75179403) (#83260587)

şimdi biraz tarih anlatmak durumundayım. çünkü ancak bu şekilde ilerleyen yazılara bir zemin hazırlamış oluruz. o sebeple dikkatlice devam edelim.

musevîliğin atası sayılan ibrahim’in yolculuğunun başladığı kabul edilen efsanesel şehir, bugün türkiye hudutları içindeki urfa, daha önceki isimiyle edessa olarak benimsenir. bu konu bilhassa hermetik ilkelerin aslında iran ve ibranî orijinli olduğunu iddia edenlerin kullandığı bir tezdir. edessa’nın bugünkü urfa ile aynı yer olmadığını ileri sürerek, bir başka edessa’dan da söz edenler de vardır.

edessa kentinin konu başlığımız itibariyle ehemmiyeti, burada çok eskilerdeki babilli ay tanrısı’na adanmış olan bir sin tapınağının kalıntılarının bulunmasıdır.

coğrafyadan coğrafyaya el değiştiren muasırlıklardaki bu kültürün, dolayısıyla ay tanrısı olan isis’in yalnızca edessa’da değil, hemen tüm coğrafyalardaki varlığı enteresan açılımlara gebedir.

aslında edessa’yı başlı başına bir şehir olarak görmek yanlış olabilir; onu bir bölge, bir etraf olarak değerlendirmek daha doğrudur.

aşağıdaki haritada daha net görebiliriz:
harita

bir şehir olarak edessa, bilindiği kadarıyla, iskenderiye kadar olmasa dahi daha önceki dönemlerin en ehemmiyetli yerleşim yerlerindendi. iskenderiye kütüphanesinin yakılmasından sonra o dönemin entelektüellerinin çoğu buraya yerleşmişti.

529 seneninde justinianus’un batı roma imparatorluğu tahtına çıkması ile hıristiyanların başka dinlerden olanlar üzerindeki baskıları en yüksek düzeye erişmişti. hıristiyanlığı kabul etmemiş oldukları için bu baskıdan kaçan çoğu düşünürlerin edessa’ya sığındığı anlatılır. atina’daki okulun kapatılmasından sonra aynı baskıdan kaçan pagan feylesofların da buraya sığındığı söylenir.

şimdi biraz daha geriye gidelim.

büyük iskender, m.ö. 332 seneninde mısır’ı işgâl eder. pers boyunduruğundan boğulmuş halde olan halk onu sanki bir kurtarıcı gibi karşılar. persler de iskender’e karşı pek bir direniş göstermeyip, mısır’ı ayrılarak ülkelerine döner. bir sene sonra iskender de, kendi isimiyle hatıralan şehiri kurduktan sonra buradan ayrılır. makedonyalı bu tanınmış kişi komutan babil’de can verdiğinde, hudutlarını ta hindistan’a kadar uzandırmış olduğu imparatorluğu generalleri arasında paylaşılır.

işte bu noktada artık mısır kültürü ve hemen hemen unutulmaya yüz tutmuş olan ananesel ezoterik öğreti, helen ve roma kültürü ile karışmaya başlar. roma kültürü ile karışmış olmak demek, yalnızca mısır’a o kültürden bir şeyler gelmesi demek değil, kuzey afrika’dan britanya’ya kadar uzanan bir coğrafyaya antik mısır ananenindeki hermetik motiflerin de uzanması demektir.

imparatorluk ayrılınca, mısırın idaresi iskender’in generallerinden ptolemaeus’a, dilimizde daha sık kullanılan kısaltılmış isimiyle ptoleme’ye düşer. böylelikle mısır’da helen orijinli bir hanedan dönemi başlar. bu dönem, m.ö. 30 yılında cleopatra’nın ölümüne kadar sürecektir.

cleopatra ile beraber roma’ya başkaldıran marcus antonius’un gemileri julius caesar’ın üvey erkek çocuğu octavius’un güçleri karşısında mağlubiyete uğrar. cleopatra intihar eder. octavius da m.ö. 27’de kendisini imparator duyuru edip, augustus ismini alarak imparatorluğun topraklarını roma’dan mısır’a kadar olmak üzere bir araya getirir.

bunu izleyen takriben üç buçuk asır süresince mısır, tümüyle roma’ya bağlı bir vali tarafından yönetilecektir. bu müddet boyunca ülkenin tüm zenginlikleri önce roma’ya akar; sonra da 324 yılında constantinopolis ismini alan istanbul’a...

devamını okuyayım »
12.11.2018 22:49