toz bezi

  • 400
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 ay önce

sevmek zamanı

zaman zaman melodrama kaçsa da, bütüncül olarak düşünüldüğünde hem senaryosuyla, hem sinematografisiyle çok farklıdır. film iki karakterin aşkını anlatmaz. erkek, fotoğrafa yani surete aşıktır ve bu aşkta suretin aslına yer yoktur. kadın ise adama değil, adamın aşık oluş şekline vurulmuştur. (daha önce bahsedildiği üzere filmin senaryosunun kürk mantolu madonna'ya benzerliği hikayenin sadece çıkış noktasındadır. sonrası için ben bir benzerlik bulamadım)

bu hikayede iki tarafın da yüksek egosundan bahsedilebilir. herşeyden evvel, kadın kendi evinin salonuna çok büyük bir fotoğrafını asmıştır ki bu nasıl bir narsizmdir. öbür taraftan adam, kadını -gerçek özneyi- kendi aşkına layık görmemektedir ki be adam senin aşkın ne yükseklerdeymiş. yine kadın, adamın resmine olan aşkının büyüklüğü karşısında, kapıldığı hırs ile, "resmime değil bana aşık ol...bu büyük aşkın öznesi ben olmalıyım" diye bir taraflarını yırtmaktadır. be hey kadın, herkes seni sevsin, en çok sen sevil. en çok sevgiye sen layıksın, amenna.

film, pek çok açıdan analiz edilebilir. hali hazırda filmin feminist okuması üzerine hazırlanmış bir master tezi de yök'ün sitesinden temin edilebilir. gönül ister ki, dostlarla otursak da filmi sahne sahne çözümlesek. malesef burası bu iş için uygun mecra değil ama bir sahnesi var ki yazmazsam çatlarım.

filmde daha önce değinildiği üzere, yeşilçam fimlerinde görmeye alışık olmadığımız bir kız babası vardır. zengin esas kız, fakir esas oğlanı bir şekilde aşkına ikna etmiş ve evlenmek için babasının yanına yollamıştır. yeşilçam'ın bildiğimiz kız babaları gibi olmayan -ki karakter bunu kendi ağzından da söylemektedir- bu baba, fakir oğlana ve kızının seçimine duyduğu saygıyı belirtir, onları destekleyeceğini temin eder ancak ileride ekonomik sıkıntılar karşısında karşılaşabilecekleri sıkıntılar konusunda da nazik bir şekilde delikanlıyı uyarır. kız babasının bu sözleri gerçekten enteresandır, ancak yönetmenin asıl zekası sahne tasarımındadır.

"klasik" yeşilçam filmlerinde, kızını fakir oğlandan ayırmaya çalışan karikatürize edilmiş "kötü" baba, müstakbel damat adayını kendi ofisinde ağırlar ve çalışma masasının arkasında oturur. bu efendi-köle diğer bir deyişle hakim-mahkum ikiliğinin üzerine oturtabileceğimiz bir sahne anlamına gelir. nitekim bu sahnelerde, muktedir olan baba, fakir delikanlıyı, kızıyla birlikte olmaya çalıştığı için yargılar "sen kim oluyorsun da benim kızımla evlenmeye kalkıyorsun" tadında bir nutuk atar.

filmimizdeki mevzubahis sahnede ise, baba ile fakir delikanlı konuşurlarken birlikte volta atarlar. baba sözlerini bu volta sırasında söyler. gidip gelinen uzun alan ise bize hapishaneyi hatırlatır. burada yönetmen, görünürde muktedir olan ile tahakküm altındaki aynı seviyeye getirecek bir sahne tasarlamıştır. hapishaneye düştüklerinde dışarıdaki nüfuzlarını, güçlerini başka bir iktidar sahibine devreden iki kişi arasındaki bir sohbettir görünürdeki. acaba öyle midir?

volta atılan alan, filmde bununla ilgili hiçbirşey söylenmese de, muhtemelen kız babasının fabrikasındaki veya işyerindeki bir salondur. fakir delikanlı, belki çalışma masasının karşısına oturtularak yargılanmamaktadır fakat hala karşısındaki babanın "sahasındadır" ve dolayısıyla tahakkümü altındadır.

öbür taraftan babanın elindeki pipo, enteresan bir ayrıntıdır. yeşilçam melodramlarına geri dönersek, "kötü kız babası" ofisinde puro veya viski içer. dahil olduğu burjuvaziyi gösteren simgelerdir bunlar. burada da babanın elinde bir pipo vardır. acaba bu da dahil olduğu sınıfı karşıdakine hissettiren bir obje midir? yani "bu bir pipo değildir" diyebilir miyiz? son olarak da vücut dili var babanın. fakir delikanlı'ya bak evladım derken, delikanlının sırtına sevecen vuruşlar da aslında bu iktidar ilişkisini kuran detaylardan değil midir? bilmem belki...

sadede geleyim. filmi kıyasladığımız "yeşilçam" klasiklerine son bir kez daha dönecek olursak. fakir ama mağrur delikanlı ne yapar? aşkı için sonuna kadar savaşmaya hazır bir nefer olarak kapıyı vurur ve çıkar. iktidarla mücadelesi son şiddetiyle devam edecektir. peki filmimizin bu sahnesinde, daha önceki kız babalarına benzemeyen babamızın uzun söylemi sonrasında fakir delikanlı ne yapar? kızı terk eder....bingo...

biz buna modernitenin doğuşu diyoruz. fuko mu daha büyük, metin erksan mı bilemedim.

devamını okuyayım »