tukenmez kalem

  • padawan (119)
  • 518
  • 0
  • 0
  • 0
  • 10 ay önce

six feet under

dünyanın en vizyonsuz adamına bile izlettirildiğinde; düşünmeye zorlayabilecek, çağ atlatabilecek, kendinden başlayarak bütün ilişkilerini ve seçimlerini sorgulatabilecek potansiyele sahip sanat eseri. "ölüm" malzemesini bu kadar ölüm harici işleyebilecek bir şeyi yaratan hayal gücünün önünde diz çöküp tövbe etmek lazım. alan ball bu saatten sonra güneşe tap desin, tapmazsam orospu çocuğuyum.

six feet under, o kadar gerçeksin ki.

5 sezon boyunca insanların ölülerle konuştuğunu görüyoruz. bu gerçekliğe yakışmadığını düşünenler olabilir. bu durum dizide tamamen "olgunlaştıkça daha önce anlamadığın insanları anlayabilmek" mesajını veriyor. karakterlerimiz, yanlarında pat diye beliren ölüleri hiç yadırgamıyor, sohbete dalızlıyor. izleyici de bu durumu absürd bulmuyor, aksine iple çekiyor. karakterlerimizin kendilerine karşı en dürüst olduğu sahneler onlar oluyorlar, kendimize karşı en dürüst olduğumuz sahneler onlar oluyorlar.

spoilerimiza geçip karakterleri kendimizce bir analiz edelim:

--- spoiler ---

nathaniel fisher: dizinin en aşmış karakteri. henüz ilk bölümde ölen baba, 5 sezon boyunca aile eşrafını diyaloglarıyla alt ediyor. egolarına, içgüdülerine inebiliyor. 5 sezonu baba nathaniel fisher'ın kafasına ulaşmaya çalışarak geçiriyor dizi karakterleri. egosu, kibiri, kızgınlıkları, kıskançlıkları tamamen bertaraf edilmiş durumda; çünkü o bir ölü. yaşarken ailesine sunamadığı sevgi, şefkat ve yol göstericiliği; ailesinin de yardımıyla ölüyken sunuyor. claire ile ot çekiyor gerçekliğe iniyor, david ile ortak mecburiyetleri olan evlerinin bodrumunda beden hazırlıyor, isimlerinin bile aynı olmasının tesadüf olmadığı oğlu nate ile kanka oluyor. velhasıl baba fisher'ın sahneleri can alıyor.

nathaniel samuel fisher jr: bence onunla ilgili en güzel gözlemi george yapmış durumda. nate'in cenaze töreninde george, nate'in bir idealist olduğundan, daha iyi bir insan olmak için hayatını geçirdiğinden bahsetmişti. babasının ölümünden sonra sürekli birileri için yaşamak durumunda kalan nate, bu tempoya yer yer ayak uyduramıyor. bir yandan bunun doğru olmadığı fikri onu çok korkutuyor. keza finalde claire'ye bu korkusundan bahsediyor. "ya haklı değilsem, ya olduğum kişi değilsem diye korktum durdum, bak şimdi neredeyim" diyor küçük kardeşine ölü nate. "ya girdik bu yola ama, hadi bakalım hayrolsun" psikolojisinin ne kadar hastalıklı ve insanı içten içe kemiren bir psikoloji olduğunu anlatıyor bize sürekli nate, bölümden bölüme artan dış dünyadan kopma eğilimiyle.
5 sezon boyunca nate, kimseyi yadırgamayan hayli insani yanıyla takdir topluyor. karakterlerin nate'e açılmaları, nate'den yardım istemeleri, nate'i çekici bulmaları alışılagelmiş bir durum oluyor zamanla.

david fisher: babanın ölümüyle başlayan psikolojik trafikte en hızlı değişim david'de oluyor. asosyalliğinden, utançlarından, ailesine olan mesafesinden hızla arınmaya başlıyor david. eşcinselliğini kabullenmeye başladığı andan itibaren üzerindeki gerginlik de azalmaya başlıyor. "garip mi bilmiyorum ama bu halini daha çok sevdim" diyor claire. herkes bu daha doğal halini daha çok seviyor. kırılganlığı, ürkekliği, şaşkınlığı ve saflığı her mimiğinden açığa çıkıyor david'in. gerçekten eşcinsel değilse inanılmaz bir oyuncu, gerçekten eşcinselse inanılmaz bir oyuncu. dizide nerede nasıl davranması gerektiğini en iyi analiz eden karakterlerin başında geliyor david. kendiyle ilgili olmayan olaylara yaklaşımındaki tutarlılık, zekasını ele veriyor.

claire fisher: bu kadar muazzam karakterlerin içinden birini seçmem gerekseydi sanırım onu seçerdim. çünkü o kadar gerçeksin ki claire.
önce ergenliğini atlatıyoruz hep birlikte. ailesine karşı olan anlayışsızlığı kızdırıyor ama alttan alta esas hislerini sezebiliyoruz. her tespiti bir öncekinden daha yerinde oluyor claire'nin dizi boyunca. beklenmedik anlarda o kadar materyalist düşünebiliyor ki, kendine hayran bırakıyor. uzun süre tek deli gibi gözüktüğü evde, aslında tek normal olduğunu görebiliyoruz. normal olduğu için delilikle suçlanıyor okulunda, evinde, baba yadigarı cenaze arabasında. olayları hep dışarıdan izleyebiliyor claire. olayın öznesiyken bile dışarıda kalıp nedir ne değildir diye bakabiliyor. hiç bulaşmıyor, sadece gözlemliyor, ve çok doğru gözlemliyor. sonra neşterini vuruyor patolojik bölgeye. süper bir insan olmaya çalışmadan, süper bir insan oluyor. dünyanın en iyi dizisini de onun fotoğraflarıyla bitiriyoruz. zaten aslında bütün diziyi onun kadrajından izliyoruz. o da yaşanan her şeyi bizim gibi dışarıdan izliyor çünkü.

ruth fisher: menapozlu kadın psikolojisini araştıran birileri varsa, bu kadını ders diye okutmalı. 5 sezon boyunca kendisiyle çok şiddetli kavga ediyor bu kadın.
fevkalade anlık değişimler, müthiş bir oyunculukla; dünyanın en sinir bozucu, dünyanın en kontrolcü, dünyanın en bencil, dünyanın en normal, dünyanın en masum, dünyanın en tatlı, dünyanın en anne kadını oluyor bu kadın. bütün dizi boyunca mrs.f ile birlikte bu yaşına kadar yapamadıklarını düşünüyoruz.

brenda chenowith: çocukluktan hasarlı olduğunu kabul ederek, onunla yaşamaya çalışan bir kadın. onunla yaşamaya çalışmanın dünyanın en zor işi olduğunu çok güzel kabul ettiriyor izleyiciye. zaten söylediği her şeyi, kendi yaptığı ve normalde anormal gelen her şeyi bir kaç cümlesiyle kabul ettirebiliyor. nate'e, bana, sana. doğduğu günden beri psikolojisi incelenen brenda, doğduğu günden beri psikolojileri inceliyor. ama bu gözlemlerini söylemek zorunda kalana kadar, kontrolünü kaybedene kadar paylaşmıyor kimseyle. çünkü bunun ne kadar zararlı bir alışkanlık olduğunu ailesinden tanıyor. "everything is timing, timing is everything" diyerek koyuyor çocuğu kol gibi. "eyvallah reis" diyoruz.

hector federico diaz: düzgün yaşamaya çalışan, yüzeysel bir adam. iyi niyetinden şüphe etmiyoruz, fütursuzca seviyoruz onu dizi boyunca. keith'den sonra en az hata yapan karakter diyebiliriz onun için. mr.f'in ölümüyle başlayan psikolojik değişimlere pek ortak olmuyor, fakat bu değişimler onun da vizyonunu kafi miktarda genişletiyor. "kafi" kelimesi onu en iyi tanımlıyor. karısı bu mütevaziliğinden kurtarmaya çalışıyor onu yer yer. normalde "çorbamı kovalayayım yeter" modunda bir adamken, kendi işini kurma isteği başarısına kadar sürüklüyor karısının bu ısrarı onu.

billy chenowith: 5 sezon boyunca çok değişik kafalar yaşamakta olan billy, finalde yine brenda'nın kafasını entelektüel bir boyutta sikerkene karşımıza çıkıyor, bizi yine gülümsetiyor. derindeki güzelliği görüp paylaşabilen bir adam billy. onun da zaafı kendisi, ablası gibi.

keith charles: dizideki en düzgün aşk-meşk ilişkisinin mimarı. güven veren, dürüst ve yardım etmeyi seven yapısıyla kadraja girdiği zaman rahatlatabilme yetisine sahip bu adam. güzel adam.

--- spoiler ---

devamını okuyayım »
27.01.2011 09:24