tukenmez kelam

  • 2358
  • 14
  • 5
  • 0
  • evvelsi gün

28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi

fon müziği: https://www.youtube.com/watch?v=picfzpec4ku

kelimelerimin üstünde oturan bir fil var, boğazım acıyor, kopacak sanki ve ayıracak aklımın inadını kalbimin gerçekliğinden. haftalardır tanımadığım insanlarla, daha önce hiç görmediğim ve belki de bundan sonra da hiç görmeyeceğim insanlarla bir trene bindim. gittim, gittim, gittim, az, uz hep gittim, nefes aldım, nefes alamadım, düştüm ama biri beni kaldırdı ve gözlerime cam sil şişesinden ilaç sıktı. bir tim burton filminde uyanır gibi oldum her sabah ve içinde yaşadığımı hissettim her an. çok ilginç şeyler oldu, çok ilginç hayatlar yaşandı, bir akordeonun birbirine ısrarla tutunan notaları kadar alakasız ve yaşadığın her anın her saniyenin kıymetini ve amacını bileceğin kadar anlamlı bir romanla büyüdü binlerce genç. sadece bağırman yeterliydi bir yardım için, sadece birini istemen yeterliydi birisinin omzuna girmesi ve seni sırtlaması için, sadece istemen yeterliydi direnmek için. hiç bu kadar yorulmamıştı boğazımdaki o düğümlenmeden sorumlu yer, hiç bu kadar kararsız kalmamıştı gözlerimin altındaki o ilk damlalar. akıl sürekli çalışır ve durdurmaya çalışırdı duygularını ama bu sefer her şey farklıydı, bu sefer ikisi birlikte hiç olmadıkları kadar “adam”dı.

hayatında hiç sokağa inmemiş bizler, hayatında hiçbir şey için hakkını sokakta aramamış bizler, polisi hep uzaktan gören bizler, klavye anarşistliği yapan bizler, belki de hayatında hiç oy kullanmamış bizler sadece televizyondan izlediğimiz şeylerin aslında o kadar da uzak olmadığını gördüğümüzde ve beynimizin ar damarı artık bazı şeyleri kaldırmadığında “eeaa yeteear beaa” diyebilmiştik. apolitik gençlik dünyanın en zeki direnişiyle, dünyanın en zeki direnişçileri ile dünyanın en yaratıcı tokadını indirmişti kendilerini yok sayan her şeye. isyan etmişti evdeki uslu çocuk sertçe, gür sesiyle ve kısa pantolonuyla.

akaretler yokuşunda koşarken ara sokaklarda pencere camlarında bırakılmış su şişeleri, kurabiyeler, çay demlikleri gördüm, evinin kapısına “zorda kalan buyursun gelsin” yazan teyzeleri gördüm, mis gibi biber gazını buram buram içine çektikten sonra arkada biraz nefeslenen ve sonra yanındakilerle beraber kol kola içinden gürleyen bir sesle “omuzzz omuzzaaa” diye bağırarak o tokadı geri indiren binleri, onbinleri gördüm. ağlamakla ağlamamak arasında boğazımın çaresizliğine dağlandı gönlüm.

nefreti, öfkeyi gördüm her yerde, ama direnenlerde değil; siyahlı nefret dolu insanlarda. kafalarını ve vücutlarının her bir yerlerini plastik zırhlarla korumuş ama akıllarını çobanlarına teslim etmiş ekmek parası peşinde koşan insanlarda. gördüğüm ve içime çektiğim o nefreti bir kütüphane rafında unuttum. o kütüphaneye bıraktığım kitapla ben de bıraktım tüm pişmanlıklarımı, üzüntülerimi, günahlarımı, içimdeki tüm uhde ve acıları. arındım, o bıraktığım kitapla arındım ve kurtuldum yüklerimden. özgürlüğün kucağında bir bebek gibi güvenerek her şeye ve etrafımdaki herkese, gerçekte kim olmam gerektiğini anladım, damarlarımın dibine kadar hem de.

merdivenin kenarında “isteyen, ihtiyacı olan alsın diye” bırakılan yemekleri gördüm, bir adam gördüm tavuk pilav arabasındaki tüm nevaleyi satın alıp direnişçilere dağıtmak için pazarlık yapan, ankara’nın bozkırında deniz gözlüğüyle gezen insanlar gördüm, sırtında beyaz önlüğüyle serum takmaya çalışan tıp öğrencileri gördüm, sabahları birbirinin sınavına yardım eden doktoralı insanları gördüm, namaz kılan müslümanların başında onlara şemsiye tutan ateistler gördüm, ambulanslar geçsin diye yolu açık tutmak için el ele veren insanların zincirini gördüm kaldırımın ucunda birbirine tutunan, bir parka âşık olan ve onu hiç yalnız bırakmayan milyonlarca sevgiliyi gördüm, bir ağacı kendi bencilliğinden ve hırslarından daha çok seven. her şeyden sonra etrafta dolaşan çöp torbalı arkadaşlarımı gördüm. utanç gördüm yüzlerinde etrafı kirlettikleri için, sabahın dördünde aceleciliği, sabırsızlığı ve kararlılığı gördüm damarlarında bir an önce her yeri temizlemek ve kimse uyanmadan aslında kim olduklarını daha iyi anlatabilmek için. onlara bakan temizlik işçisi abileri gördüm sararmış bıyığının altından gözleri dolan.

utanmadım be ağlamaktan, utanmadım.

hayatımın en amaçlı terlerini akıttım, hayatımın en nedenli yaralarına büründüm, hayatımın en hakettiğim nefesini içime çektim ve ben hiç pişman olmadım. iyi ki oradaydım ve hep orada olacağım.

devamını okuyayım »