ucurtmabayramlari

  • bal küpü (625)
  • 828
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

lost

--- final spoiler ---

lost'u asla sıradan bir dizi olarak görmedim. zaten dizi mizi de izlemem doğru düzgün. ama dün onu son kez izliyor olduğumu bilmek canıma okudu. 2 saatlik özel bölüm ve ardından 2 saatlik final bölümü olmak üzere toplam 4 saatin tamamını, gözümde animelerdeki gibi titreşen yaşlarla izleyip, muntazaman ağladığımı da itiraf etmek zorundayım. bir daha hiçbir şeyi böylesine zevkle takip etmeyeceğimi biliyorum. hayatımda görüp görebileceğim en güzel şeyi çoktan gördüm ve geri kalan hayatımda bunun anısıyla yetinmek zorundayım.

finali beğendim mi? ne evet, ne hayır. neden?

öncelikle, 6. sezonun yarısını oluşturan flash sideways'in ilk 5 sezonla, yani dizinin konusuyla bağlantılı olmadığını öğrendik. tamam, sorun değil. dizinin sonunda, kahramanlarımız bizim flash sideways sandığımız ancak aslında iki dünya arasındaki "araf" tabir edilen yerden, ebediyete intikal etti. hâlâ sorun yok. ancak dizinin esas teması, yani adayla ilgili birçok şey açık kaldı. her şey cevaplansın demiyorum. katiyen. ama adada kalan hurley ve ben adayı ne şekilde korudu, desmond penny ve oğluna dönebildi mi, uçakla adadan ayrılan sawyer, kate, miles, claire, richard ve lapidus'un akıbeti ne oldu, bunları bilmiyoruz ve büyük ihtimalle de asla bilemeyeceğiz.

bunun yanı sıra, arafla ilgili anlamadığım bir nokta var. kahramanlarımız öldükçe arafa geçti: misal, jack son bölümde, boone ta birinci sezonda, charlie üçüncü sezonda, kate ve adadan uçakla ayrılan diğerleri de artık ne zaman öldülerse... peki bu insanlar ne zaman arafa geçti? daha doğrusu bunların araftaki hayatları ne zaman başladı? örneğin john locke arafta, doğumundan, g*tünün kıllarının ağardığı ana kadar bir hayat mı geçirdi? yoksa bu araf dönemi, 6. sezonun ilk bölümünde gördüğümüz uçak sahnesiyle başladı ve kahramanlarımız ondan önce arafta yaşamış oldukları hayatın bilincine mi sahip oldular? yani aslında ortalama 40 sene geçirmeyip, uçağın düşmediği andan ışığı gördükleri ana kadar geçen birkaç gün süresince, arafta yaşadıklarını gördüğümüz hayatı yaşamış olduklarını mı sandılar?

bir diğer konu, uçakla adadan ayrılan, özellikle kate ve sawyer, otuzar sene daha yaşadılarsa mesela, o otuz sene içinde başkalarıyla birlikte olmadılar mı da, ikisi de juliet ve jack'i bağrına bastı hiçbir şey olmamış gibi? hadi buna tamam, belki adadan ayrıldıkları uçak düştü, onlar da jack'in ölümünün saati dolmadan öldü diyelim... (o uçak pek sağlam pabuç gibi gözükmüyordu malum) peki ulan sayid, bak şimdi ağır konuşacağım da tutuyorum kendimi, shannon'ı görünce, büyük aşkın nadia'yı nasıl unuttun be! bu mudur yani? ebediyete, uğruna silah arkadaşını, hatta kendini vurduğun, cebinde resmiyle dolaştığın kadınla değil de, adada 3 gün geçirdiğin kızla mı intikal edeceksin yani? nasıl bir saçmalıktır bu? bak sinirlendim yine. dil altımı getirin.

bölümün biraz fazla türk filmi olduğu konusunda hemfikir olsam da, ben alaturka bir insanım. özellikle sawyer ve juliet'in (ki bilen bilir bu ikiliye olan zaafımı) birbirlerini hatırladıkları anda gözümde yaş, ellerim birbirine kavuşmuş, sevgi pıtırcığı vaziyetini aldığımı belirtmem gerek. juliet'in ölürken söylediği "bir ara kahve içmeliyiz. alman usulü öderiz." laflarının böyle bir şey olduğunu daha o anda tahmin etmekle beraber, kendisinin o sırada uçağın düşmediği paralel evrene geçtiğini düşünmüştüm. ancak miles'ın öldükten sonra kendisiyle konuşmasından ötürü paralel evrene falan geçmeyip ölmüş olduğuna kanaat getirmiştim ama yine de flash sideways'in araf olacağı aklımın ucundan bile geçmemişti. ayrıca bu flash sideways'in paralel evren olmadığından kıllandığımı da birçok kez dile getirmekle beraber (bkz: #18077845) (bkz: #18151932), ne olduğuna dair bir fikir de ortaya atamamış olmam, çok da dahi bir lost teorisyeni olmadığımın kanıtı ne yazık ki. her neyse konumdan uzaklaşmadan tekrar belirteyim, james ve juliet'li o sahne bile yeter bana. alaturkayım işte var mı!

şu an hatırlayamadığım ama aklımda olan birçok şey vardı ama üç kuruşluk aklımı da, son 4 senedir lost diye diye zayi ettiğimden, şimdi hiçbirini hatırlamıyorum. peki memnun muyum? her şeye rağmen evet. pişman mıyım? hayır! yine olsa yine izlerim. yine veririm hayatımın 4 değil, 14 yılını, sonunu bile bile... çünkü daha en başında söylediğim gibi, bu bir dizi değil benim için. "get a life" diye bağırdığınızı duyar gibiyim ama lost, benim için bir yaşam tarzı, ne bileyim bir hayat gailesi haline gelmişti. ama artık yok. bitti. artık hiçbir günü iple çekmeyeceğim bir şeyi izlemek için. hiçbir şeye bu kadar kafa yormayacağım. demin arkadaşım için torrent linki ararken, alışkanlıktan ötürü lost'u "running shows/devam eden yapımlar" arasında arayıp bulamadığımda, öyle bir hüzün kapladı ki içimi... neyse...

hayatımın en güzel seyir zevkini bana yaşatan herkese, jj abrams'tan carlton cuse ve damon lindelof'a, oyunculardan yönetmenine, ışıkçısından set temizlikçisine, diziyi ripleyen gruplardan lost'un 4 atlısı'na, raskolnikov'a, doctor_jivago'ya, pınar batum'a sonsuz teşekkürlerimle...

hep hatırlanacaksınız.

--- final spoiler ---

devamını okuyayım »
25.05.2010 21:54