uko

  • 1406
  • 8
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

savaştan kaçıp suriye'ye gitmek

dedemin ailesinin (annesi ve üç kardeşi) birinci dünya savaşı sırasında muhtemel rus işgalinden kaçmak için yapmaya hazırlandıkları, 1917'de çarlığın sonunu getiren devrim olup da tehlike ortadan kalkınca vazgeçtikleri plan. bugünkü durumu düşününce çok fantastik görünen bu durumun arka planı şöyle: dedem 1909 elazığ doğumlu ve çok küçük yaşta babasını kaybettikten sonra annesi ve üç kardeşiyle büyük zorluklar yaşamış. 1916'da, birinci dünya savaşı sürerken, rusya'nın türkiye'nin doğusunu işgal etmesi bekleniyormuş. dul ve dört çocukla bir başına kalmış büyük nenem de olası bir işgal durumuna karşı elinde kalan son parayla iki tane eşek almış ve şam'a göçmeye karar vermiş. bu durumu dedemin ölümüne kadar tuttuğu günlüklerden okudum. dedem 1965 yılının son gecesinde yaptığı geçmişe yönelik bir muhasebede aynen şöyle diyor:

*****günlükten alıntı******
31 aralık 1965
...
bugünlerde nedense birinci dünya savaşı içinde şam’a kaçmak için zavallı anneciğimin yaptığı hazırlığı, bu arada iki tane keçi kadar merkep aldığını anımsıyorum. borçla alınmış olmalı ki tehlike geçince merkepler kolayca sahibine geri verildi. savaş bir yana savaş yüzünden maaşların çıkmaması, dulluk hem de dört çocukla dulluk ve yoksulluk bir yana, bir de keçi kadar eşeklerle moskof önünden kaçmak… bu ne dayanılmaz yüktü yarabbi!

bu felaketlerin içinden akıllarını yitirmeden çıkabilmiş olanlara ne mutlu!

biz bu erkekliğimizle üç kuruş ekmek parası kazanmaktan âciz kalırken zavallı anneciğim sen dulluk ve yoksulluk içinde o felaketlere nasıl dayanabildin? sonra geniş günlere ulaşınca ne yapabildik sana? aaah… ah ne yapmak kaldı ki şimdi…

******************

o zamanki durum içinde şam'a göçmek neden makul bir plandı, tam emin değilim. sanırım, rusların oraya kadar gelmeyeceklerini düşünüyorlardı. türkiye'nin batısına göçmeyi neden düşünmediler, onu da bilmiyorum. dedem günlüklerinde bu konuya ikinci ve son kez 1976 yılınının son gününde, annesine duyguğu özlemden (1960'da rahmetli oluyor annesi) bahsederken değiniyor (niyeyse hep yılın son günü muhasebelerinde yer buluyor bu konu).

***** günlükten alıntı******
31 aralık 1976
...
kalplerde yer bulamayız ya… sulara ya da kumlara gömülmek için içimde öyle kuvvetli bir istek var ki… sakarya caddesi’nden geçerken yurttaşların harıl harıl alış veriş ettiklerini gördüm. kıskandım doğrusu yüzlerinden dökülen mutluluklarını. bilmiyorum nedendir böyle mutsuz saatlerimde hep rahmetli anneciğimi anımsarım… zavallı babam, anımsama olanağı bile yok. ben iki buçuk yaşımda iken bırakıp gitmiş bu dünyayı. ailemizin yıkımı erken ölümdür. oysa bugün çok yaşamaktan dertliyim ben. 67 yaş, türkiye ortalamasının her halde çok üstünde. baba tarafında bu yaşa gelen erkek var mı, sanmıyorum. ne mutsuz geçti çocukluk çağımız. iki eşeği ahıra bağladığımız gün sevincime son yoktu. oysa bu eşekleri, şam-ı şerif’in gavur almayacak bir mahallesine o ruslar önünden kaçarak sığınmak için apuşmalı selim dayı’dan almıştı rahmetli anneciğim.

hangi mal ve para gücü ile ağın’dan şam’a gidecektik… sonra şam’ın o gavur olmayacak mahallesinde kimler bizi ağırlayıp yedirecekti?

anemin yaşantısındaki o kara sefalet üzerine bu göç belası da tuz biber oldu. oooh anam, yaşantını anımsadıkça beterin de beteri olduğunu anlıyorum.

yaşamını çocuklarına adamış bir duldun. çocuklarına kendini vermekten başka telsellin yoktu. bu teselli de çok görüldü sana. hayatla bütün bağlarını kopardıktan sonra nasıl yaşayacağını düşünen olmadı. bu dünyadaki mutsuzlukların ödüllendirileceği öte dünyaya inanmıştın. seni bu inançtan da yoksun etmek için çalışmak cehaletini de gösterdim... yaşadığımız sürece her adımda bir hata işlemişiz de haberimiz yok. heba olan fırsatlar, uçup giden günler…

******************

milyonlarca suriyeli'nin savaştan kaçıp türkiye'ye geldiği bu günlerde, geri dönüp bakınca dedemin, annesi, ve üç kardeşinin zamanında savaştan kaçıp şam'a gitmeyi düşünmüş olmaları bana çok tuhaf geliyor. tabii buradaki en kayda değer fark, suriye'ye kaçmaya çalışan kişilerin yetişkin erkekler değil, dul bir kadın ve dört çocuk olması.

bana önemli gelen bir diğer durum da, şartların korkunç olduğu ve dedemin annesinin tek çare olarak şam'a göçmeyi düşündüğü bu ülkede, kurtuluş savaşı ve cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra yetim dedem, henüz 15 yaşında, yatılı olarak öğretmen okuluna giriyor ve 20 yaşında mezun olup, aynı yıl (1929), kemaliye'de matematik öğretmenliğine başlıyor. arada birkaç şehirde daha çalıştıktan sonra, tayini ankara'ya çıkıyor ve burada uzunca bir süre çalıştıktan sonra emekli oluyor. şimdi ayaklar altına alınan cumhuriyet kurumları, ülkenin doğusunda, yetim bir çocuğu sefaletten çıkartıp başkentte öğretmen yapıyor.

edit: dedem öldüğünde ben henüz 9 yaşındaydım. dedemi çok severdim. sevecen, sessiz, sakin bir insandı. birkaç sene önce günlüklerini okuyunca genel olarak melankolik bir ruh hali olduğunu anladım. yaşadığı buhranları ben bir çocuk olarak gözlemliyemiyordum tabii. tahmin ediyorum çocukken yaşadığı travmalar yetişkinken mutlu ve olumlu bir insan olmasını da engelledi. çocukluk travmalarının insanın psikolojik durumunda nasıl kalıcı etkiler yarattığını the body keeps the score isimli kitabı okuyunca daha iyi anladım. dedem çok kötü şartlar altında çocukluğunu geçirmiş olsa da, herşeye rağmen uzun ve dolu dolu bir hayat yaşadı.

devamını okuyayım »