umth

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (540)
  • 1806
  • 30
  • 6
  • 0
  • 3 gün önce

lost

lost'u ailecek izlerdik biz. annem, babam, kardeşim ve ben otururduk başına, gecede 3-4 bölüm izlediğimiz olurdu. bazen izlemeden önce oturup tartışırdık, nasıldı ne oldu ne bitti neler olacak diye. dördümüzün toplanıp bir şeyler yapabildiğmizin sınırlı olduğu günlerdi(bugünlerde ise dört kişilik ailemiz üç büyük şehre dağılmış olduğundan mütevellit hiç zaman geçiremiyoruz), belki de biraz bu yüzden lost'a ve lost izlemeye adeta kutsal bir anlam yüklemiştim.

2007 yılının mayıs ayıydı. öss'ye hazırlanıyorum o sırada. kardeşim internette bir forumda bir adamla tanışmış. adam hiç bir ücret talep etmeden(sadece dvdlerin parasını hesabına gönderdik, oldukça cüzi bir rakam yani) lost'un o zamana kadar yayınlanmış tüm bölümlerini dvd'lere yazıp bize gönderebileceğini söylemiş. heyecanlandık tabi, hep duyardık lost'u o ara, ama tabi dc'miz yok elimizin altında, torrent nedir bilmeyiz henüz, hem zaten internet hızımız belli, rapidshare de bir yere kadar. neyse gönderdi kendisi bize dvdleri. dvdler biraz gecikmeli de olsa elimize geçti. konsantrasyonum bozulmasın diye izleme işini sınavdan sonra yapalım diye karar verdik. gelgelim sınavdan bir gün önce, artık ben sınav stresini atmanın alternatif yollarını arıyorum, bu kararımızı bozduk. dördümüz salona kurulduk, salonun panjurlarını kapattık ve ilk bölümü izlemeye başladık. o sırada farkında değildik ancak bir gelenek başlamıştı. lost izlerken oturduğumuz yerler hiç değişmedi, izlerken panjurlar hiç açık kalmadı. ilk sezonun sonlarına doğru bir bölümü izlerken art arda gelen telefonlara sinirlenen babamın ev telefonunun fişini çekmesi ve evdeki bütün cep telefonlarını kapattırması ise geleneğe yeni eklentiler oldu.

o gün ilk bölümü ağzımız açık izledik. babamın o gün yaptığı bir espriyi hiç unutmam. ben sürekli işte lost çok gizemli diziymiş, sırlar varmış çözülmüyormuş diye anlatıyorum, ilk bölüm malum uçak kazası ve sonrası hakkında, yani gizem minimum aslında. neyse bölümü izliyoruz, ortada gizem sır yok, john locke girdi sahneye klasik girişiyle(bıçak atarak). locke çıkar çıkmaz babam yerinden sıçrayarak "heh, işte her şeyi bu kel adam çözecek!" dedi. gülmüştük.

yaz boyunca devam ettik izlemeye tabi. çorlu'ya anneannemi ziyarete gittiğimizde de laptopuma attım o zaman diliminde izlememiz gerek bölümleri. gece anneannem yattıktan sonra dördümüz bir kanepeye sıkışıp izledik önümüzde laptop, evdeki bütün ışıklar kapalı. hatta 3. sezonun ilk bölümlerini izlemiştik orada yanılmıyorsam, spoiler vermeyeyim de. eve döndükten sonra yine sıcak bir yaz günüydü kardeşimle dayanamayıp 3. sezon finaline bir göz atmamız ve sonra pişman olmamız.

yaz sonunda en büyük gizemim hangi okulu kazanacağım değil, 3. sezon finalindeki tabuttan kimin çıkacağıydı. zaten hiç bir yeri kazanamyıp 2. seneye kaldım*. o sıralarda sanırım internet hızında bir artış olmuştu. torrent'le tanıştım. 31 ocak 2008'di 4. sezon başlangıcı, hiç unutmam. lostsuz geçen günlerde oturup lost tartışmaya devam ettik ailece. babam hala her şeyi kel adam çözecek zihniyetinden kurtulamamışken(evet espri değilmiş) annem jack ne karizmatik adam lafını ağzından düşürmüyordu. kardeşimle ben ise claire mi daha güzel kate mi tartışmasını o günlerden başlayarak yıllarca sürdürdük. hala da sürer. ama claire daha güzel. hamile hali hariç. tamam onun da güzelliği ayrı ama.

4. sezonda zorlandık ciddi anlamda. gecede 3-4 bölüm izlerken birden(birden değil tabi aradan kaç ay lostsuz geçti arkadaş) haftada 1 bölüme düşmüştük ve annemle babamın hafızası kardeşimle benim kadar iyi değildi. the constant bölümünde nasıl bir duygu seli yaşandığını ise anlatmaya kalksam herhalde başaramam. sanırım annemler kendi zamanlarının aşklarını gördüler desmond'la penny'de. belki de bizim jenerasyonun hiç bir zaman yaşayamayacağı o aşkı. (bkz: film onlar)

sezon bittiğinde ise acı gerçekle yüzleştik. lostsuz geçecek 9 ay vardı. o ara zaten hayatımda hızlı değişiklikler olduğundan ben fazla yaşamadım bu 9 ayın acısını. o arada üniversiteyi kazandım, güzelim izmir'i bırakıp ankara'ya geldim. okula uyum sağlamak, yeni insanlar derken baktım ilk dönem bitiyor bile. 5. sezonunun ilk bölümün adı ilk açıklandığında yaşadığım heyecanı ise hiç bir zaman unutmayacağım sanırım: because you left. sezon az önce imdb'den teyit ettiğim üzere ocak 2009'da başladı. her hafta bölüm yayınlamasının ertesi günü dc'den indirip izlemeye başladım. beraber izlediğim ve üzerine tartıştığım ailemin yerini yurt ve okul arkadaşlarım almıştı. ama ailemi unutmamıştım. yazın 5. sezonu komple dvdye çekip gittim eve. onlar şanssızdı tabi, 9 aydan daha çok beklemişlerdi. 2009 yazında da geleneğimiz devam etti. benim bölümleri zaten izlemiş olmam hiç bir şey kaybettirmedi geleneğimize veya izlerken yaşadığımız heyecana veya lost üzerine yaptığımız tartışmalara.

6. sezonda her şey değişti. mükemmel başlayan sezon beklentilerimi karşılamamaya başladı. annem ve babam ise saçma sapan türk dizilerini izlemeye başladılar(başlamışlardı yani, sonuçta ben onlardan 580 km uzaktaydım). şu hayatta heyecandan uyuyamadığım tek gecedir lost finalinden önceki gece. her ne kadar gözlerim dolsa da son sahnede, içimde bir burukluk vardı. ama yazın eve dönerken çekmedim dvdye bölümleri. sordular bana tabi lost nerede diye. kötüydü son sezon dedim. siz iyi hatırlayın dedim. üzüldüler. kızdılar bana. yaz sonuna doğru bir gün annemle bir hastanede bir tahlil sonucunu bekliyorduk. durup dururken annem bana şöyle dedi: "keşke lost olsaydı yine. panjurları kapatsaydık, telefonları kapatsaydık." gülümsedi sonra. o an kafama dank etti. son sezon kötü değildi. o yüzden değildi getirmemem lost'u yanımda. ben lost'a kızgındım çünkü bitmişti. ailecek yaşadığımız kutsal anlar için elimde sadece 16 bölüm kalmıştı. ve o 16 bölümü hemen harcamak istemiyordum. çocukçaydı evet. "gelecek yaz getireceğim anne", dedim. "yine izleriz evet. ama önce size uzun bir özet geçmem lazım çünkü unutmuşsunuzdur ne olduğunu en son."

1 ay kaldı şunun şurasında eve gitmeme. full hd indirip gideceğim hatta o 16 bölümü.

sonuç olarak, lost hayatımın dizisidir. bir diziden çok daha fazlasıdır benim için.

devamını okuyayım »