unknown artist

  • azimli
  • hırçın golcü (270)
  • 1324
  • 0
  • 0
  • 0
  • 10 ay önce

yalçın akdoğan

selahattin demirtaş'ın ezgi başaran'a verdiği röportaj'daki iddiaları yanıtlamak için bugün verdiği demeçler, özellikle de demirtaş'ın iddialarıyla yan yana konduğunda inandırıcılıktan çok uzak. bunu anlamak için üslubundaki birkaç ipucuna bakmak yararlı olacaktır.

1. anlatı tutarlılığı: selahattin demirtaş, olayları önce şu oldu, sonra şu oldu; o bunu dedi, bu bunu koydu diye tek tek anlatıyor ve anlatıda pek kopukluk yok. ama yalçın akdoğan genellikle "bu külliyen yalan", "öyle şey mi olurmuş" demekten öteye pek geçemiyor. verdiği bilgiler de tek tek seçilmiş, bütünlüklü olmayan bilgiler. selo'nunki biraz böyle "abi böyle böyle oldu, ben her şeyi anlatıyim sen karar ver" havasındayken yalçın'ınki "yok öyle şey yea, hem bi kere dolmabahçede olan şey mutabakat değil" tarzı çıkışlar. bütünlüklü bir yanıt değil, bölük pörçük itirazlar ve olaydan bağımsız genel bir karalama çabası. mesela pkk'lilerin çekilmesi konusunda birkaç aylık süreci iniş ve çıkışlarıyla anlatan selo'ya karşı yalçın'ın tek dediği biz gosgoca devletiz, teröristleri mi ciddiye alcaz. sen orda silahla gezinirken güvenlik güçlerinin ne yapacağından sanane. hem 200-300 kişi anca çekildi falan tarzı beylik laflar, kaçak güreş girişimleri, vs.

2. yanlışlanabilirlik: kıvırcık salata'nın ilgili tespiti çok anlamlı. selo'nun konuşması ve daha sonraki açıklamalarında göze çarpan anlatı tutarlılığına ek olarak verdiği spesifik bilgiler de doğru veya yanlış olduğu kanıtlarla ortaya konabilecek şeyler. yalçın akdoğan buna kapsamlı bir yanıt vermekten kaçınıyor; yeri geldiğinde "onun sözüne karşı benim sözüm" tadında işi yokuşa sürüyor, yeri geldiğinde "biz teröristlere açıklama yapmak zorunda değiliz" basitliğine kaçıyor, yeri geliyor "devlet kimseye açıklama yapmak zorunda değildir" seviyesinde bir kibre bürünüyor. e o zaman hiç çıkmasaydınız ekranlara?

3. motivasyon/amaç: selo'nun amacı, memleketin 90'ları andırmaya başladığı ve çok daha beterine gebe olduğu bir ortamda hem insanları sağduyuya davet etmek hem de suçlulara yönelik erken teşhisle olduğunu iddia ettiği bir "senaryo"yu gözler önüne sermek. yalçın'ın amacı daha çok bu iddialara cevap vermek. ama, yukarıda dediğim gibi, bunu doğrudan bir reddiye* şeklinde yapmıyor. daha ziyade, bir alternatif anlatı/senaryo/iddia geliştirerek karşı saldırıya geçiyor. bu anlatı da aslında yabancı olduğumuz bir şey değil. birileri türkiye'nin huzur bulmasını istemiyor, yükselen bir değer olmamızı çekemiyorlar, kürtler ve hdp (ve ona oy veren seçmenler) kendini bu senaryoda kullandırıyor, vs. klasik komplo teorilerinin biraz daha edepsiz bir versiyonu.

sonuç olarak, yalçın akdoğan'ın açıklamaları selo'nun iddialarına/sorularına yanıt vermediği gibi, yepyeni soruların da kapılarını aralıyor.

1. türkiye'de seçimler demokratik ve tarafsız bir biçimde mi gerçekleştirilmektedir? "birileri" seçim sonuçlarını etkileyebiliyorsa, seçim sonuçlarının meşruiyetine gölge mi düşmüştür?

2. yukarıdaki doğruysa, akp'nin yıllardır süregelen iktidarı, bu "birileri"nin komplolarından bağımsız mıdır? değilse, türkiye'de herhangi bir meşru yönetimden söz edilebilir mi?

3. eskiden her başı sıkıştığında "milli irade" ifadesinden meşruiyet devşiren ak partinin özellikle 7 haziran'dan beri "devlet"i dilinden düşürmediğini görüyoruz. "devlet" ile "millet" arasında bir çıkar çatışması mı doğmuştur? devlet, milleti millete rağmen kurtarma amacında mıdır yoksa klientelist bir örgütün çıkarlarını mı korumaktadır? devlet tam olarak kimdir, nedir ve ne içindir?

4. cumhurbaşkanı'nın anayasal sınırlarını aşarak seçim çalışmaları yaptığını, onun önderliğindeki ak parti seçim çalışmalarının da yeni anayasa yoluyla başkanlık sistemine geçiş etrafında örüldüğünü bilmeyen kalmamışken hdp'nin doğrudan buna karşı çalışma yürütmesine verilecek "bir kere cumhurbaşkanının seçimlerle ne alakası var"dan daha iyi bir tepkiniz yok mu? utanmasanız "cumhurbaşkanımızı rahat bırakın tamam mıaa :((" diye ağlayacaksınız.

5. yine "birileri" meselesine dönecek olursak, bu birileri hem seçmenleri, hem kürt özgürlük hareketini kullanacak kadar etkiliyse, bu hareketin türkiye cumhuriyeti ile masaya oturma iradesi neden hep sudan bahanelerle yok sayılmakta, neden bütün müzakere çabaları yokuşa sürülmekte? kürtler eğer kendini kullandırıyorsa, bunun en büyük suçlusu diyalog yolunu tıkayarak kürtleri hassas bir konuma sürükleyen devlet değil midir? dövlet niye kürtlere bahmiir de halkını kullandırıyor? bu kadar hassas durumdaki bir meselenin devlet gururu, beylik söylemler, hukuki inatçılıklara kurban edilmesi, olayın ciddiyetini kavrayamamak anlamına gelmez mi?

6. ister "pkk terörü" olsun ister ışid terörü; memleketin geldiği nokta ortada. ak parti hala bunların hiçbirinde sorumluluk üstlenmeye, özeleştiri vermeye gram yaklaşmıyor. tüm bunların açıklaması hala "birileri" ve onların "maşaları" mı? ardı arkası kesilmeyen ölüm haberleri, hiçbir vatandaşın sokakta yürürken kendisini güvende hissedememesi, sürekli bomba alarmları verilmesi, barış sürecinde tüm ilerlemelerin sıfırlanması, kısaca türkiye'nin almış olduğu vaziyet, her şeyden önce politik bir fiyasko değil midir? bunun suçunu hiç gerçekten muhatap almadığınız pkk'de, düne kadar yeterince ciddiye almaktan hep kaçındığınız (korktuğunuz demeyeyim hadi) ışid'de mi aramamız gerekiyor? sizin adınız hıdır, elinizden gelen bu mudur? daha iyisini bekleyemez miydik? nerede büyüklüğünüz? sahi, sizi büyük yapan nedir tam olarak?

ekleme editi: akdoğan'ın işaret ettiği perde arkası aktörden davutoğlu da bahsetti. bu da demek oluyor ki ulusal güvenliğimize en büyük tehdidi oluşturan şey tam da bu sözü edilen aktör. hal buysa, ak parti hükümetinin "maşalar"la uğraşmayı bırakıp yılanın başını koparması, ışid'i, pkk'yi ve bilimum "terör" örgütlerini parmağında fırıldak gibi döndüren bu perde arkasındaki gizemli aktörü açığa çıkarması ve türk adaletine teslim etmesi gerekiyor bir an önce.

devamını okuyayım »