vecna

  • 1098
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 ay önce

pir sultan abdal

rivayete göre gerçek ismi haydar olan pir sultan abdal, küçük yaşta koyunları dağda otlatırken bir kayaya dayanıp uykuya daldığında bir ihtiyar görür. rüyasında ihtiyarın teki kendisine sırasıyla bir testi su ve elma verir. önce testiden suyu içip sonra da elmayı yer haydar. daha sonra ihtiyarın avucunun içindeki pırıl pırıl yeşil lekeyi farkeder. hemen çakar elbette karşındakinin hacı bektaş veli olduğunu. sarılır elini öper. hacı bektaş veli de minik haydar'a pir sultan abdal ismini verir ayrıca "sözüne söz söylenmeye! sazına saz çalınmaya!" gibi beylik bless büyüleri de atar üstüne. küçük haydar uyanınca köye gider büyüklere rüyasını anlatır. köylüler de eline bir saz verir. pir başlar tellere vurmaya.

arzuladım size geldim
hünkâr hacı bektaş veli
eşiğine yüzüm sürdüm
hünkâr hacı bektaş veli

pir elinden dolu içtim
doğdum elinize düştüm
ak cenneti gördüm geçtim
hünkâr hacı bektaş veli

güvercin donunda duran
cümle eksikler bitiren
beş taşı şahit getiren
hünkâr hacı bektaş veli

kırk budak’ta şem’a yanar
dolusun içenler kanar
âşıkların semâ döner
hünkâr hacı bektaş veli

bahçende gördüm gülünü
erenler sürsün demini
imam rıza’nın torunu
hünkâr hacı bektaş veli

balım sultan er köçeği
keser kılına bıçağı
cümle erenler gerçeği
hünkâr hacı bektaş veli

pir sultan’ım gerçek veli
erenlerden çekmem eli
on iki imam’ın yolu
hünkâr hacı bektaş veli

gel zaman git zaman dergahını kurar. öğrencilerinden birisi de hızır ismindedir. bir gün pirine kendisine icazet vermesini ve devlet katına çıkmak istediğini söyler. pir sultan ise eğer ona icazet verirse gelip kendisini asacağını söyler. hızır üzülür, kızarır, bozarır, yeminler eder sonunda icazeti kapar. yıllar geçer hızır aldığı icazet ile sivas'a vali olarak atamıştır.
dönem de kıllı dönem. osmanlı, şah ismail'in yanında duran türkmen alevilerini ezmeye başlamıştır. neyse.
bu hızır'ın iki kadısı varmış. birisi ak kadı diğeri de sarı kadı. bu şerefsiz papikçiler rüşvet, adam kayırma, uyuşturucu ve beyaz kadın ticareti gibi her işi kovalarlarmış. geceleri de torba tutarlarmış.

pir sultan da iki köpeğine kara kadı ve sarı kadı isimleri vermiş. pir sultan'ı sevmeyenlerden birisi de gidip bunu hemen kadılara yetiştirmiş. tak getirmişler makama. "la napıyon sen?" demişler. pir sultan da "olum siz götün önde gideni değil misiniz? bunu bilmeyen mi var liboşlar?" demiş. üstüne de "benim köpeklerim yine sizden iyidir haram lokma yemez onlar" diye eklemiş. kadılar da "hadi bea olur mu öyle şey" demiş. pir sultan da bir kaba haram bir kaba da helal yemek koydurup. taa ordan köpeklerini çağırmış. keratalar da patileri kadılık makamının mermerlerinde tıkırı tıkkırıkı sesler çıkarıp koşup gelmiş. kapları şöyle bir koklamışlar ve haram kabı bırakıp helale yönelmişler.

işte bu noktada olay soğumadan pir sultan yine vurmuş sazın teline:

koca başlı koca kadı
sende hiç din iman var mı
haramı helâli yedi
sende hiç din iman var mı

fetva verir yalan yulan
domuz gibi dağı dolan
sırtına vururum palan
senin gibi hayvan var mı

iman eder amel etmez
hakk’ın buyruğuna gitmez
kadılar yaş yere yatmaz
hiç böyle kör şeytan var mı

pir sultan’ım zatlarımız
gerçektir şöhretlerimiz
haram yemez itlerimiz
bu sözümde yalan var mı

kadılar da bunu duyunca iyice ezilmişlet. pir de mekandan ayrılmış.

hani dedim ya zaman kötü. osmanlı ile safeviler kapışıyor. anadolu'nun çoğunluğunu oluşturan türkmen alevileri de genelde şah ismail'in yanında. statükonun savunucusu, neredne geldiğini unutan hızır hınzırı ise devlet yalakası yapısı ile müftü'den "şiirlerde bundan sonra şah ismail adı geçmeye!" şeklinde bir fetva alır. pir bu fetvayı duymuş. yüreğine bir sıkıntı düşmüş. almış sazı eline:

fetva vermiş koca başlı kör müftü
şah diyenin dilin keseyim deyü
satır yaptırmış allah’ın laneti
ali’yi seveni keseyim deyü

şer kulların örükünü uzatmış
müminlerin baharını güz etmiş
on ikiler bir arada söz etmiş
âşıkların yayın yasayım deyü

hakk’ı seven âşık geçmez mi candan
korkarım allah’tan korkum yok senden
ferman almış hıdır paşa sultan’dan
pir sultan abdal’ı asayım deyü

hızır paşa bunu da duymuş haliyle. pir sultan'ı makamına getirmiş. geldiğinde bir yalakalıklar, bir şirinlikler, ayağa kalkmalar, kanepe ikram etmeler, ilk kapağı ona vermeler falan. tabii pir hiç birisine elini dokundurmamış. paşa sorunca da pir ayarlı ve atarlı cevaplar vermiş üzerine de kadı olayını anlatmış. hızır'a da ağır girmiş. hızır da sinirlenmiş pir'i hapse attırmış. bir süre sonra ğişman olmuş. getirtmiş pir'i huzuruna. eğer içinde şah geçmeyen üç şiir söylerde kendisini affedeceğini, zamanında çok ekmeğini yediğinden falan bahsetmiş.

pir sultan da "tamam lan!" demiş ve vurmuş sazın teline:

hızır paşa bizi berdâr etmeden
açılın kapılar şah’a gidelim
siyaset günleri gelip yetmeden
açılın kapılar şah’a gidelim ,

gönül çıkmak ister şah’ın köşküne
can boyanmak ister ali müşküne
pirim ali on’ki imam aşkına
açılın kapılar şah’a gidelim

her nereye gitsem yolum dumandır
bizi böyle kılan and ü amandır
zincir boynum sıktı halim yamandır
açılın kapılar şah’a gidelim

yaz selleri gibi akar çağlarım
hançer aldım ciğerciğim dağlarım
garip kaldım şu arada ağlarım
açılın kapılar şah’a gidelim

ilgıt ılgıt eser seher yelleri
yâre selâm eylen urum erleri
bize peyik geldi şah bülbülleri
açılın kapılar şah’a gidelim

biz taze sevgidir yeni beğendim
anam atam yoktur vere öğüdüm
kıyman beyler kıyman ben genç yiğidim
açılın kapılar şah’a gidelim

pir sultan’ım eydür mürvetli şah’ım
yaram baş verdi sızlar ciğergâhım
arşa direk direk olmuştur ahım
açılın kapılar şah’a gidelim

hızır da kızmış. "piiiir piiir" demiş "sen yanlış havalardan çalıyorsun! dikkatli ol" demiş. pir sultan abdal hazretleri de hafifçe gülümseyip aynı şekilde iki bol şahlı daha yapmış ortaya. burada bir ara verip "heeyyy be senin yanında gandalf kimdir? fizban kimdir? aslan pirim, sultanım" demek istiyorum. çevredikler de böyle cesurca yaklaşımlara yabancı olduklarından hızır'a vermişler gazı vermişler gazı. "hızır paşam n'oldu? koca hızır bir kızılbaş'ı susturamıyor mu yani?" hızır da almış gazı. "tiz götürün şunu burdan yarın sabah da sallandırın!" diye buyurmuş.

öteki gün hızır'ın adamları pir sultan abdal'ı asacakları yere götürürken pir eşi, dostu arkasından çok ağlamasın ağıt yakmasın diye bir türkü çığırmış.

bize de banaz’da pir sultan derler
bizi kem kişi de bellemesinler
paşa huddamına tenbih eylesin
kolum çekip elim bağlamasınlar

hüseyn gazi binse gelse atına
dayanılmaz çarh-ı felek zâtına
benden selâm olsun ev külfetine
çıkıp ele karşı ağlamasınlar

ala gözlüm zülfün kelep eylesin
döksün mah yüzüne nikap eylesin
ali baba hak’tan dilek dilesin
bizi dâr dibinde eğlemesinler

eğer ali baba söze uyarsa
ferman büyük yerden beyler kıyarsa
ala gözlü yavrularım duyarsa
al’ın çözüp kara bağlamasınlar

surrum işlemedi kaddim büküldü
beyaz vücudumun bendi söküldü
önüm sıra kırklar şah’a çekildi
daha beyler bizi dillemesinler

pir sultan abdal’ım coşkun akarım
akar akar dost yoluna bakarım
pirim aldım seyrangâha çıkarım
yıldızdağı seni yaylamasınlar

pir sultan abdal tam asılcağı sırada hızını ve gazını alamayan hızır paşa yeni bir buyrukla gelmiş. "bu hain asılmadan önce herkes onu taşlaya" diye buyurmuş. herkes korkusundan taşları atmaya başlamış ama üzerinde 20. level bard büyüsü protection from stone büyüsü olan pir sultan'a taşlar isabet etmemekteymiş. pir sultan'ın kalabalık arasında bulunan can dostu, çocukluk arkadaşı ali baba da korkmuş ama taş atmaya gönlü el vermediğinden bir gül atmış çaktırmadan. işte o gül isabet etmiş pir sultan'a ve çok üzülmüş. son demesini ve bana göre de en acı en sitemkar olanını söylemiş pir sultan.

şu kanlı zâlimin ettiği işler
garip bülbül gibi zâreler beni
yağmur gibi yağar başıma taşlar
dostun bir fiskesi pareler beni

dar günümde dost düşmanım bell’oldu
on derdim var ise şimdi ell’oldu
ecel fermanı boynuma takıldı
gerek asa gerek vuralar beni

pir sultan abdal’ım can göğe ağmaz
hak’tan emrolmazsa rahmet yağmaz
şu ellerin taşı hiç bana değmez
ille dostun gülü yaralar beni

hızır bunu da duyunca hemen ipin çekilmesini emretmiş. pir sultan hazretleri de ipin ucunda acı içinde iki titreyip sallanıp ruhunu teslim etmiş. herkes dağıldıtkan sonra ali baba acı içinde pirin ayaklarına sarılıp kanlı göz yaşları dökmüş.

ancak, bir gün sonra gidenler görür ki ipin ucunda pirin bedeni değil sadece bir köpek sallanmaktadır.

//aslında burada bir ara vermek istiyorum. bu hikayenin sabahattin eyüboğlu'nun derlemesinde köpek falan yok. ipin ucunda pir'in hırkası var ama asım bezirci bu köpek hikayesini de anlatmaktadır. ben köpekli hikayenin daha eğlenceli olduğuna inanarak eksik bölümleri de eyüboğlu'nun naifliğine bağlayarak devamına giriyorum.

daha sonra zaten "ben hicaz yolunda gördüm", "hayır ben malatya taraflarında gördüm" diye söylentiler başlar. hızır da hemen askerlerini gönderir. pir'i kızılırmak taraflarında bir köprünün öteki ucunda görürler. pir sultan gürül gürül bir ses ile "eğil köprü eğil" der. köprü de pirin sözünü dinleyerek sulara gömülür. askerler korkup geri çekilir.

pir sultan artık şah'ına kavuşmak dileği ile iran yoluna koyulur. bu arada işlenen büyük günahtan dolayı sivasta hiç bir ateş yanmamaktadır. yolda karşılaştığı birisinin sorması üzerine pir sultan abdal olduğunu söyler. o kişi de kendisinden sivas'ta ateşlerin tekrar yanması için nefes vermesini rica eder. pir sultan da nefesi verip eğer hızır yezidi gider de ölü köpeğin -affedersiniz- dübüründen üflerse ateşlerin tekrar yanacağı şeklinde bir tarif verir.

sivas'a giden bu adam da duyduklarını hızır'a anlatır. hızır da ne yapsın el mahkum ölü köpeği getirtir. yüzünü hafif ekşiterek dübüre üfler. ölü köpek dile gelir ve "pir sultan!" diye bağırır. ikinci üfleyişte "can sultan!" sonuncusunda ise "yan sultan!" der. sivas'ta tüm ateşler tekrar yanmaya başlar.

pir sultan da bu arada horasan'a varıp şah'ın makamına çıkmış. "hayırdır ne geldin anadolu sofusu?" diye sormuşlar. pir de başlamış söylemeye:

zahir bâtın on’ki imam aşkına
aman şah’ım mürüvvet deyü geldim
pirim nazar eyle şu ben düşküne
aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

bakmaz mısın cesedimin nârın
elim ermez oldu cihan kârına
yüzüm yerde geldim durdum darına
aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

hacı bektaş oğlun günahkâr gördüm
aradım isyanı özümde buldum
yüzümün karasın elime aldım
aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

erenler yolundan bir taş kaldırdım
gönül bahçesinde gülün soldurdum
bugün eksikliğim nefsi öldürdüm
aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

pir sultan’ım eydür karşımda durma
gidip münkirlere yol erkân kurma
alnımın karasın yüzüme vurma
aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

horasan'da da fazla kalmayan pir sultan abdal erdebil'e geçer ve orada ölüp, gömülür.

devamını okuyayım »