when dream and day unite

  • padawan (116)
  • 696
  • 4
  • 1
  • 0
  • dün

yıldız tilbe

çok büyük hayranıyım. öyle böyle değil.

açıkçası yazının nereye gideceğini kestiremiyorum -ki mevzu bahis yıldız tilbe iken normal bir durum olsa gerek- bu yüzden baştan söyleyeyim. niyetim kendisi hakkında ot, çöp, paf, küf dergileri stili arabesk övgü yazmak değil. iş oraya gitmiş olsa da yapacak bir şey yok, konumuz ayarsız.

neden hayranıyım? düz insan gibi takılıp yaşamasından mı? hayır. içi dışı birliğinden mi? belki. muazzam yorumculuğundan mı? biraz. söz yazarlığından mı? evet ama temel sebebi o da değil.

kendisinin başlığında winehouse kelimesini aratınca 15-20 civarı sonuç çıkıyor. hepsi de amy winehouse'a benzetiyor ki bu son derece doğru bir benzetme. ama bu iki çilekeş kadının ortaklığı biraz daha tepeden. yıldız tilbe kırık, rahatsız, deli bir deha. tıpkı amy winehouse gibi, tıpkı bobby fischer gibi, tıpkı stefan zweig gibi, tıpkı dahası gibi. bu insanların hepsinin ortak özelliği şudur: bir takıntıları vardır ve bu takıntıları sanatlarında kendilerini çok ileriye taşımıştır. bobby fischer'ın takıntısı kazanmak olmuştur ve bu takıntısı kendisini tarihin tartışmasız en iyi satranç oyuncusu yapmıştır. stefan zweig'ın takıntısı hümanizm olmuştur ve bu sayede müthiş bir edebiyatçı olmuştur. winehouse ile tilbe'nin ortak takıntıları aşk ve bundan kaynaklanan acı olmuştur ki bu durum ikisini de hem muhteşem birer söz yazarı hem de harika birer yorumcular haline getirmiştir. abartıyorsun demeyin. "aşk düzlükte yaşanıyor. düzlük, tek aşkta" gibi olağanüstü bir metaforu ve daha nicesini ortaokul terk haliyle yazan bir kadından bahsediyoruz arkadaşlar. şu anda 20 yıl önceki sesinin yarısına bile sahip olmamasına rağmen günümüz yorumcularının ekserisini bitik haliyle cebinden çıkarabilecek bir kadın bu. eğitim denen işlenme sürecinden geçmeden bile parıl parıl parlamış bir elmas bu kadın. cevherin boyutunu siz buradan hesap edin. hep tartışılan uzay heparı ilişkisine bir de bu pencereden bakmak lazım. belki rahmetli uzay da bu cevheri görüp de tutuldu, kim bilir.

peki nasıl oldu da bu büyük cevher bugünkü haline geldi? açıklaması çok basit. bu tarz uçlarda yaşayan insanların normal yaşamak gibi bir opsiyonu yoktur. bir yerden sonra ya zweig gibi winehouse gibi fişlerini kendileri çekerler, ya da fischer gibi vitesi boşa alıp devam ederler. yıldız tilbe de ikinci yolu seçmiş gibi duruyor. bu vitesi boşa alma meselesi tam olarak aşkperest albümünden sonra ibrahim tatlıses'in kendisini kendi ifadesiyle "pezevenklerin elinden aldığı" döneme tekabül eder. ibrahim tatlıses'ten nefret ederim ancak böyle bir insana öyle veya böyle sahip çıktığı için -daha sonra bu durumu olabilecek en barzoca şekilde dile getirmiş olsa bile- takdiri ve teşekkürü hak eder. ondan gerisi bildiğiniz gibi zaten. her ne kadar vitesi boşa almış olsa bile içindeki cevheri ara ara yansıtıyor, o kısım çok güzel.

hep düşünmüşümdür, bu aşmış yetenek biraz eğitim almış olsa ne olurdu diye. muhtemelen bu ülkeden çıkmış tek gerçek dünya starı olurdu. bu yüzden dünyanın kaybıdır yıldız tilbe. bu yüzden kendine kızmak da yersiz. belki de o yola gitse bildiğimiz keskin yıldız tilbe olmayacaktı. bu yüzden olduğu haliyle sevmek bizim boynumuzun borcu.

olur da bir gün kendisiyle tanışma şerefine erişebilirsem, sadece elini öpüp şöyle bir sarılmak isterim. o dehasının, o yüreğinin milyonda biri bana geçer belki de ihya olurum diye. ne anlatmasını ne de eskilerden söylemesini isterdim. çünkü "insanlar intihar etmesin diye çöpe attığım bestelerim var" diyen, "eski şarkılarımdan bazılarını acıdan dinleyemiyorum" diyen bir kadına yapılacak en büyük kötülüklerden olurdu bunlar.

yaşarken kıymete nispeten olsa da bindi, bu yüzden mutluyum. kendisini sevmek zorunda değilsiniz ama kıymetini bilin.

devamını okuyayım »