xelen

  • kofti anarşist (196)
  • 777
  • 4
  • 1
  • 0
  • dün

azizler

spoilerlar ile kendimce analiz edeceğim filmi beri durun. umarım senaristlerin aklındakileri anlayabilmişimdir;

aziz: karakter başlı başına unisex bir türkiye modern beyaz yakalısını temsil ediyor bana kalırsa. hatta ileri gidip ağırlıkla bir kadın rolünde demek de çok yanlış olmaz gibi geliyor. bunu bir erkek oyuncu ile kör göze parmak yapmadan anlatabilmek ve oynayabilmek gerçekten zor bir iş ve bu bağlamda fena da bir iş çıkarmadıklarını söylemek bence mümkün. baştan sona, azizin gerek aile hayatını gerek iş hayatını ve özel alana ihtiyacını göz önüne aldığımda bunları söyleyebiliyorum. aslında bu karakteri bir kadın olarak düşünmemi destekleyen fikirlerin başında dominant bir sevgiliye sahip olması geliyor. bu sevgiliden ayrılamaması ve 'ne giyeceği konusunda' karışılması oldukça mantıklı bir metafor bana kalırsa. kolye mevzusu nişan/evlilik yüzüğü, kıyafet vb. gibi şeyleri çağrıştırdı bana. azizin aile hayatına baktığımızda kendi alanı sadece bir odadan ibaret ve o odanın içerisine sürekli bir müdahale söz konusu. müdahaleye sebep olan yeğen caner karakterinden aşağıda bahsedeceğim. gerek sevgilisinden gerek ailesinden baskı gören azizin kişisel alanı olmamasından kaynaklı patronu alp'in imkanlarından istifade etmesi de oldukça olağan geldi bana. belki orada kendince vicdanlı, hayatını yaşayamamış, kendine alan bırakılmamış ve istediği şeyleri elde edemeyen bir beyaz yaka insanını ve nedense özellikle kadınını oynadığını düşündüm engin günaydının. patronunun sürekli olan askıntılıkları da bu bağlamda oldukça anlamlı geldi. ilişki durumunu ve günlük hareketlerini öğrenme arzusunun da buradan kaynaklandığını düşünüyorum ve bu 'vicdanlı fakat hayatını yaşayamamış/engellenmiş plaza kadını' savımı da destekliyor. yeğeninin yorganın altından fırladığı sahneyi dümdüz cinselliği engelleme olarak gören bir tek ben değilimdir diye umuyorum. buna caner karakterinde tekrar değineceğim.

erbil: kendince başarılı sessiz sakin ve hayat kurgusunu partnerine göre planlamış ve eşinin kaybından sonra hayatının amacını uzun süre kaybetmiş bir yaşlı adam arketipi olarak izledim. azizin kendi evinde bulamadığı rahatın garantörü olarak kurgulanması bana aslında azizin aradığı ideal baba göndermesi gibi geldi. gerzek ve iyi niyetli babaların/dedelerin konuları bir türlü açamaması ve kendini ifade edememesini kesinlikle haluk bilginer şahane oynamış. bir benzer örneğini fleabag'te, fleabagin babası olarak izlemiştim. erbilin kelime anlamı da aslında bana bir gönderme gibi geldi, tek başına cesur ve yiğit gibi bir anlamı var yanılmıyorsam ve bu ikili gönderme hoş olmuş. eşini de çorba ile yavaş yavaş zehirleyerek öldüreceğine emindim. bunun sebebi ise eşini kaybetmeye henüz hazır olmamasından dolayıydı. yine de onu çok sevdiği için ve daha fazla ıstırap çekmemesi için zehir alacak kadar cesaret göstermesi de hoştu. son zamanlarının farkında olan bir yaşlı adamın bir kadına tutulması da anlamsız değil fakat bu kadının her nedense zaten ölümü tasvir ettiğine inanıyorum. akciğer kanseri olduğunu bildiği birinin evinde sürekli sigara içmesi, hatta flörtleşirken bile sürekli sigara içmesi bence buna bir göndermeydi. ölen eşinin 'eti senin kemiği benim' dedikten sonra kaçıp gitmesi de nedense bir azrail/ölüm göndermesiymiş gibi geldi bana.

caner: bu karakteri açıklayabildiğim tek kavram ataerkil erkek. ya da ataerkinin beden bulmuş hali. ev içerisindeki her alana müdahilliği ve karar mekanizmasının başında oluşu bu fikre sürükledi beni. çocuk küfrediyor haha çok komik veya çocuk küfrediyor bu doğru mu, gibi okumalar yapmak oldukça sığ kalır. bu çocuk x ve z kuşaklarının barındırdığı tutuculuğu, uçarılığı, gaspçılığı, müdahaleciği ve çok bilmişiği benliğinde barındırıyor. aile genellikle günümüzde z kuşağında gözlemlendiği üzere çocuk ile nasıl baş etmesi gerektiğini bilmiyor. çocuk yeri geldiğinde x ve öncesi kuşakta gözlemlendiği üzere de oldukça talepkar ve saygıdeğer olma isteği ile oynuyor. fiziksel şiddete başvurmaktan kaçınmaması, herkesin kendi alanına müdahil olabilmesi fakat bir diğerlerinin bu alanlara müdahalesini kesin ve kati bir tutumla gözlemlemesini ve engellemesini x kuşağı ve öncesi davranışları olarak izledim ben. ailede kesin bir saygı sembolü olan 'masabaşı' konseptinin de buna bir gönderme olduğunu düşünüyorum. azizin ablasına caneri yatılı okula gönderme teklifini huzurevi/bakımevi olarak düşlemek çok zor gelmedi bana. 'şartları da iyi, hem kendi de rahat eder' vb. söylemler bu düşüncemi üstelik güçlendirdi. azizin yorgan altı sahnesinde masturbasyon yapacağını düşündüğüm o anda canerin belirmesi de bu bağlamda aklıma x ve öncesi jenerasyonların baskıcılığını getirdi. hele ki aziz'i ağırlıkla yukarıda bahsettiğim gibi bir kadın olarak düşündüğüm zaman. kadın cinselliğinin yok sayılması toplumumuzda sıklıkla gördüğümüz bir şey ve sebebi genelde üst jenerasyonların tutumlarından kaynaklanıyor. psikolog sahnesini de iki taraflı okumak mümkün, yaşlıların amansız hastalıklarla mücadelesi/zamanla yarışına gelen tanı veya gelecek olan gençliğin 'denyolaşması' olarak düşünmek pekala mümkün o sahneyi. ikisi de ölüme yakın bir şey neredeyse.

alp: daha önceki entrylerde de belirtiği üzere postmodern beyazyaka patronunu simgeliyor. gerek 'para ile saadet olmaz' kör göze parmağı, gerek paranın günümüzdeki gücü ile gelen kendince her şeyi yapabilme hissiyatı oldukça iyi bir şekilde bana geçti. aziz karakterini kadın beyaz yakalısı olarak düşündüğümde de yine askıntılığın ve tacizin manası aklıma oturdu. azizin alple kurduğu, azizin menfaatine dayalı ilişkisi bittiğinde de kendince en iyi olduğu 'revenge porn' konsepti ile cevap vermesi de oldukça olasıydı. karakter oldukça takıntılı ve bir o kadar da güçlü bir adamdı keza. üstelik azizin onu kullandığını da anlayacak kadar donanımlıydı diyelim. yapılan işin sahipleri, toplumsal cinsiyet rollerini iç içe geçirmiş bir anlatı ile kurguladığı için sanırım, izleyenler başka türden düşünemediler gibi geliyor.

cevdet: fatih artmanın oynadığı karakterin adını hatırlayamadım. (bunebune’ye teşekkürler düzeltme için) sanırım çetindi. anladığım kadarıyla kendisi yalnız bir plaza fuckboy'unu oynadı. kendi yaşının ona hatırlatılması ve sipariş verirken saçma bir konuşmaya dahi devam etmesini niyeyse aklım, iletişime ve sevgiye açlığı olarak algıladı. yemek yapma metaforu da cinsellik/birliktelik/yalnızlık ile örtüştü aklımda. azizin filmin başlarında sıklıkla çetin'in ilgisini çekmeye çalışmasını da azizin daha ziyade feminen/kadın tarafından geldiğini düşündüm. bir ofis crush'ının karşılıksız izahı gibiydi ikisinin ilişkisi. seksist olduğumu lütfen düşünmeyin, pekala bir erkek de bir erkeğe veya bir kadın da kadına crush yaşayabilir, genel olarak türkiye şartlarını ve filmin işlenişini düşünerek yazıyorum bunu. çetinin yemeği yaktıktan sonra kapıda azizin belirmesi de bir one night stand'di gibi geldi. çetin 'iştahla' yemeğini yedikten sonra azizi suratına bile bakmadan kapı dışarı etti. kendince rahatladı, işini gördü ve hayatına devam etti yani fuckboy'umuz.

film bana modern plaza hayatın getirdikleri, yalnızlık, alan kaybının nelere yol açabileceğini, öz saygının önemini, ötanazi haklarını hatırlattı. genel olarak oyunculuğa 8.5, işleniş ve çekimlere de 9.5 veriyorum. bazı yerlerde sanki marvel'ın legion'ınını izliyorum diye düşündürttü bana. çekenin, anlamaya çalışanın eline/aklına sağlık.

edit: imla
edit2: imla, karman çorman olmuş cümlelerin çekimleri.

devamını okuyayım »