yakamoz avcisi

  • 62
  • 7
  • 2
  • 0
  • 6 gün önce

hacettepe üniversitesi tıp fakültesi

durumuna üzülsem mi sevinsem mi bilemediğim fakülte. bu okuldan mezun, mecburi hizmetini yapmış, türk sağlık sistemini tecrübelemiş ve diğer üniversitelerin mezunlarını görmüş biri olarak hakkında bir kaç eleştiri yapmamın farz olduğu bölümdür. öncelikle kısa bir övgü pasajı sonra da tenkitsel analizlerim olucaktır. burdaki amaç fakülteyi yermek değil, aksine çok daha iyi yerlere gelmesi için yol göstermektir. aşağıdaki eleştirilere rağmen hacettepe, türkiyedeki en iyi tıp eğitimini veren okulların başını çekmektedir, ama bunun "gerçekten" ne kadar iyi olduğu tartışmaya açıktır.

amfinin sosyal yapısı:
bölüme gelen öğrenciler genelde ortalama zekaya sahiptir. ankara'nın hissedilir ağırlığını saymazsak çoğu anadolu'nun küçük şehirlerinden özellikle fen liselerinden gelen hayatı boyunca sınıf / okul birincisi olmuş, çalışmaktan gocunmayan tiplerdir. her fakültede olduğu gibi burda da müselman abi ve abla komünleri vardır. amfinin çoğu ileriki dönemlerde anti- depresana, durumu daha iyiyse "keyif verici maddelere" başlar. en büyük sosyal aktiviteleri bacchus'e, sınavları yoksa da bahçeliye / tunalıya gidip kafelerde oturmaktır. kültürel faaliyetlerle ilgilenenler sınırlıdır. ekonomik düzeyi yüksek olan ankaralılar, yazları genelde yurtdışına staja gider ve tus yerine usmle sınavlarına hazırlanırlar. bu arada üniversite kütüphanesinde asla yer bulunmaz ve kütüphanenin önünde çöplerini 3 adım ötedeki kutuya atmak yerine yere bırakıp giden, zemine kahve döküp etrafı berbat eden, tuvaletleri hayvan gibi kullanıp vücutsal atıklarını etrafa serpiştiren insanları görmek ve bunların türkiyenin en iyi öğrenimini görmüş insan populasyonundan olduğunu bilmek, sizi hayattan soğutur. bu fakültenin güzel yanlarından birisi ise kafası kırık doğru kişilere rastlarsanız, bir ömür boyu dostunuz olacak, oldukça sıradışı hobilere ve ilgi alanlarına sahip insanları barındırmasıdır.

preklinik dönem (ilk 3 yıl):
özellikle anatomi, biyokimya ve farmakolojisi başta olmak üzere son derece zayıftır. ( yanlış anlaşılmasın burda hocaların bilgisizliği değil öğrencilerin ders anlatımına ve slaytlara bağlı öğrenme düzeyini kast etmekteyim. ) çoğu öğrenci biyokimyasal tepkimelerin altındaki mantığı, koagülasyon kaskadını, ilaçların mekanizmasını ve etkileşimlerini tus çalışırken dershaneden- o da şanslıysa- öğrenir. aslında sorun burda türkiyedeki tus ve genel eğitim anlayışından kaynaklanır. örnek vermek gerekirse, o bölümün asistanı olmayan, normal bir tıp öğrencisinin böbrek patolojileri dersinde adı gibi bilmesi gereken 30 bilgi varsa, mantıklı bir hoca o derste çocuğa 35-40 bilgi yükler ki en önemli bilgileri herkes muhakkak bilsin. ama siz o derste o çocuğa 200 bilgi vermeye çalışırsanız, çocuk belki 90 bilgiyi hafızasına alacak ve o çok önemli 30 bilginin sadece 18-20 tanesi, bunların içinde olacaktır. o yüzden rica ediyorum, bilmem ne sınıflamasının tüm alt tipleriyle, yok şu reseptörün literatüre girmiş tüm subunit bozuklarıyla öğrencileri sürmenaja sokmayın saygıdeğer hocalarım! oysa, usmle kitaplarının içeriği tus'a göre son derece hafif ve anlaşılır bir mantık üzerinedir, belki size tus'u kazandırmaz ama öğrenmeniz gereken mantığı öğretir. ( bu arada fizyoloji'nin en şahane öğretim üyesi, deli dolu neslihan hocama selam olsun)

klinik dönem (4. ve 5. sınıf):
öncelikle hacettepe üniversitesinin çoğu bölümü gerçekten kadro olarak türkiye'nin belki de en iyisidir. çoğu üniversitede, ilgili bölümün 1-2 profesör'ü varken burda o sayı 8-9'lara çıkar. başta pediatrisi olmak üzere, dahiliyesi, radyolojisi, plastik cerrahisi, nörolojisi, kbb'si türkiyenin ekol bölümleridir. müfredata muayene dersleri dahil olsa da giderek artan öğrenci sayısı,hasta başı dersleri imkansız kılmakta ve herkesin eğitiminden çalmaktadır. bu arada hacettepe hastaneleri gerek binasının fiziki koşulları, gerek istenebilecek tetkik sayısı, ve görüntüleme imkanlarıyla türkiyede ilk sıralardadır.

intörnlük dönemi (6. sınıf) :
emek sömürüsünden başka bir şey değildir. türkiyenin en ağır intörnlük şartlarını barındırır, her yıl dönem birincileri tarafından mezuniyette bu sistem kalaylansa da her şey yine aynı tas aynı hamamdır. hocaların "hastalarla ilgilenmekten gocunmayın, ne yani size by-pass mı yaptıralım, amma şımarıksınız" yaklaşımı tipik türk insanı demagojisidir. öncelikle sayın hocam, ben de kesinlikle her intörnün dosya hazırlamasını, laboratuvar sonuçlarını dosyaya işlemesini, kan almasını,sonda takmasını,pansuman yapmasını, tetkikleri nasıl isteyeceğini, kan şekerine nasıl bakacağını, idrar - gaita numunelerini nasıl hazırlayacağını çok iyi bilmesi gerektiğine inanıyorum, hasta yönetimine dair ne kadar küçük - angarya tabir edilen iş varsa öğrenmeli hem de çok iyi öğrenmeliyiz . bu konuda hiç bir sözüm yok, ama tek yaptığımız da afedersiniz bu olmamalı. hacettepenin tıbbi sekreter- hemşire - posta eksikliği bizim üstümüzden kapatılmamalı. intörnlüğümün bir rotasyonu boyunca tek yaptığım bilgisayarın başına oturup hocaların özel hastalarının dosyalarını girmek, tetkik istemekti. 1 ay boyunca 300 liraya çalıştırılan bir tıbbi sekreterdim sadece. o bölüme dair ne bir hasta görüp ayırıcı tanı ve tedavi için kafa yordum ne sizden eğitim aldım. servislerin angarya işlerini 5000. kez yapmamız bize ekstra bir şey kazandırmaz ama kan gazındaki tehlike sinyallerini öğrenmek, hasta üzerinden grafi yorumlamak, hastadaki antibiyotik - antikoagülan seçiminin neye dayanarak yapıldığını, acilde hipertansiyonla gelmiş bir hastaya basamaklı tedavi yaklaşımını kavramak çok şey kazandırır. ki bu eğitime nadiren, ancak iyi bir konsültan veya kıdemliye düşerseniz denk gelirsiniz. bu konularda kişinin kendi girişkenliği ve çalışması da elbette çok önemlidir. ama kendi servisleri için azami çaba harcamış, acil durumlar ve yönetimleri konusunda hastane dışında da ekstra efor göstermiş, invazif her müdahalede şansını denemiş biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki hacettepe tıp fakültesi bu konuda yetersizdir. bu sebepten mezunlarının çoğu belki teorik derslerini defalarca görmüş olsalar da en temel ve hayat kurtarıcı bilgiler olan başarılı entübasyon, iyi bir resütasyon, doğru grafi ve ekg okuma, suturasyon teknikleri, hayati ilaç dozları, nst analizi, normal doğum gibi konularda yetersizdir. kısa kısa hastanedeki bölümlerdeki insanlardan bahsetmek gerekirse:

dahiliye: asistanları ya çoktan sinir hastası olmuştur ya da olmaya adaydır. ortamları gergindir, iş yükü cidden fazladır ve aksaklıklar acımasızca eleştirilir. asistanların ağızları genelde bozuktur ve çok iyi insanlar olsa da aralarında rezil tabiatli, fesat kişiler de azımsanmayacak düzeyde vardır. hastalar her an kötüleşmeye müsait cidden kritik hastalardır. kıdemli viziti, fellow viziti, hoca viziti, konsültan hoca viziti vs derken bazen günde 4-5 saat vizit yapılır ve bunca vizit sonunda verilen tavsiyeler bazen 2 satırı geçmez. zaman zaman başasistanların kişiliklerine* göre intörnler servislere dağıtılırken "hacı şu kız fenaymış, bizim servise yazsana onu" diyen pimplover kıdemliler vardır.

pediatri: bu gariplerimin durumu dahiliye asistanlarından da beterdir, iş yükleri türkiyenin çoğu cerrahi bölümünden daha ağırdır ama pediatristlerin o çocuksu yanlarından mı bilinmez birbirine oldukça destek olan, son derece iyi kalpli asistanları ve nispeten huzurlu bir ortamları vardır. bazı bölümlerin fellow'ları yaka silktirir o ayrı. 3 tane, bir araya gelince trinity'i oluşturan başasistanları vardır ki, hangi servise kim yattı, bu çocuğu acile kim kabul etti gibi sorular kendilerinden sorulur, radyasyondan daha zararlı hoca zılgıtlarına her aksilikte en çok bunlar maruz kalıp ömürlerinin ortalama 5 yıl kısaldığı rivayet edilir.

acil: "modern çağın köleleri" tezinde referans gösterilen bir yerdir. intörnler doktorluktan başka yardımcı sağlık personelinin yapacağı her şeyi yaparlar, damar yolu açma,kan alma, tedavi verme, rutin tansiyon kan şekeri ölçme, idrar taşıma, hastaları sedyede grafiye götürme... sıra kendilerinde değilse 13 kişi göt kadar odada dipdibe bacaklarını bile uzatacak yer bulamadan oturur. benim zamanımdaki işleyişi son derece mantıksızdı. çünkü kapıdan hastayı intörn karşılar, anamnezini alır muayenesini yapar, sonra çömezi çağırır, ve ona hikayeyi anlatır sonra çömez gelir çoğunlukla daha kötü bir anamnez alır sonra kıdemliye hep beraber gidilir. hikaye bir kez de ona anlatılır, kıdemli zaten acilin isteyebileceği 5-6 kan tetkikinden 4ünü ve acilin vereceği kısıtlı tedaviden birini çömeze söyler,sonra çömez dönüp intörne söyler ve intörn tetkikleri isteyip tedaviyi hazırlar. yani burda çömez asistanın tek görevi aracılık yapmaktır. resütasyon alanı ve yoğun bakım kısmı dışında, aradaki tüm hastaların takip tedavilerini de diş geçiremedikleri yaşlı hemşirelere yaptırmak yerine daha kolay olduğundan intörne yaptırırlar ve shiftde kişi başı en fazla 50 hasta bakan bu asistanlar, zorlu her hastayı anında dahiliye,kardiyoloji,kadın doğuma paslar, 4 asistan +3 hemşire+10 intörn olarak bir resutasyona koşar ve işlemin fiziksel efor gerektiren kısmını intörnlere yaptırsalar da nedense yorgunluktan hep instagramda bayılma pozlarını kendileri paylaşırlar. anabilim dalı hocalarını dersler ve bayramdan bayrama, her hastaya 1 dk ayrılan bi "canım sıkıldı" viziti dışında kimse sahada görmemiştir. zorunlu hizmette günde tek başına 200 hasta bakan, danışabileceği ihtisaslar hastanede bulunmayan, aynı anda 3 resütasyonu tek hekim ve 7 kişiyle yönetmeye çalışan mezunlar bu anları hatırladıkça yüzleri ekşir. ( asistanlar içinde yasemin abla diye şahane bir insan vardır o ayrı)

kadın doğum: öğrencilerin çoğu intörnlükte doğumhaneye düşmezse, bırak normal doğum görmeyi, nst bağlamadan, vajinal tuşe yapmadan mezun olurlar. her dakika bir curcuna, bir kanama, ayrılan plasentalar vardır. burdaki asistanlara da fazlasıyla yazıktır.

hacettepe hocaları: genelde demokrat, atatürkçü kişilerdir. badem bıyıklar üroloji hariç çok bulunmaz.(dı) orda da kendilerine cephe alınmıştır zaten. genelde hakkaniyetli insanlar olsalar da fakültenin öğrencisi olan kendi çocukları için yönetmelikleri değiştirmekten veya kendi çocuklarını tesadüfen(!) nöbetleri en rahat dahiliye, pediatri servislerine vermekten kendilerini alıkoyamazlar. pediatri bölümünde, kardeşi hasta olan ve diğer çocuklarında da hastalığın genetik olarak araştırılması için parayı çalışıp biriktirip gelen çiftçi aileyi görüp aileyi gücendirmeden ve onlara belli etmeden tüm parayı kendi cebinden ödeyen hocalar olduğu gibi, servisteki tek boş yatağa kavga dövüş ishal olan özel hastasını yatırıp çocuk acilde svo'lu hastayı izlettiren hocalar da vardır. şu anki rektörü, yurt ve konukevlerinin ücretlerini fahiş oranda arttırıp sundukları hizmetleri olabildiğince azaltan, mezunlarının okul biter bitmez yemekhane ve kütüphane kartlarını alan ve yurtlardan çıkaran ( ki bundan önce mezunlar, mezun olduktan 2-3 ay sonra tus olduğu ve bu sürede en yoğun çalışmalarını yaptığı için onlara 2 ay müsamaha gösterme gibi bir güzellik yapılırdı) ve öğrencileri 2 ay için yeni ev bakmaya mahkum eden ve tus dershaneleri sadece ankara'da olup bu dönemde kamp yaptığından,herkesi son derece mağdur eden bir kişidir. kendisini, dönem 5'te üroloji dersinde, şu anki hükümete giydirirken telefonunun çalması ve "buna bakmam gerek çocuklar" diye açıp "nasılsınız sayın bakanım, evet bakanım, nasıl isterseniz bakanım, saygılar sevgiler bakanım" diye yanıtlar vermesinden de anlaşılacak sağlam kişiliğiyle hatırlayacağım...

edit: zaman zaman buraya gelip metinde düzeltmeler yapmayı, fakülteye dair yeni bilgiler eklemeyi düşünüyorum. "hogwarts: bir tarih " gibi bişeye dönüştürebilirim belki.

devamını okuyayım »
12.04.2018 16:43