yalvehayp

  • 600
  • 35
  • 4
  • 0
  • dün

mesajınız var yeşili ile başlayan büyük aşk

2018 yılının ekim ayı idi. yazarlığım yeni onaylanmış, "artık başlık açacağım ulan!" diye kendi kendime seviniyordum. tam o sıralar çaylaklardan bir kız, "kadın düşmanı, câhil yobaz" demek için mesaj kutumu şenlendirmişti.

"off ulan kim uğraşacak şimdi bununla?" diye içimden geçirirken kızın girdilerine bakmak ihtiyâcı hissettim. tabiî "yobaz" da olsan bir kız yazınca dikkat antenleri hemen dikiliveriyor.

ekşi sözlük'ü amacına uygun olarak aşk için kullanıyorum. neyse efendim kız, "senin gibi gericilerin fikirlerinin ne önemi var? ağlayın. kadınlar artık kendi ayakları üzerinde duruyor. sizin ataerkil zihniyetinize teslim olmuyorlar. kudur!" diye gevelemeye devam etti. "ne diyor ya bu geri zekâlı?" diye içimden geçiriyordum. ancak "ulan ya bu kızla bir şeyler yaşarsam?" düşüncesi, saçmalıklarına sabretmemi sağlıyordu.

birkaç hakaret daha yedikten sonra nihâyet "normal sohbet" safhasına geçmeyi başarmıştım. kız, câhil olduğumu anlamasın diye hemen internetten kitap özetlerini okumaya başladım. hayatımda hiç kitap okumadım, sevemedim bir türlü. fakat belki ekmek çıkar, kıza kendimi kültürlü biri olarak kakalarım diye üç beş ünlü kitabın özetini hemen okuyuverdim.

benim gibi câhil ve eğitimsiz biri iseniz bir kadını etkilemek için önünüzde tek yol vardır: susmak ve gizem yaratmak. her zaman işe yarar. kızın mesajlarına muğlak ve kısa cevaplar veriyordum. bu durum da onun nazarında beni "daha gizemli ve ilgi çekici" bir hâle sokuyordu. dürüst olmak gerekirse bundan başka çârem de yoktu. çünkü konuşmaya başladığım an balonum patlayacak; kız, cümle kurmayı bile beceremeyen, dandik üniversiteden mezun biri olduğumu idrâk edecekti. mevzûa uyandırmadan onu buluşmaya iknâ etmeye çalışıyordum. tabiî açıkça söylemeden, îmâ yolu ile...

elbette bütün bunlar, birkaç günlük süremi aldı. bütün bu süreç boyunca kasıntı tavrıma hep devam ettim. fazla konuşmamaya, sahte gizemimi korumaya gayret ettim. aksi hâlde sohbet çoktan bitmiş olacaktı.

yeşilçam filmlerindeki gibi "ayrı dünyaların insanları" idik. ben; gelenekçi, câhil, yobaz biriydim; o ise iyi okulda okumuş, açık fikirli bir âilede ve çevrede yetişmiş, modern bir insandı.

bana koç üniversitesi'nde psikoloji bölümünü okuduğunu söyledi. klinik psikoloji alanında yüksek lisansını yaptıktan sonra kendi kliniğini açıp insanlara yardım etmek istiyormuş. idealist bir kadındı anlayacağınız. ben ise o ara devlete kapağı atmanın yollarını arıyor, polis olmayı düşünüyordum. tabiî renk körü olduğumu öğrenince o hayal bile imkânsız bir vaziyet aldı ya neyse...

birkaç gün daha konuşmaya devam ettik. numarasını aldıktan sonra sesli konuşma merhalesine nihâyet ulaşabilmiştim. kızın bana olan ilgisi iyice artmıştı. psikoloğu, tam mânâsıyla avucumun içine almıştım, artık geri dönüşü yoktu...adım kadar emindim: sürekli olarak profilime girip ne yazdığıma bakıyor, gizliden gizliye beni tâkip ediyordu. onun için bir çeşit saplantı, merak hâline gelmiştim. zâten istediğim şey de buydu...

tahmin ettiğiniz gibi numarasını alır hemen vatsap fotoğrafına baktım. cidden çok tatlı bir gülüşe, oldukça güzel bir yüze sâhipti. hafiften de gâvurlara benziyordu. kızı gören, türk olduğunu düşünmezdi sanırım. ben ise hakkı bulut'un bıyıksız hâli olduğum için (bu arada hakkı baba'ya selâm olsun) pek tabiî vatsap'a fotoğraf koymadım. "ben de seni görebilecek miyim?" salak sorusunun gelmesi ise pek uzun sürmedi ne yazık ki.

ekşi sözlük hâricinde herhangi bir platformda hesâbımın bulunmadığını, sosyal medyayı kullanmadığımı kendisine söyledim. ayrıca çirkin biri olduğumu, beni görmemesinin sohbetimizin selâmeti açısından daha iyi olduğunu ifâde ettim. çirkin bir erkekseniz "ölçüyü kaçırmamak kaydıyla" yapmanız gereken ikinci şey budur: konuştuğunuz kadının size dâir beklentilerini asgarîye indirmek hattâ mümkünse yok etmek. aksi hâlde kadının sizi gördüğü an, kâbusunuz olabilir. sizi görür görmez konuşmayı kesip kaçması, işten bile değil.

muhabbettimiz birkaç gün daha (biraz seyrek ve aksak da olsa) devam etti. artık iş, iyice ciddîleşmeye başlamıştı. bir sonraki aşama için ikimiz de hazırdık. beklediğim gibi ilk buluşma teklifi ondan geldi. beni istanbul'a dâvet ediyor, daha yakından tanımak istediğini söylüyordu.

başlangıçta bu teklifi aldığım için çok mutlu olmuştum lâkin ortada bir sorun vardı: daha önce hiçbir kadınla buluşmamıştım. bir kadınla yüz yüze nasıl sohbet edilir, ne konuşulur hiç bilmiyordum. daha önemlisi, tam bu ândan îtibâren târif edemeyeceğim bir his çöktü üstüme. sanki kendimi ağır bir yükün altına girmiş gibi hissediyordum.

günler geçtikçe sohbetimiz daha koyu bir vaziyet alıyor, birbirimize daha çok bağlanıyorduk. bidâyette farklı dünya görüşlerine sâhip iki insanın tartışması, gitgide tutkulu bir "şey"e dönüşmüştü. daha kötüsü ise kız, buluşmak için her gün daha fazla ısrar ediyor, beni iknâ etmeye çalışıyordu. bu durum, her geçen gün daha gergin bir hâletirûhiyeye sevk ediyordu beni.

günlerce düşündüm, durdum. sonunda da bir cesâret kızın teklifini kabul ettim, kendisi için istanbul'a geleceğimi söyledim. bu cümleleri söylemek, beni tahmin ettiğimden daha fazla zorlamıştı. bu süre zarfında, birkaç kez sohbeti kesmeyi bile düşünmüştüm. sanırım ciddî ve sorumluluk gerektiren işleri sevmiyordum. ama artık dönüşü yoktu...çekinsem de, utansam da, sıkılsam da onu görecektim...

hemen otobüs parasını ve istanbul'da yiyeceğim parayı bulma telâşına düştüm. şansım biraz yâver gitmiş, para işini beklediğimden kolay şekilde hâllettmiştim. eh, geri kafalı biriyim, kıza hesap ödetmek olmazdı. ancak daha yola çıkmadan bile üstümdeki gerginlik her geçen dakîka daha da artıyordu. âileme üniversiteden bir arkadaşın dâvet ettiğini söyleyip (oysa üniversiteden tek bir arkadaşım bile yoktu) otobüse atlayıp düştüm yollara...

sözleştiğimiz târihten 1 gün önce istanbul'a varmıştım. elbette bu durumu kıza söylemedim. istanbul'da üniversite okuyan bir akrabam, bana kalmam için tapu kadastro'nun misâfirhânesini ayarlamıştı. kalacağım yere geldim, odama geçtim, uzandığım yatağıma ve kara kara düşünmeye başladım. ne yapacaktım?..buluştuğumuz ânı hayal ediyordum sürekli. onu düşündükçe daha da heyecanlanıyordum. işsiz bir adamın internetten kız tavlama ve dalga geçme mâcerâsı; en nihâyetinde hakîkate dönüşmüş, bu noktalara varmıştı.

öyle ya da böyle artık büyük gün gelip çatmıştı. o'nu görecektim...daha kızı görmeden vücudum garip tepkiler veriyordu. ellerim titriyordu, kendimi kontrol edemiyordum. buluşmadan önce kendisine yemek teklif ettim ama aç olmadığını, onun yerine bir şeyler içmek istediğini söyledi. ben de onun bu önerisini kabul edip nerede buluşacağımızı sordum. bir kafenin adresini verdi. düzenli gittiği bir mekânmış. buluşma saatinden önce kafenin önüne gidip onu beklemeye koyuldum...

onu beklerken kalbim küt küt atıyordu. kendimi bir türlü sâkinleştiremiyordum. telefonla arayıp "neredesin? kafeye gittin mi?" diye sordu. kafenin önünde onu beklediğimi söyledim. "aaa tamam, ben de iyice yaklaştım, geliyorum." dedi. bu cümleleri duyunca içimden bir şey koptu sanki. telefonu ikimiz de kapatmadık o kafeye doğru yaklaşırken.evet, geliyordu...1 aydan fazla süredir konuştuğum, sesini duyduğum, sürekli olarak vatsap profil fotoğrafına bakıp gülüşünü seyrettiğim o kız...

telefon kulağımda, tam kapının önünde beklerken, kafamı kaldırıp çapraz yöne baktım. yüzümü görmesi, o mesâfeden mümkün değildi. elini bana doğru kaldırıp sağa sola salladı. ben de elimi kaldırdım, onu gördüğümü işaret ettim. bana doğru yaklaşırken kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. vücudum kaskatı kesilmişti. o kadar heyecanlanmıştım ki sanki bütün ferim gitmişti, bayılacak gibiydim. iyice yaklaşıyordu bana doğru. ona ne diyecektim? nasıl karşılayacaktım?..öfff sıkıldım içine tüküreyim, gerisini anlatmıyorum...

ekleme: 9 kişi "hikâyenin gerisini yazar mısın?" şeklinde mesaj atmış. ellerimde sinir sıkışması var, uyuşuyor diye uzatmadım. bir ara gerisini de yazacağım :)

devamını okuyayım »