yamanh

  • 1127
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

sefiller

2. ciltte aşağıda yer alan kısmını 10 yıl önce okumuş olmayı dileyeceğim devasa şaheseridir. on yıl önce okumuş olsaydım bugün hayatımda bazı şeyler iyi yönde daha farklı olabilirdi. belki başkaları okur, faydası dokunur diye buraya ekliyorum.

"evladım, tembelliğinle sen kendini yaşayışların en zorlusu içine sokuyorsun. ya! demek haylaz ilan ediyorsun kendini! öyleyse hazır ol çalışmaya. korkunç bir makine gördün mü sen hiç? hadde makinesi derler ona. sakınmak gerektir ondan, sinsi ve yırtıcı bir şeydir o, ceketinin eteğini kapsa, seni olduğun gibi çeker içine alır. aylaklık da tıpkı bu makine gibidir. henüz vakit varken dur ve kurtar kendini! yoksa işin bitiktir, çok geçmeden çarkların arasında olacaksın. bir kere yakalandın mı, hiçbir şey umma artık. yorul tembel, yorul! durup dinlenmek yok artık. amansız çalışmanın demirden eli yakaladı seni bir defa. hayatını kazanmak, bir iş sahibi olmak, bir görevi yerine getirmek istemiyorsun demek! başkaları gibi olmak senin canını sıkıyor! pekâlâ! başka türlü olursun sen de! çalışma kanundur; onu sıkıcı bulup reddeden, onu ceza olarak kabul edecektir. işçi olmak istemiyorsun, öyleyse köle olacaksın. iş, sizi bir yanda serbest bırakıyorsa, bu ancak öbür yanda yakanıza yapışmak içindir; onun dostu olmak istemediğine göre, angaryacısı olacaksın. ya! demek insanların namuslu yorgunluğunu istemiyorsun, öyleyse lanetlenmişlerin teriyle terleyeceksin. başkalarının şarkı söylediği yerde, sen hırlayacaksın. uzaktan, aşağıdan başka insanların çalıştığını görecek, istirahat ettiklerini sanacaksın. çiftçi, hasatçı, gemi tayfası, demirci sana ışıklar içinde bir cennetin ebedi bahtiyarlığa ermiş kişileri gibi görünecekler. ne nurdur saçılan etrafa örsten! çift sürmek, ekinleri demet yapıp bağlamak sevincin ta kendisidir. rüzgârda hür giden kayık ne şenliktir! oysa, sen tembel, kazma salla, sürüklen, yuvarlan, yürü! çek koşum bağını; cehennem arabasına koşulmuş yük hayvanısın işte! hiçbir şey yapmamaktı değil mi amacın? peki öyleyse! bir haftan, bir günün, bir saatin bile eziyetsiz geçmeyecek. hiçbir şeyi sıkıntısız kaldıramayacaksın. geçecek her dakika, adalelerini çatlatacak. başkaları için tüy olan şey, senin için kaya olacak. en basit şeyler bile senin için sarplaşacak. gitmek, gelmek, nefes almak birer korkunç yük olacak. ciğerlerin yüz okkalık bir yük gibi gelecek sana. buradan değil de şuradan yürümek, çözülmesi gereken bir mesele halini alacak. dışarı çıkmak isteyen bir kimse için kapısını itmek yeter, bunu yaptı mı tamam, dışarıdadır. halbuki sen dışarı çıkmak istersen duvarı delmek zorunda kalacaksın. sokağa çıkmak için herkes ne yapar? merdiven iner; sen ise yatağının çarşaflarını yırtacak, ondan parça parça bir ip yapacak, sonra pencereden geçip kendini bu iple sarkıtacaksın; vakit gece olacak, fırtınada, yağmurda, kasırgada yapacaksın bu işi ve eğer ipin kısa gelirse, inmek için ancak bir tek çaren olacak: düşmek. gelişigüzel düşmek, uçuruma, herhangi bir yükseklikten ve neyin üstüne? aşağıda olan meçhulün üstüne. ya da yanmayı göze alıp bir baca borusuna tırmanacaksın; ya da boğulmayı göze alıp bir lağım yolunda sürüneceksin. örtülüp gizlenmesi gereken deliklerden, günde belki yirmi kere çıkarılıp yerine konulması icap eden taşlardan, ot döşeğin içinde saklanacak sıva döküntülerinden hiç söz etmiyorum sana. bir kilit çıkar insanın karşısına; burjuvanın cebinde bir çilingirin yaptığı bir anahtar vardır. halbuki sen eğer o kilidi açıp öte yana geçmek istiyorsan, müthiş bir şaheser yaratmaya mecbursundur. büyük bir metelik alacaksın, bunu ortadan iki levha halinde keseceksin. hangi aletlerle mi? onları sen icat edeceksin. senin bileceğin bir iş bu. sonra bu iki levhanın içlerini oyacak, fakat dışlarına bir şey olmamasına dikkat edeceksin; ve birbirlerine tıpkı bir kutuyla kapağı gibi sıkıca uymalarını sağlayacak şekilde kenarlarına çepeçevre bir burgu yolu açacaksın. altı üstü böyle vida gibi burulunca hiç kimse bir şey anlamaz. gözcüler için -çünkü göz altında tutulacaksın- büyük bir metelik olacaktır bu; senin içinse bir kutu. ne koyacaksın bu kutunun içine? bir küçük çelik parçası. üzerinde dişler açacağın ve böylece bir testere haline gelecek olan bir saat zembereği. bir toplu iğne boyunda olan ve bir meteliğin içinde gizlenen bu testereyle kilidin dilini, sürgünün demirini, asma kilidin kulbunu ve zincirinin bacağındaki halkasını keseceksin. bu şaheser yaratıldıktan, bu harika tamamlandıktan, bütün bu sanat, maharet, ustalık ve sabır mucizeleri gösterildikten sonra, bunların failinin sen olduğun öğrenildiği takdirde mükâfatın ne olur bilir misin? zindan. işte geleceğin. tembellik, zevku sefa, ne uçurumdur bunlar! hiçbir iş yapmamak, uğursuz bir karardır, bunu anlıyor musun? toplumun sırtından aylak aylak yaşamak! hiçbir işe yaramamak, yani muzır bir mahluk olmak! bu, insanı dosdoğru sefaletin dibine götürür. vay parazit olmak isteyenin haline! bir zararlı böcek olur o. ya! çalışmak hoşuna gitmiyor öyle mi? ya! demek iyi yemekten, iyi içmekten, iyi uyumaktan başka bir şey düşünmüyorsun. öyleyse su içecek, kara ekmek yiyecek; kollarına, bacaklarına zincirler perçinlenmiş olarak bir tahtanın üzerinde uyuyacak, geceleri bunların soğuğunu etinde duyacaksın. bu zincirleri kırıp kaçarsın. güzel. o zaman, çalıların arasında yüzükoyun sürünecek, orman hayvanları gibi ot yiyeceksin. ve yeniden yakalayacaklar seni. o vakit bir yeraltı hücresinde, duvara bağlanmış olarak yıllarca kalacaksın, su içmek için testini el yordamıyla arayıp bulacak, köpeklerin bile yemeyeceği, karanlıkların iğrenç ekmeğini dişleyip senden önce kurtların yemiş olacağı baklaları yiyeceksin. bir mahzende tespihböceği olacaksın. ah! acı kendine sefil çocuk, genceciksin, daha yirmi yıl bile yok ki sütananın sütünü emiyordun. ve anan da şüphesiz sağdır hâlâ! yalvarırım dinle beni. halis yünlü siyah kumaştan elbiseler, cilalı iskarpinler giymek, saçlarını kıvırttırmak, buklelerine güzel kokulu yağlar sürmek, kızların, kadınların hoşuna gitmek, güzel olmak istiyorsun. saçların dibinden kesilecek, kırmızı kazak ve tahta pabuçlar giyeceksin. parmağına yüzük takmak istiyorsun, boynunda lale taşıyacaksın. bir kadına baktın mı, sırtına bir sopa inecek. ve oraya yirmi yaşında girip elli yaşında çıkacaksın! gepgenç, pespembe, terütaze, gözlerin pırıl pırıl, dişlerin bembeyaz, güzel delikanlı saçlarınla girecek; bitkin, kamburlaşmış, buruşmuş, dişlerin dökülmüş, çirkin ve ak saçlı olarak çıkacaksın! ah! zavallı çocuğum, yanlış yol tutmuşsun, haylazlık kötü öğüt veriyor sana; işlerin en çetini hırsızlıktır, inan bana ve bu eziyetli tembellik işine girme. namussuz olmak kolay değildir. namuslu insan olmak daha az zahmetlidir. hadi şimdi git ve sana söylediklerimi düşün. ha, sonra ne istiyordun sen benden? kesemi mi? al işte."

devamını okuyayım »