yarimsaat

  • 49
  • 2
  • 2
  • 0
  • geçen hafta

anne ve babanın aşk hikayesi

gördüğüm, duyduğum en sayko aşk hikayelerinden biridir.

yıl 87. babam 27 yaşında.
gençliğinden beri çalıştığı, yolsuz kaldığında içerideki sandalyeleri birleştirip uyuduğu kıraathaneyi yeni satın almış, keyifler gıcır.
kıraathane dediysem, öyle sırf okey pişpirik değil. içeride bilardosundan tut, jetonlu atarilere kadar her şey var. ful faça. o yüzden gencinden yaşlısına semtin bütün adamları burada takılıyor.

bu adam güruhunun cumartesi günleri topluca gerçekleştirdiği bir etkinlik var. dükkan semt pazarına çok yakın olduğu için, kapının önüne toplaşıp pazardan alış veriş yapan kadınların götüne mötüne bakıp laf atıyor hayvanoğluhayvanlar.

yine böyle bir cumartesi gününde babamın da içlerinde olduğu bu ayılar karıyı kızı keserken dükkanın önünden tövbe estağfurullah güzellikteki annem geçiyor. daha 22 yaşında. yanında da daha yaşlıca bir kadın var, anneannesi.

annemin üzerinde tayt ve göbeği açık bir bluz var. bizim ayıların ağzının suyu akıyor tabii. içlerinden biri laf atmaya yelteneceği esnada babam atlıyor ve "bu kıza laf atanın sülalesini sikerim, yengeniz o!" diye fırçalıyor elemanları.
tabii bizimkisi semt çocuğu, mekan sahibi. delifişek bi de. kimse "3 saniyelik karı için bizi harcadı mınakoduum" demiyor. tırsıp "pekiaaabi." diyorlar.

bu esnada annemle göz göze geliyor babam. başıyla ufak bi selam veriyor.

annem şöyle bir süzüyor babamı. ayakkabılarının arkası üzerine basmaktan ezilmiş, terlik olmuş. boynunda yarım metre altın zincir, gömleğinin düğmeleri göbek deliğine kadar açık. saç, sakal birbirine girmiş. içinden “ıyy, kıroya bak :s :s” diyor ve anneannesine dönüyor. "bak kız anneanne ben şunla evlensem n'aparsın" deyip kıkırdıyor. kendisi o esnada istanbul hukuk fakültesi'nde 3. sınıf öğrencisi olduğu için aklınca ezikliyor babamı enayi. basıp gidiyorlar.

tabii babamın içine ateş düşmüş. bu kız pazardan alış veriş yaptığına göre demek ki buralarda oturuyor diye düşünüyor ve başlıyor semtin bütün emlakçılarını darlamaya. emlakçılar da babamın büyük manyak olduğunu bildiklerinden, kendi aralarında küçük bir arama timi oluşturuyorlar. 2-3 gün içinde, annemin iki üst sokağa yeni taşındığı ortaya çıkıyor.

babam her sabah, her akşam, her öğlen annemin kapısında bekliyor; ama fazla güzel, fazla akıllı, üstelik o dönem tek başına yaşayacak kadar da cesur olan bu kadının ona 2-3 gömlek fazla olduğunu bildiğinden konuşmaya cesaret edemiyor. evin oralarda karşılaştıklarında oradan geçiyormuş gibi yapıp yalnızca başıyla selam veriyor.

annem de her gün, her dakika karşılaştığı bu adamda bi numara olduğunu farkediyor. sorup soruşturuyor mahalleliden. çok iyi çocuktur, fakir babasıdır filan diyorlar babam için. bu kendi halindeki deliden o'na bir zarar gelmeyeceğini anlıyor ve o da babama selam vermeye başlıyor.

böyle 2-3 ay sadece selamlaşıyorlar.

bir akşam annemin evinde elektrik kesiliyor. yazık bizimki de o dönem hem okuyor hem de bir jinekoloji kliniğinde asistanlık yapıyor. evde yemek yok, bi şey yok. telefonla yemek söylüyor. yarım saat sonra biri camı tıklatıyor. ahaha burası çok komik. camın önünde 3 tane lahmacun, 1 tane gül, 10 tane de mum buluyor. lahmacunların parası ödenmiş tabii. böyle uçlarda bir kompozisyonu hazırlasa hazırlasa bu herif hazırlamıştır diyor. hoşuna da gidiyor. bundan sonraki 1 ay, her akşam işten döndüğünde evin camı tıklatılıyor. camın önünde çiçekler, kebaplar...

annem ev sahibiyle tartışıyor ve yine o semtte başka bir eve taşınmaya karar veriyor. emlakçılarla arası haddinden fazla iyi olan babamın dükkanına gidiyor. ilk kez o zaman konuşuyorlar. babam utanıyor, çekiniyor; annemin de hoşuna gidiyor. bi şekilde arkadaş oluyorlar.

babam annemin taşınmasına yardım etme bahanesiyle * evine gidip gelmeye, annem de okuldan arkadaşlarıyla babamın dükkana takılmaya başlıyor.
(annemin üniversiteli arkadaşlarıyla babamın çoğu ortaokul, lise terk arkadaşları arasındaki mükemmel köprü, bugün bile varlığını sürdürmektedir.)

neyse efendim, 10-15 kişinin annemin evinde partileyip sarhoş olduğu bir gecenin sabahında, annem dev bir hangover'la uyanıyor. önce başının altındaki yastığı,üzerine örtülmüş yorganı, sanki dün gece hiç partilenmemiş gibi temiz ve düzenli gözüken salonu, sonra da yan koltukta uyuyan babamı fark ediyor.

güzeller güzeli anneciğim niyeyse bu hareketten çok etkileniyor ve o sabah babama aşık oluyor. akabinde babam, arkadaşıyla yaşadığı bekar evini terkedip annemin yanına taşınıyor ve dünyanın en lüzumsuz ilişkisi başlamış oluyor.

aradan biraz zaman geçtikten sonra annem ilk çocuğuna hamile kalıyor ve babama artık evlenmeleri gerektiğini söylüyor. evlilik lafı her geçtiğinde babam "cnm 1 sn" deyip topukluyor ya da konuyu değiştiriyor.
günlerden bir gün, evlerinin kapısı çalıyor. kapıda bi kadın ve yanında iki tane oğlan çocuğu var.
annem buyrun kimsiniz diyecekken kadın "ben x'in karısıyım. bunlar da çocuklarımız diyor." annem şok! içeri buyur ediyor kadını.

annem kadına, babamın evli olduğunu bilmediğini, hemen ayrılacağını söylüyor. karşılıklı ağlaşıyorlar.
annem, evli bi adamdan hamile kaldığına mı yansın, bu adamın ve dahi tüm mahallenin ona aylardır yalan söylediğine mi yansın, yoksa hamile kaldığı için dondurduğu okuluna mı yansın karar veremiyor ve pılını pırtını toplayıp basıp arkadaşına gidiyor.

babam kendini kaybediyor tabii. önce gidip karısının, sonra dönüp kendi ağzının ortasına bi güzel sıçmaya başlıyor. bir gece annemin yanına gittiği arkadaşını arıyor ve telefona annemi istiyor.
eve dönmesini, son kez konuşmaları gerektiğini söyleyip bi şekilde annemi ikna ediyor. annem eve girdiğinde babamı kırılmış rakı bardaklarının ortasında kanlar içinde buluyor. babam bileklerini kesmiş. apar topar hastaneye gidiyorlar.

bi şey olmuyor tabii. babam annemi boşanacağına ve onunla evleneceğine ikna ediyor ve yeniden birlikte yaşamaya başlıyorlar. babamın ailesi çok tutucu bir aile (hatta dedem hacı, babaannem ve halam da çarşaf giyiyor, o kadar tutucular yani) ve annemi kesinlikle istemiyorlar. annemin ailesi de babamı istemiyor. iki dedem de o adamla/kadınla evlenirsen seni evlatlıktan reddederim noktasına geliyor.

tam da o zamanlarda bizim kahvenin bi takım adamlarca taranması ve babamın bacaklarından vurulmasıyla birlikte çarşı pazar iyice karışıyor. annem, babamın röntgeni çekilirken birçok kez odada durduğu için ilk bebekleri sakat doğuyor ve doğumdan 6 saat sonra da ölüyor. babamın işleri bozuluyor.
tam o sıralarda anacığımın rahmine aşklarının hormonlu meyveciği olan bendeniz düşüyorum.
ben doğunca ortalıkta bir şenlik havası esiyor. babamın işleri, annemin morali düzeliyor. hatta dedelerim, anneannem, babaannem filan ortada evlilik olmamasını umursamıyor ve çocuklarını affediyor.

ben biraz büyüdükten sonra 94'teki ekonomik kriz patlıyor. kumar oynatan adam ekonomik krizden etkilenir miymiş diyeceksiniz, etkileniyor valla. evi barkı satıyor ve anneme bir süreliğine babaannemin, kardeşlerinin, karısının ve çocuklarının, yaşadığı apartmanda yaşamayı teklif ediyor. annem de "sikerim seni ve aileni" demiyor tabii. salak çünkü. bi de ben doğmuşum. gemileri yakıp gidemiyor.
3 yıl kadar o manyaklar apartmanında 2 abim, abilerimin annesi, annem ve babamla yaşıyoruz. bu noktadan sonra babam annemi, karısını ve hatta annesini bile döven bir alkoliğe, annemse deliden hallice bir şeye dönüşüyor.

buradan sonrasında bolca kavga, şiddet, intihar, entrika filan var. anlatasım pek gelmiyor. direkt günümüze geçicem.

annem ve babam 30 yıldır birlikteler. babam hala ilk karısıyla evli. abilerim büyüdü, eşek kadar adam oldu. tabii ben de. babamın eski deliliği de kalmadı; kanser olunca mecburen alkolü bıraktı, duruldu. o çılgın aşıklar gitti, ikisi de gözümün önünde edi'yle büdü'ye dönüştü. itici bir sevimlilikleri bile olduğunu söyleyebilirim. o günleri ikisi de çok fazla hatırlamıyor ya da hatırlamak istemiyorlar.
hatta arada bir şaka olsun diye anneme "anne kız, babamla evlensenize artık" diyorum. "aman ne evlencem be onla" diyor. gülüşüyoruz.

devamını okuyayım »
05.03.2017 17:07