yemek yapmayi seven adam

  • 293
  • 1
  • 1
  • 0
  • 3 gün önce

japonya

hayatinda hic bir "land cruiser" ile off-road bir adada bir hafta gecirmemislerin, ya da bir "fj cruiser" ile yardira yardira bir nehri gecmemis suserlerin ortalama dunyalarinda camur at izi kalsin mantigiyla yaptigi zirlamalara hedef olan guzel ulkedir...

neyse efendim, kucuk insanlari kucuk ve mutsuz dunyalarinda rahat birakip, basliga gelme nedenimi yazayim.

tokyo'nun yabancilara dost olmasiyla meshur semti roppongi'deki "the national art center"da su siralar "the treasures and the tradition of lale in the ottoman empire" sergisi ziyarete acik vaziyette. elcilik ve daha bircok japon sirketi ve turk hava yollari is birliginde acilan, topkapi saray'indan getirilen 1500-1900'lar arasi bircok onemli item gorulebilmekte. buna kanuni sultan suleyman'in kaftani, veya 4. murat'in tahti da dahil... acikcasi ben -ki ciddi oranda muze, sergi vesaire gezmis bir insanim, cok keyifli zaman gecirdim ve daha onceden goremedigim bazi seylerle tanismis oldum (mesela yine 4. murat'in bir salvari/pantolonu var, osmanli devlet teskilati girse ayni anda icine sigar... 4. murat demek ki gercekten ihtisamli adammis! ya da 66'nin abjad numaralama sistemindeki onemi.. -ki 666'nin bununla bir baglantisi olmali diye dusundum)... bu arada osmanli ve meiji donemi politikacilari arasindaki hediyelesme, sonra osmanli'da acilan nakamura shoten sirketi, sirket sahibi japon'un degme pasadan daha osmanli bir hale burunusu, nargile icmesi... bunlarin hepsi gercekten cok ilgi cekici konulardi, kendimce daha sonradan detayli arastirilmak uzere not aldim...

bu arada the national art center harika biryer. kalici (permanent) hicbir eser yok binada... koca koca salonlar var... mesela bugun itibariyle bizim serginin disinda 4 tane daha enteresan sergi vardi... mesela birine bilet alip giren birisi, diger sergilere guzel bir indirimle bilet alabiliyor... yani makul bir ucretle sergilerin hepsini gezmek mumkun...

sergiyi gezerken karnim acikti, zaten ıstanbul, topkapi falan derken canim da bizim yemeklerden istedi... aslinda turkiye'de pek yemedigimiz birsey, biliyorum, yine de elimin altinda en yakin yer olan falafel brothers'a gittim bayagi yakin bir mesafede... vegan bir falafel fastfoodcu... pide icinde patlican salatali, acili ezmeli bir falafel, yanina bir naneli limonata... cok iyi gitti, ama nasil bir pis bogazligim tuttuysa (o dakika itibariyle 15000 adim atmistim ogle yemeksiz, ondan herhalde cok aciktim), hemen yaninda ki yelo isimli tatli barina girdim... bildigin futbol topu buyuklugunde serbetli, kremali, meyvali harika kar topu hazirlaniyor burada... bir tane de onlardan gomup, yuruyerek tokyo tower yolu uzerinden (ayni paris'te ki hemcinsine benziyor), azabujuban taraflarindaki 3 katli nissin world market'e gittim... orada da bos pide, koyun eti, hellim peyniri falan alip, metroyle eve geldim... aksam yemegine de hellimli koyun etli tombik pidelerimi yapip, sherlock dizisinin 3. sezonuna basladim (evet yeni kesfediyorum diziyi)...

bu arada cok sevdigim bir arkadasim bu cumartesi abd'ye tasiniyor... dun aksam o ve bir arkadas daha, yine azabujuban taraflarindaki michelin yildizli bir kore restoranina gidip bayagi yedik ictik... hem de yer ayirtmadan... hem de cok uygun fiyatla... sonra da yine civardaki bir trattoriada nutellali pizzalari gomduk kokteyllerle...

simdi arkadasim, buraya kadar sabrin icin gercekten tesekkur ederim.. hic oyle show off yapayim tarzi birisi degilim aslinda, onceki entrylerime bakabilirsiniz... bunu neden anlatiyorum; aslinda yaziya baslarken aklimda olan tek sey sergi ile ilgili guzel seyler yazmakti, ama yazarken ne kadar keyifli vakit gecirdigimi dusundum bir an... sonraki ustteki umutsuz entryi gordum.. ben oyle ahim sahim maas alan birisi degilim, ama kazandigim parayla cok guzel yemekler yiyorum iciyorum japonya'da... harika insanlarla takiliyorum (mesela pazar gunu ueno parkinda hanami yaptik, hatta tvye ciktik, o da ayri bir yazi konusu)... ısimi seviyorum... bos bir vaktinizde tokyo'nun sokaklarinda bisiklete binerken biran kaybolmak gibi... kimi hayiflanip panik olur, sinirlenir.. kimi de kendini akisina birakip o guzelim sakuralarin, evlerin, sokaklarin, tatlici dukkanlarinin tadini cikarir...

hayata nasil yaklastiginiz tamamen size kalmis... kimi benim bir ustumdeki entry gibi hayatini obsesyonlar, alerjiler, mutsuzluklar icinde debelenerek, ve bu debelenmelerini non-stop "sikayet ederek" desarj etmeye calisir, kimisi de ben ve aslinda etrafimdaki bircok insan gibi hayatin kendisine sundugu guzelliklerin tadini kollektif bir sekilde cikarirken, aslinda daha iyiyi elde etmek icin de katma deger yaratmaya calisir...

devamını okuyayım »