yepisyeni

  • 170
  • 3
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

gemide

müzikleri ayrı hikayesi ayrı görüntüleri ayrı güzel bir film. gemi-ülke benzetmesi yıllardır özellikle siyasette duyduğumuz bir benzetme. serdar akar da bunu kullanmış. kaptan, biraz idealize edilmiş bir karakter gibi gözükse de kıza meyletmiyor ama bu onu tüm olanlardan kurtarmıyor aksine kaptan olarak çıkış yolunu bulmak yine ona düşüyor.

istanbul'un karanlık ama aslında gerçek yüzünü göstermek konusunda çok başarılı ayrıca. tabutta rövaşata ve laleli'de bir azize'nin de sıradan insanların, yoksulların, amelelerin, yankesicilerin, pezevenklerin kısacası çemberin dışındaki herkesin istanbul'unu yansıtmak konusunda başarılı filmler olduğunu ekleyelim.

müzikler muhteşem ve her biri kullanıldığı sahneye oturuyor. vinçlerin çalıştığı sahneler hipnotize edici güzellikte. yalnız benim fark ettiğim ufak bir hata: yüzerek gemiye çıkan boksöre havlunun verildiği sahnede boksörün üstü kupkuru, üstündeki pantolon ıslak bile değil, kendi renginde.

bir de burada da hakettiği değeri görmeyen bir birlikteliği var filmin, laleli'de bir azize ile. ikisi aslında tek bir hikayeyi karadan (laleli'de bir azize) ve denizden (gemide) farklı karakterlerin üzerinden anlatıyor. laleli'de bir azize'yi izlemediğiniz müddetçe gemide hep biraz eksik kalacaktır. bu iki film, aynı dönemlerde çekilmiş olması ve benzer karakterler ve olaylar barındırması sebebiyle bence trainspotting'i de andırmaktadır. hatta trainspotting'in türkiye versiyonlarıdır bana kalırsa. planlandığını sanmıyorum ama keşke trainspotting gibi, gemide'nin de ikincisi çekilse de aynı dörtlünün 20 sene sonraki hallerini bir başka macerada izlesek.

devamını okuyayım »