you know my name

  • 42
  • 1
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

carl gustav jung

okumakta olduğum freud ve psikanaliz kitabında aşağıdaki cümleleri yazmış reis.

“kendini tanımanın olmadığı yerde psikanaliz yeşeremez. ancak insanlar kendilerini tanıdıklarını düşündükleri zaman da bu bir paradoks oluşturur. herkes kendinden oldukça emin bir şekilde kendini tanıdığını söyler. fakat bu kesinlikle doğru olmayıp kendine duyduğu saygıdan ayrı düşünülemeyen çocuksu bir yanılsamadır.”

“insanların çoğu olmadıkları kişi olmak istediklerinden ve bu yüzden de önlerinde dolaşan bilinçli ya da bilinçdışı ideallerle özdeşleştirildiklerinden, birey baştan itibaren toplumun telkiniyle, kendisini olduğundan farklı hissettiği gerçeğinden başka bir şey görmez olur. tuhaf ama bu kural herkes için geçerlidir, bir tek uygulandığı kişi hariç.”

“libido giderek dış dünyadan iç fantezi dünyasına çekilmiş ve kaybedilen dünyanın yerine orada gerçekliğin ikamesi denilen bir şey yaratmak zorunda kalmıştır. bu ikame deyiş yerindeyse parça parça oluşturulmuştur. bu iç dünyanın hangi psikolojik malzemelerden inşa edildiğini görmek oldukça ilginçtir.”

sadece bu cümleleri yazıp geçmektense üzerine birkaç cümle de bana düşündürdüklerini yazmak istiyorum.

kendini tanıma konusu gerçekten de jung’un söylediği gibi sağlıklı, sorgulayan, cevap arayan her bireyde asla tamamlanmayacak bir konudur. çünkü kendini tanıma konusu, 2+2 4 eder gibi basit bir konu asla olamayacaktır ve insan zihnini yanılgılar, çelişkiler, kurgular içersinde yaşar. genel karakteristiğinizi tanımlayabilirsiniz ancak kendinizi tam anlamıyla hiçbir zaman tanıyamayacaksınız demek oluyor bu aslında. insanı insan yapan en temel şeylerden biri de bu dinamik düşünce yapısı aslında. bunun en somut örneğini de insanların geçmişteki benliklerine yazdığı yazılarda, geçmişteki kendileri hakkında düşündüklerinde görebilirsiniz. ve 5 sene, 10 sene sonra şu anki halimize dönüp serzenişlerde bulunacağımız da su götürmez bir gerçektir.

ikinci cümlenin geçerliliğini de özellikle günümüzde sıkça görüyoruz. bilhassa sosyal medya kullanımının bu denli yoğun olması bizi özbenliğimizden uzaklaştırıp bilinçli ya da bilinçdışı farklılaşma arayışlarına itiyor. toplumun geneline bakarak siyah ve beyazı çok net görebiliyoruz belki ancak ne siyahın ne de beyazın bize uygun olmadığını farkedemeyecek kadar özümüzden uzakta ve siyahla beyaz arasında seçimler yapmak zorunda kalmışlık hissediyoruz. aslında bir nevi etki-tepki durumu, sürtünmesiz ortamda momentumun korunumu üzerinden açıklamak da mümkün bunu. sürtünmeyi sağlayacak olan kendi içselliğimiz, duygularımız, düşüncelerimizken biz salt doğru ve yanlışa odaklanıp kendi benliğimizden, hislerimizden bağımsız şekilde yönelimler gösteriyoruz. bunun bizi farklılaştırdığını düşünüyor, toplumun içinde birey olarak var olmaya ittiğini düşünüyoruz ancak toplumdan uzaklaşıp farklı bir birey olma çabası içinde kendi özbenliğimizden uzakta bir birey olduğumuzu çoğunlukla fark edemiyoruz.

libido konusuysa gerek freud’un, gerek jung’un fazlasıyla üzerinde durduğu bir konu. ve bana kalırsa libidoyu sadece cinsellikle örtüştürmek de doğru değil. nasıl ki cinsel anlamda yüksek libido farklı fanteziler kurmamıza, sıradan bir seksten daha fazlasını arzulamamıza yol açıyorsa, çok yoğun hissedilen bir açlık sırasında sıradan bir yemeği arzulamayıp ağzımızın suyunu akıtacak müthiş lezzetli yiyecekler düşünmemiz gibi bir durum. cinsellik konusunda bu kadar öne çıkmasının sebebiyse günümüzde dahi cinselliğin bir tabu olarak görülmesi ve farklı cinsel kategorilere materyal olarak erişmenin kolaylığından ötürü libidonun farklı arayışlara, yine özbenlikten uzakta, fantezi dünyasına dalmasıdır. basit bir tabirle, kadın ve erkeğin libidolarının farklı mekanizmalarla hareket halinde olduğunu da söyleyebiliriz. çoğu erkekte salt seks eylemi libidoyu bir anlamda doyururken, kadında hissel ve duygusal anlamda da bunun tatmini gerekir. bunun en temel sebeplerinden biri, yine toplumun yetiştirme tarzı üzerinden erkek çocuklarına sağladığı özgürlük ve kız çocuklarına karşı uyguladığı korumacı tavırdır. kısaca, kadın libido tatmininde kendini güvende hissetmek isterken, erkek özgür bir libido tatmini peşindedir. jung’un bahsettiği “iç dünyanın psikolojik malzemeleri” ise genel olarak yazdığım 3 paragrafta düşüncelerimi dile getirdiğim konular üzerinde her insanın farklı düşünceler üzerinden yargılara varması ve psikolojisini farkında olmadan bunun üzerine şekillendirmesi yatıyor.

devamını okuyayım »