ziyaver sencan

  • 387
  • 18
  • 4
  • 2
  • bugün

1001 güzel kitap müzayedesi

1 – denizler kitabevi’nin 2014 sonbahar müzayedesi yapıldı

turgay erol'un (nam-ı diğer kaptan) kurucusu ve sahibi olduğu denizler kitabevi'nin '1001 güzel kitap, gravür, harita, fotoğraf, efemera' isimli geleneksel sonbahar müzayedesi 1 kasım 2014, cumartesi günü point hotel'de yapıldı (1).

kaptan, dünya standartlarında bir uzmanlaşmış (spesiyalist) sahaflık yapmakla kalmıyor, aynı zamanda, yayıncılık ve, bu metne konu olan etkinliğin de içerisinde olduğu müzayedeciliği de büyük bir başarıyla sürdürüyor. turgay erol'un denizler kitabevi etiketi altında basarak meraklısına sunduğu eserlerin tamamı hem içerdikleri metinlerin muhtevası, hem görsel ögeleri, ve, hem de baskı kaliteleri bakımından göz dolduran cinstendir. bu kitaplar, büyük yayınevlerinin; önemli mali kaynaklara sahip üniversiteler-vakıflar ve enstitülerin; ve, kamu kurumlarının basmaya cesaret edebilecekleri türden olan çok önemli ve yüksek maliyetli projelerdir.

şu ana değin bastığı eserlere kuş bakışı bir göz atıldığında ile, kaptan'ın, denizler kitabevi markasıyla yaptığı yayıncılığın, özelde ülkemizin, genelde de insanlığın ortak hafızasına, kollektif bilincine, ve kültürel hazinesine sağladığı katkıları kavramak mümkündür (2).

müzayedenin ayrıntılarına girmeden önce, etkinliğin gerçekleştirildiği otele dair de minicik bir parantez açmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

kitapseverler için tercih edilesi bir tesis burası; zirâ, istanbul, osmanlı imparatorluğu, bizans imparatorluğu, geleneksel sanatlarımızla ilgili 3000'den fazla nadir, antika ve kıymetli kitabın meraklısıyla buluştuğu müthiş güzel bir sahaf barındırmakta bünyesinde. bunun klasik bir sahaf olduğu sanısına kapılmayın, öyle değil zirâ. otel yönetimi, müşterilerinin faydalanması için oluşturmuş bu birimi. anlayacağınız, 'point hotel sahaf'ı, gerçek bir istanbul kenti ve medeniyetler ihtisas kitaplığı hüviyeti taşımakta. çeşitli müzayede evlerinin, bahse konu lokasyonda sık sık bu gibi etkinlikler düzenlemesi, biraz da bundandır diye düşünüyorum (3).

2 - müstesna bir müzayedeydi bu

içerdiği eserlerin hem çok nadir, hem de çok önemli ve değerli olması, bahse konu müzayedeyi; kitapseverler, araştırmacılar, yazarlar, çizerler, akademisyenler, kütüphaneciler, koleksiyonerler, sahhaflar, enstitüler, vakıflar, eğitim ve kültür bürokrasisi, yerel yönetimlerin kültür daireleri, üniversiteler ve ihtisas kütüphaneleri açısından gerçekten de sıra dışı bir etkinlik haline getirmekteydi (4).

müzayedeye konu eserlerin meraklıları (muhtemel talipleri ve sahipleri diye de okunabilir); etkinlikten saatler önce olayın gerçekleşeceği salona gelerek, sergilenen katalog muhteviyatını mercek altına almışlardı. bu süreç, aynı zamanda, bazıları istanbul dışından gelen, ve, sayıları yüzü aşan araştırmacı ve koleksiyonerin, birbirleriyle hasret gidermelerine, ve, sergilenen eserler hakkında fikir alışverişinde bulunmalarına da zemin teşkil etmişti.

derken beklenen an geldi, ve, müzayedenin moderatörü (münadi) samet tekin kürsüdeki yerini aldı. bunu takip eden 3.5 saatlik süre, biz koleksiyoner ve araştırmacılar için tam bir ziyafet ve heyecan kasırgası şeklinde cereyan etti diyebilirim. müzayede edilen eserlerin kalitesinin olağanüstü yüksek olmasının yanı sıra, bunların kondisyonlarının da çok üst düzeyde oluşu, katılımcıları fiyatları arttırmakta cömert davranmaya iten unsurlardandı.

3 - satılan bazı eserler kaça el değiştirdi?

müzayede bahsi geçtiğinde, ilgilensin ya da ilgilenmesin, konuya muhatap olanların ezici çoğunluğunun ilk aklına gelen şey, satılanların kaça el değiştirdiği hususudur. basının, hem bizde, hem de dünyada, konuya dair yaptığı yayınların, ağırlıkla 'el değiştiren müzayede eserlerinin kaça satıldığı'na odaklanması, insanlığın bahse konu merakından beslenen, ve, bu merak üzerinden tiraj ve reyting elde etme kaygısının güden bir antitedir.

basının konvansiyonel unsurlarının bahis konusu beylik davranış kalıbını sergileyecek, ve, onların profesyonelce gerçekleştirdiklerinin bir benzerini, bu metin çerçevesinde yapmaya çalışacağım. bir diğer deyişle, ‘cin olmadan çarpma’ya kalkışarak, okurumun, mezkûr müzayedede satılan eserlerin kaça el değiştirdiğini merak ettiği varsayımına prim verecek; ve, komisyon ve vergiler hariç, çekiç bedeli olarak 2,000 lira ve üstünde el değiştiren eserlerden bazılarını sizlerle paylaşacağım (5). işte, 2,000 lira ve üstünde 'çekiç bedeli' ile satılan söz konusu o eserler (6):

***001: 8,000; ***124: 2,800; ***222: 2,000; ***239: 5,500; ***253: 2,000; ***254: 2,200; ***287: 8,000; ***288: 4,500; ***295: 4,800; ***298: 3,600; ***319: 17,000; ***323: 2,500; ***325: 32,000; ***358: 7,500; ***359: 10,000; ***363: 2,000; ***375: 9,000; ***386: 2,200; ***387: 2,500; ***388: 2,500; ***394: 3,200; ***414: 3,800; ***415: 3,800; ***417: 2,500; ***433: 2,000; ***465: 8,000; ***516: 2,600; ***518: 2,750, ***519: 6,000; ***542: 4,000; ***552: 5,000; ***563: 6,000; ***613: 6,500; ***616: 2,600; ***632. 2,800; ***666: 2,000; ***673: 2,800; ***675: 3,200; ***723: 2,200; ***724: 4,750; ***726: 2750; ***739: 3,000; ***741: 2,000; ***742: 4,000; ***743: 10,000; ***755: 2,000; ***757: 3,250; ***759: 7,800; ***764: 3,750; ***779: 4,250; ***821: 5,500; ***860: 2,200; ***862: 4,500; ***898: 3,700 (4 numaralı dipnotta verilen müzayede kataloğu ile, burada paylaştığım lot numaraları eşleştirildiğinde, hangi eserden bahsedildiği rahatlıkla anlaşılabilecektir).

görüldüğü üzere, 325 lot numarasını taşıyan eser, müzayedenin en pahalıya satılan parçası oldu (7). yukarıdaki 2 numaralı ara başlıkta da dillendirdiğim üzere, bu müzayede, kelimenin gerçek manasıyla müstesna ve fevkalâde bir hadiseydi. bu durum, müzayedeye konu eserlerin satış yüzdesinde de (kabaca %70) kendisini göstermektedir (8).

4 - çok mutlu ayrıldım müzayededen.

doğrusunu söylemek gerekirse, '1001 güzel kitap müzayedesi'nden çok mutlu ayrıldım. nasıl mutlu olmayayım ki? sosyal medyada, ve çeşitli internet forumlarında, kendisine nickname olarak 'hadim-ül kütûp (kitapların hizmetkârı)' mahlâsını seçen birisinin, bunca muhteşem eser arasında başka türlü bir ruh haline sahip olmasını beklemek manasız olurdu zaten.

bütün kitap dostları bilirler ki; benim gibi bir kitapperest - kitapperver (kitaplarla kurduğum ilişkiyi bilenlerin, bana, bibliyofillikten de öte bir hali, kelimenin hakiki manasıyla bir bibliyomanyak duruşunu ve tutkusunu yakıştırdığını itiraf etmek zorundayım), sahip olamasa, ve, kütüphanesinin parçası kılamasa bile; nadir bir kitabı eline alıp, onun cildini okşadığında, sayfaları arasında gezindiğinde, görsel unsurlarını tetkik ettiğinde, ve, bu suretle de onun dünyasına girdiğinde; işte, bu kadarcık bir yakınlaşma ve geçici temas halinde bile, bahtiyarlığın doruklarına tırmanabilmeyi becerir. müzayede günü, sayısı yaklaşık olarak 100 civarında nadir ve antika kitapla, yukarıda tarife çalıştığım türden bir ilişki kurduğum göz önünde bulundurulduğunda, elde ettiğim manevi hazzın boyutu rahatlıkla kestirilebilecektir diye düşünüyorum (8).

bahse konu müzayedede, mutluluk seviyeme tavan yaptıran bir diğer husus da, hiç kuşkusuz, her biri alanında söz sahibi olan çok sayıda kanaat önderiyle yaptığım uzunlu kısalı muhabbetler, görüşmeler ve paylaşımlardı. başta turgay erol, görgün taner, bülent arı, osman tan erkır, yaşar adanalı, haluk perk, yaşar geyikdağı, osman nuri boyacı, seyfettin ünlü, rifat behar, murat yetkin, kansu şarman, ilhan hattatoğlu, sezar atmaca, mustafa özdemir, celâl yıldırım, ekber and, kudret aksu, samet tekin, büke uras, hakan taşkıran, mehmet kudret kirişçioğlu, ali üst olmak üzere, çok sayıda kitap dostu; müzayede öncesinde, sırasında ve sonrasındaki çeşitli ortamlarda ve vasatlarda yaptıkları yorum, eleştiri ve tespitleriyle beni zenginleştirdiler, ve, memnun ve bahtiyar ettiler. hepsine teşekkür borçluyum.

beni mutlu edenler bahsini, kendisinden söz etmeden kapattığım takdirde, bu metnin eksik kalmasına neden olacağını bildiğim bir hususu daha paylaşmak zorundayım: talip olduğum kitabı, üstelik de açılış bedelinden olmak kaydıyla, kütüphaneme katmaya muvaffak oldum. bu durumun, kanaat lokantasının o meşhur çift katlı ekmek kadayıfını, afyon kaymağıyla birlikte yedikten sonra, bol köpüklü bir türk kahvesi'nin içilmesi sırasında yaşanabileceğe benzeyen o orgazmik hazzın benzerini tatmama neden olduğunu itiraf etmek zorundayım.

5 - siz bana bakmayın, ben çok kolay mutlu olurum

hayal kırıklığına uğrayıp örselenmemek adına, hayattan beklenti çıtamı aşağılara çekeli çok uzun zaman oldu. şayet, yediğim kazıklar yüzünden, zincirleme kahrolma nöbetlerine tutulduğum uzak geçmişimin bir anında, kişisel fabrika ayarlarımla, ve, en mahrem ve derin kaynak kodlarımla böylesine radikal bir şekilde oynamamış, ve, 'ben artık bay polyanna'yım!' demek basiretini gösterememiş olsaydım, bu yazıyı yazmakta olduğum şu günümü göreme olasılığım çok yüksek olurdu.

'1001 güzel kitap müzayedesi'nde böylesine sevindirik olmaklığım, hiç kuşkusuz, bahis konusu bu cari kişilik özelliğim yüzündendir. oysa, tartıştığımız nadir ve antika kitaplar (vd şeyler) müzayedesi problematiğinin, meselenin benim bu iyimser tavrımda cismanileşen mahiyetiyle hiç de uyuşmayan bir ekonomik ve matematik boyutu daha vardır. aşağıda, bunlar ele alınacaktır.

6 - lâkin, yolun daha çok başındayız!

bu kısımda üstünde düşünmemizi teklif edeceğim soru şudur:

'birçok ülkeden daha zengin ve daha kalabalık olan dünyanın en önemli megapollerinden istanbul'da, bu metinde paylaştığım evsaf ve kalitede bir müzayede yapıldığında, sonuçlardan memnun olmamız için, kaç kişinin iştirak etmesi, ve, fiyatların hangi düzeye kadar çıkması gerekmektedir?'

bu soruya cevap vermeden önce, istanbul'a dair bazı rakamları paylaşacağım. bahse konu kentimizin gerçek nüfusu için 17 - 25 milyon aralığına dağılmış olan çeşitli tahminlerde bulunulmaktadır. aradaki bir değeri, 17 milyonu baz alalım. türkiye'deki üniversite ve yüksek okulların sayısı 200'ün üzerindedir. bu sayı gün geçtikçe artmaya devam edeceğe benziyor. bunların 56 tanesi istanbul'dadır. yakın civarındakileri de kattığımızda, sayı daha da artmaktadır. işte bu yüzden, ülkemizin göz bebeği olan bu kentimiz, milyonlarca üniversite öğrencisini, ve, akademisyeni bağrında barındırmaktadır. sadece istanbul içindekileri baz alarak analizimize devam edelim. bu 56 üniversite ve yüksek okulun tamamında kütüphaneler var. akademik kurumlar dışında, istanbul'da onlarca başka önemli kütüphane daha bulunmakta.

ve yine istanbul, yüzlerce yayınevine, ve, binlerce grafik ajansına da ev sahipliği yapmakta. bu argümandan sonra, kentimizin, on binlerce ressam, illüstratör ve mimara da mekân olduğunu öngörmek zor olmasa gerektir.

peki, nasıl oluyor da, tamamı antika, ya da çok nadir olan binlerce önemli eser, 1,245 lot halinde satışa çıkarıldığında; sadece içerikleriyle değil, aynı zamanda da resimleri, haritaları, ciltleri, ve, ebru gibi tezyini sanatlarıyla da dikkatleri çeken bu şaheserler için yapılan müzayedeye sadece 100 civarında insan katılıyor?!?

bu sorgulamayı, salonun dolu olmasından dolayı duydukları memnuniyeti, oldukça kuvvetli vurgulamalarla dillendiren kitapperestlerin sergiledikleri sınırsız polyannacılığa cevaben yaptım.

evet, bu müzayedeye katılım (diğerlerine göre) yüksekti; evet, bu müzayedede oluşan fiyatlar fena sayılmazdı; evet, müzayedeye konu eserlerin büyük kısmı satıldı. ancak, bunların hiç birisi, özellikle de katılım ve oluşan fiyatlar, tatmin edici değildir. istanbul'daki kütüphanelerden birer kişi gelmiş olsaydı, sadece onlar için bile 200 kişilik bir salon gerekirdi. 'eserler bayağı iyi fiyatlara satıldı!' derken; her biri insanlığın yarattığı önemli yapıtları ihtiva eden 1,245 lotun toplam satış fiyatının, 24 ağustos 2014'de sona eren e-bay'deki müzayedede 3,207,852 dolara el değiştiren 1 tek çizgiromanın satış fiyatının yanında, çok ama çok mütevazi (adeta devede kulak mesabesinde) kalmış olduğunu da gözden ırak tutmayalım derim (11).

paylaştığım bu iktisadi ve matematik argümanlardan sonra; (yukarıda da zikrettiğim üzere) hayal kırıklılığına uğrayıp örselenmemek adına, beklenti çıtanızı (aynen benim yaptığım gibi) oldukça aşağılara çekmemişseniz; en ufacık bir olumlu emareyi bile (çoğunlukla hayata verdiğim reaksiyonlara benzer şekilde), bahtiyarlık merdiveninde hızla yukarılara tırmanmak için bir bahane olarak kullanan had safhada (belki de patetik seviyede) duygusal birisi değilseniz, ve, benliğinizi-ruhunuzu-kişiliğinizi-kimliğinizi saran koruyucu bir polyanna zırhına bürünmemişseniz; işte bu durumda, benzerleriyle kıyaslandığında öne çıkan bütün olumlu yanlarına karşın, '1001 güzel kitap müzayedesi'nin ortaya koyduğu matematiği ve ekonomiyi tatmin edici bulmanız pek de mümkün olamayacaktır doğrusu.

dipnotlar:
(1): turgay erol hakkında bilgi için bknz. işte kaptan böyle biri!
(2): denizler kitabevi'nin yayın skalası için bknz. bu kitapları her baba-yiğit basamaz arkadaş!
(3): point hotel'in son derecede zengin sahaf departmanı için bknz. point hotel, sırf sahafı yüzünden, bana göre memleketin en güzel otelidir).
(4): '1001 güzel kitap müzayedesi'nde, işlem gören eserlerin tam listesi için bknz. böyle bir müzayede listesi bir daha zor oluşturulur bana kalırsa
(5): müzayedede oluşan iki türlü fiyat vardır: a-münadinin 'sattım!' dediği bedel. sektörde buna 'çekiç bedeli' denir; b-giydirilmiş bedel (faturaya konu maliyet): çekiç bedeli'ne, %25 civarında komisyon ve vergi eklenmek (giydirmek) suretiyle oluşan nihai fatura bedeli.
(6): ilk rakam, 4 numaralı dipnotta paylaştığım müzayede kataloğundaki lot numarasını, ikincisi ise, eserin hangi çekiç bedeli ile satıldığına referans vermektedir.
(7): müzayedenin en pahalıya satılan eseri için bknz. 40,000 liraya satılan kitap bu işte!
(8): müzayede bittikten sonra, ödemelerin yapılıp, eserlerin yeni sahiplerince teslim alındığı aşamada, ve, takip eden 1 hafta - 10 gün içinde, satılamayan eserlerin önemlice bir bölümünün satılacağını, bu sayede de, satış yüzdesinin %80'i aşacağını ileri sürmek için yeterince veriye sahip olduğumuzu düşünüyorum.
(9): kitap gibi, biriktirilebilir her türden nesneye karşı duyulan bu yoğunlukta bir ilgiye, freud tarafından, cinsel anlamlar yüklendiği, ve, bunun da, tedaviye muhtaç bir davranış bozukluğu olarak ele alınması gerektiğinin argümante edildiği bilinen bir gerçektir. bu satırların yazarı, insanı, büyük bir kibirle, mercek altına aldığı iddiasında olan bütün beşeri-sosyal bilimler gibi, bay freud'un kurucularından olduğu modern psikolojiye de mesafeli durusu, ve, eleştirel yaklaşımıyla maruftur.
(10): istanbul'daki üniversite ve yüksek okulların listesi için bknz. hangi ara açıldı bunlar be!
(11): superman'in ilk görüldüğü sayı olan haziran 1938 tarihli action comics'in 24 ağustos 2014'de sona eren e-bay'deki müzayedesi hakkında ayrıntılı bilgi için bknz. yolun daha çok başındayız, çookkk!!!

devamını okuyayım »
03.11.2014 09:33