zwiegesprach

  • 2941
  • 15
  • 3
  • 0
  • 3 gün önce

32

"as if you didn't know how it feels to lose.
as if you didn't know how it feels to lose at dice with fate."*

32, bir 42 değil bunda anlaşalım.

sanırım benim için yolun yarısı olan yaş, 30'u bitirirken böyle hissetmemiştim. 30 biterken arkadaşlarım vardı, daha doğrusu arkadaş olduğunu sandığım kişiler vardı. 30 biterken birkaç ay sonra nişanlanacağım, bir yıl sonra ayrılacağım kadın vardı. 30 biterken hayattan bir nebze keyif alan, hala 25 gösteren bir zwiegesprach vardı. 32 bitiyor, bu saydıklarımın hiçbiri yok artık. 32 yaşında yalnız, hayattan zerre keyif almayan, içi çürümüş biri var artık.

diğer yandan geçenlerde karşılaştığım 30 yaş her şey için geç midir sorunsalı başlığını düşünüyorum. bilirsiniz 30 yaşa yaklaştıkça insanların karşısına aynı soru(n)lar çıkar; evlilik, (erkekse) askerlik, ev/araba/düzen kurmaya ilişkin, (evliyse) üreme, kariyerle ilgili şeyler vs. ve bu ülkede yaşayan, yaşamaya çalışan biri olarak benzer sorularla sıklıkla muhatap oluyorum. herhalde bir 6-7 yıldır ne zaman evleneceğime dair en yakınlarımdan çemberin en dışındakilere kadar merakla sorular alıyorum, benim soyumun devamı neden bu kadar önemli hala anlamış değilim açıkçası. benim bu dünyada özellikle de böyle bir dönemde soyumu devam ettirmek gibi bir dürtüm bulunmuyor, benim tek dürtüm hayatta ortalama görevleri olan insanlar tarafından dünyaya getirilmiş olan biri olarak; hayatta ortalama görevlerimi sürdürürken içerek ortalama 65 yıllık ömrümü elden ayaktan tam kesilmeden tamamlamak. elimden geldiğince hayatımın büyük çoğunluğunu akıl sağlığımı koruma adına ayık geçirmemeye çalışıyorum. bu iktidar döneminde ne akıl sağlığı ne de cüzdan korunabiliyor gerçi o da ayrı bir konu.

peki gerçekten 30 yaş her şey için geç midir? çok subjektif bir soru, ve haliyle mezkûr başlıkta* da subjektif, anket kokutan yanıtlar mevcut. kendi öznelliğime gelince, 30 yaşıma kadar neler yaptım onları düşünmem gerekiyor. öncelikle, üniversiteye bile yaşıtlarımdan 1 yıl sonra başladım. ilk gaziantep'e tekstil mühendisliğine başlamıştım, 19 yaşımda. 2 yıl kaldım orada, 21 yaşımı bitirdiğimde oranın okunmayacak bir şehir/bölüm olduğunu anlayıp tekrar öss teranesiyle eskişehir'e anadolu uni'ye ingilizce işletme okumaya gelmiştim. hayatımın ilk doğru kararı bu olmuştu sanırım. ikincisi ise 2 yıl sonra norveç'e gitmek olmuştu, bölümün özel anlaşması ile høgskolen i buskerud'dan (şimdi universitetet i sørost-norge olmuş) diploma almak üzere. mezun olduğumda 25 yaşımdaydım, akranlarım en az 2-3 yıldır çalışma hayatındalar, hayata erken atılmışlar. (kime göre, neye göre?) bir şekilde 25 yaşımın yarısında çalışmaya ankara'ya geldim. çalışma hayatımın ilk 2 yılı 3 farklı şirkette geçti, biri projenin sona ermesi nedeniyle devam edemedik, diğeri departmanı kapatıyorum dedi işten çıkardı (departman kapanması yalandı) toyluğuma denk geldi istifa etmişim gibi göründü. sonuncusu ile iyi gidiyorduk nispeten, ancak ufak şirketlerin düzensiz maaş ödemeleri gibi sorunlara tahammül edemediğim için bu kez bırakan ben oldum ve kamuya geçtim. hayatımda aldığım en doğru üçüncü karar bu oldu. kamuya geçtiğimde 27 yaşımdaydım, başladığım kurum kamu kurumu olmakla birlikte yarı özel yarı devlet, ne deve ne kuş, devekuşu bir kurum. yapısını çalışanlar hariç kimse tam anlamıyor. belki çoğu çalışan bile anlamıyordur. oraya başladığımdan beri tamamen devlete geçerim diye "kasıyordum" (bu fiili de hiç sevmiyorum) ta ki bu yıla kadar. bıktım, bezdim. 5 yılı doldurdum zaten, belli bir kıdemim de var artık. devlet kurumu dediğimiz yerler tek bir partinin (ve belki bazı ufak ortaklarının) çiftliği olmuş zaten. benim gibilerin bırak devlet kurumunu, bu ülkede bile yaşamaya hakkı yok ülkenin bir kısmına göre. 5 yıldır aynı yerdeyim, 5 yılda 4 kez ev değiştirdim, pek de aynı yerde değilim aslında. bu 5 yılda bir de nişanlanıp ayrıldım. iyi kötü bir ilişkim vardı, aslında kötü kısımları iyi kısımlara daha baskınmış geriye dönüp bakınca anlıyor insan. niye nişanlandın o zaman? yukarıda andığım sorular vardı ya, işte onlardan biraz; -toplumsal normlara boyun eğmek- kendini solcu addeden bir babanın ben sevgililikten anlamam gelsin tanışsın adı konsun, kendini solcu addeden sevgilinin artık evlilik teklifini de ben yapmayayım ya, demesi. velhasıl kendimi inişli çıkışlı, nişana ramak kala ayrılınan, ayrıldıktan 4 ay sonra nişan yapılan, nişandan 1 yıl sonra tamamen bitirilen bir ilişkinin içinde buldum. bu ilişkiyi sonlandırmak hayatımda aldığım en doğru dördüncü karar oldu.

"and then, we see bright and clear."

yarın 32 yaşımı bitiriyorum, 25 yaşımda başladığım iş hayatım, hatta geriye gidelim, 21 yaşımda başladığım üniversiteden beri bütün gelirini alkole yatıran biriyim. o zamanlar efes pilsen hissesi alsaydım yatırımcı olabilirdim belki, şu an ancak sadık bir müşterisi olabilirim. (bkz: gerçek yatırım bu değil) kenara birikim atamayan, hayatını barlarda çürüten (ya da yaşatan) biri olarak hayatımın en doğru beşinci kararını bu yıl aldım. (bkz: #110178845) buraya kadar bu adam neler anlatıyor aq diyorsanız, 32 yıllık yaşantımda bir elin parmakları kadar doğru kararlar almışım, aldığım bu kararlar da geç kalmışlık hissi uyandırsa da geriye dönüp baktığımda aslında öyle olmadığını fark ediyorum. belki 30 yaş her şey için geç midir sorunsalı başlığına yazmak daha uygun olurdu bilemiyorum; 30 yaş hiçbir şey için değildir. koşullar uygun olsaydı mevcut kurumumda uzmanlığımı aldığım yıl sırf devlet kurumu diye 30 yaşımda çalışma hayatına sıfırdan başlamayı bile göze almıştım.

peki bu beşerin hiç mi hatalı kararları olmadı? aslında çok; aile baskısıyla (actually anne baskısı) lisede sayısalı terk etmemek, insanlara hızla güvenmek, hızla bağ kurmak (bunu sürdürüyorum), babamın kuzeninin merinos torpilini reddetmek (şu an abd'de merinos'u pazarlıyor olabilirdim), barda tanıştığım hatun tarafından tacize uğramak (burası karar değil ama onun masasına oturmak bir karardı) aynı hatun yüzünden merdivenden düşüp omzunu kırmak, kendimde ya da çevremde bulamadığım/göremediğim sevgiyi dışarda aramak (bunu da hala yapıyorum aq) şimdilik aklıma gelenler bunlar.

en sona ise aldığım en en doğru kararları, paşa ve mıstık'ı bıraktım. paşa, sahiplenip de 3 gün sonra vefat eden kedim** sonrası sahiplendiğim bir çocuk, 3 yıldır birlikteyiz. mıstık, eski sevgilimle birlikte yaşarken karşı çıkışlarına rağmen sahiplendiğim (o zaman 1+1 evde üçüncü kedi olacaktı) bir çocuk, 2 yıldır birlikteyiz. ikisinin de hepinize selamı var.

32 yaşımı bitirirken size spotify'da hazırladığım 35 numaralı çalma listesini bırakıyorum. zaten tek başıma bir yerlerde içiyor olurum. siz de benim içme rutinime bu listeyle birlikte eşlik etmiş olursunuz.

10 yıl sonra ev kredim bittiğinde 42* ve 42 yaşımı belki de bir parti ile kutlarız ya ne dersiniz?

devamını okuyayım »