şükela:  tümü | bugün
  • zoruma gidiyor bazıları. 31 yaşında, yıllık geliri net 72 bin lira olan, sidik yarıştırmalı brüt karşılaştırmalarda oturduğu masaya ağırlığını istemeden bile koyan, profeminist bir erkeğim.

    güzel, üstüne üstlük renkli gözlü ve orijinal sarışın bir eşim, her şeyden çok sevdiğim hiperaktif bir oğlum, gaza bastığım zaman düz gitmeyen, yeni model ve mütevazi olmayan (marka ismi vermeyeyim dedim ama mavi m4) bir arabam var. çok uluslu, bilindik bir şirkette iyi bir pozisyondayım ve modern, batı doğumlu, ailesi batı genetiğine ve kültürüne sahip bir erkeğim. gençliği ve henüz başında olduğu otuzlu yaşları boyunca kadınlar tarafından kapağı atmak istenmiş, entellektüel bir canlılık kümesiyim diyebilirim. ve tüm bunları bileğimin hakkıyla birer birer kazandım. sobalı evde büyüdüm, devlet okullarında okudum ama çok çalıştım. üniversiteden beri esmer kız arkadaş, 4 kapılı araba, akraba, ve futbol muhabbeti yapan adam görmedim desem yeridir.

    bunları neden söylüyorum? sizlerin bunlara çok önem verdiğinizi biliyorum. gerçek hayattaki insanların hepsi öyle değiller. ama siz bunlar için ölüp bitiyorsunuz. benim sıkıntım bu konularla değil.

    eşim matematik öğretmeni. aramızdaki bu sosyo ekonomik uçuruma rağmen kendisinin olağanüstü fiziki durumu dolayısıyla 8 yıl önce kendisine derin bir aşk ile vuruldum ve o aptal törenleri yaptık. nikah töreni, çocuk sahibi olma vb. saçmalıklar işte. o kadar çok seviyordum ki günlük sakinleştirici haplar, ve sürekli psikiyatrist desteği ile bu süreçlere bile isteye dayandım. "alt tarafı bir süreç" diyordu doktor. "onun akrabalarının ve senin tanımadığın akrabalarının da yüzüne güldün diye yarın öbür gün yolda görünce selam vermen gerekmiyor. bir aylık bir saçmalık. köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceğiz. bu yüzden ilacını 5 mg arttırıyorum."

    doktor kafa olunca bazı şeyleri daha rahat atlatıyorsunuz.

    gel zaman git zaman eşime olan derin tutkum yerini "ben burada ne yapıyorum hissi"ne bıraktı. siz 100 sevgilisi olmuşların ışıltıyı kaybetmek dediği şeyi hayatımda ilk kez harbiden yaşadım. işten gelirim eşim tutturur. şuradaki sergiye gidelim... bayramda italya'ya gidelim zürihe gidelim paris'e gidelim. bilmemne üniversitesinde öğretim üyesi nurcan hanımın postmodern at yarrağı sergisine cumartesi sabahı gidelim dönüşte kaancan'ı dj kursuna bırakıcaz. akşama da hazallar gelecekler..

    "hay sikeyim uçağa binmek sergiye gitmek için mi evlendik? siktir git çık sultanahmet'e. git google'a paris yaz binaysa bina, fotoğrafsa fotoğraf. kaancan'ı arkadaşına gönder de az sikişek ya. öpüşmeli.. boyun öpmeli sevişme istiyom ben. meme istiyom. sonra da televizyon seyretmek. anasını siktiğim sergisi değil." diye düşünsem de onu kırmamak için:

    "canım bu aralar seyahat mood'unda değilim hem de kaancan'ın sınavları biliyorsun sertleşti. onu bırakıp gidersek 2 günlüğüne bile psikolojik olarak onun bilinçaltında negatif bir gap, bir tür gizli reddedilmişlik yaratmış oluruz ve bu onu yıllarca etkiler" gibi bahaneler üretiyordum. aslında çocuğun ders falan bir sikten çaktığı yok. gerek de yok onun hesabını yaptım. 20 yaşına geldiğinde ömrünün sonuna dek yetecek parayı sağlamış olacağım. ama şimdiden böyle siksok şeylere alışmasın. ben uçağa ilk 29 yaşımda zorla bindim. zorda kalmadıkça hala binmem amına koyayım. ona bakarsan yabancılar da bizim buraya geliyor gezi diye. şehir işte beton su falan bir bok değil bana kalırsa.

    bu bahanelerimin ve onaylamayışlarımın sıklaştığı günden beri aramızdaki o köklü sıcaklık yerini ılıklığa bırakmıştı. yine de parayı siktiriboktan avrupa turlarına çarçur etmedik diye seviniyordum. derken kış bizi erken vurdu. herkesin kabuğuna çekildiği mevsim. genelde akşamları yorgun argın konuşuluyor, neşelenmeye birbirimizin içini ısıtmaya çalışıyoruz. tabi, zenginliği azıcık uzaktan gören her giriş seviyesi orta sınıf aile gibi kombimiz t-shirt giyince bunaltacak seviyede açık ve evimiz mason locası gibi döşenmiş durumda. salonu gören kraliyet ailesi evi zanneder. sadece iç döşemeyi 1 yılda ödedim karının arkadaşları geldiğinde görecekler diye. neyse yani iç ısıtma derken sadece manevi iç ısıtmaktan bahsediyorum.

    eşimdeki soğukluğun devam ettiği süreç biraz uzayınca kendimi tamamen onu gözlemlemeye verdim. baktım bu kız sürekli telefonda bir şeyler yapıyor, arada dediklerimi anlamıyor. oyuna falan sardı herhalde.

    "yauv sen ne yapıyorsun" dedim.

    -tinder diye bir uygulama var. buradan yakın çevredeki ders almak isteyen öğrencilerimi buluyorum. onlara gidip özel ders veriyorum.
    -canım zaten sadece benim yıllık gelirim 72000 lira. seninkine de 20000 civarı desek.. ve biliyorsun ben sadece otuzbir yaşındayım. 2 yıl sonra farklı bir pozisyona geçeceğimden yıllık ücretim en az 92000 lira olacak. şu an bile kendimize rahat rahat yeterken daha neyin ek çalışması bu? okulda zaten hapçılarla tozcularla uğraştığın yetmiyor gibi.. istersen senin tek başına kullandığın x3'ü de x5 yaparız. veya içi sana daraç geliyorsa qashqai+2 yapabiliriz. böylece avm'ye ve sergilere daha rahat gi..
    -anlamıyorsun beni. yarın öbür gün sana bir şey olursa öğretmen maaşıyla kaancan'ın kendini gerçekleştirmesini sağlayabilir miyim sanıyorsun? üniversiteye başladığında scirocco'su, kız arkadaş bulmak için ve bulduktan sonra kız arkadaşının masrafları, altından kalkabilir miyim sanıyorsun? tipsiz olursa ne olacak?

    buz kesilmiştim. eşim gerçekten de bir adım ötesini düşünüyor, biricik oğlumuzu güvence altına alıyordu. tinder denen öğrenci değişim programında kaslı, çıplak vücutlu zengin bebelerine niye ders vermek istediğini, başkalarında tereddüt ederken onlarda nasıl hemencecik onayladığını şimdi daha iyi anlıyordum. o an ona olan aşkım tekrar alevlenir gibi oldu. bazen geceleri aşıp, sabahlara kadar sarkabilen özel ders işi şimdilik aramızı açsa da kadınımın davasındaki kararlılığını son zerresine kadar kabul ediyor ve onu tamamen destekliyorum. şu an yine telefonun başında ve bir süper beğenme daha yakaladı bile kendisi :)
  • yıllık gelirden sonrasını okumadığım entry
  • yıllık geliri net 72bin lira'den sonrasını okumadığım fakir hikayesi.
  • bana burs versene kanka

    (bkz: okuyom ben ya)
  • (bkz: klostrofobi)