şükela:  tümü | bugün
  • gitse de cam kenarına geçsem duygusu.
  • birini son kez gördüğünü bilmemek kadar hüzünlü değildir.
  • bunu iki kez yaşadım, biri annemde, ikincisi babamda, doktor veda edebilirsiniz dedi ve yoğun bakıma girmemize izin verdi kardeşimle.
    o anki acıyı tarif edemiyorum. daha sonra kalbine atılan kağıt kesiği gibi, o an başlayan ve bir daha hiç dinmeyen bir sızı bırakıyor geride.
  • hüznün derinliklerindeki duygudur benim için. ister sevmiş ol ister sevmemiş, ister istemez bir bağlılık hissedilir. o da çoğu kişi için bir uçuruma avazın çıktığı kadar bağırma veya hıçkıra hıçkıra ağlama isteğine yerini bırakır. o kişi hayatın boyunca karşına çıkmayacak, karşılaşmayacaksın, görmeyeceksin, senin için gelip geçen bir başka karakter olarak kalacak şu acımasız hayatında.
  • bu duyguyu çoğu kişi bilmez çoğu kişi o anın son an olduğunu bilmez. bilmek istemez belki de, belkide görüşme ihtimalinin olacağını düşünür ister istemez. hayat bu ne olacağı belli olmaz diye düşünür, içten içe ve bilinci kavrayamaz o anın son an olduğunu.

    ama, insanoğlu bilmeli ve ona göre yaşamalı, en azından aklında tutmalı bu tip şeyleri.
  • insanın sevdiği birini son kez görmesinden daha kötü olan tek şey; onu son kez gördüğünü biliyor olmasıdır.

    paul auster

    durumun özetini yapmış auster ,duyguları ise tarif etmenin çok kolay olduğunu düşünmüyorum.
  • "bir an için gördüğün ve bir daha hiç görmeyeceğin bir yüz neden dünyayı daha hüzünlü bir yer yapar?"

    zeki demirkubuz
  • çok şey söylemek isteyip, insanın ağzından tek bir kelime bile çıkamaması..
  • son kez görülen kişi ölüm döşeğinde ise daha yoğun yaşanan duygu. hele ikinizde bunun son kez olduğunun farkındaysanız. ben dedem ile yaşamıştım bunu. hayatımda daha önce hiç duyumsamadığım ve görmediğim yeni bir duygu, yalnızca gözlerle vedalaşabilme. salak ince ve keskin bir gülüş ile donuk derin bakışlarla yaşanıyor. odadan çıkarken simasını hafızaya kazımak için atılan yoğun bakışı dedenin fark etmesi ve seninde onun fark ettiğini fark etmen sonucunda oluşuyor. odadan çıkıldığında acaba geri dönüp biraz daha bakmalı mıyım yoksa bu onu rahatsız mı eder düşüncesi takip ediyor hemen. en kötüsü ise bunun hemen ardından gelen düşüncedir. gündelik hayatın saçma sapan bir ayrıntısına takılan zihin kendine kızar hemen. orada deden ölürken sen gidip nasıl böyle basit bir şeyi düşünebilirsin diye.
    not: yazarken fark ettim benimsediğim pesimist carpe diem felsefemin başlangıcı bu andı galiba :)
  • içime doğmuş sanki...

    beraber evinden çıkıyoruz, teker teker odalara veda ettim, napıyon dedi, vedalaşıyorum bi daha göremicem dedim, saçmalama dedi.

    otobüs durağına kadar yürüdük, normalde hep geciken otobüsün dakikliği tuttu, hemen göründü ötede. öptü beni, iyi yolculuklar dedim, sınavlarına güzel çalış dedi.

    otobüse bindim bi yer buldum oturdum, aramızda cam var, bakışıyoruz, içimdeki hissi anlatamam. ne şiirler ne şarkılar geçti aklımdan, hepsi aynı anda. el salladım dudak bükerek.

    otobüs hareket etti; hoşçakal yarim, adım gibi biliyorum bu son dedim... duysaydı keşke.

    duyguyu anlatamam ya, kelimeler kifayetsiz kalırmış, anladım.

    not: 10 gün sonra terketti, ayrıldık.

    (bkz: düşün ki o bunu okuyor): ayrılmakla birinden gitmek aynı şeyler değilmiş, acı da olsa anladık değil mi?

    edit: harf hatası