şükela:  tümü | bugün
  • bazen derin izler bırakır.

    (bkz: hrant dink'in ayakkabısı)
  • birinin ayakkabınızın yırtık olduğunu fark etmesi kadar derinden koymaz.
  • ayakkabısı yırtık kişinin bundan hiçbir rahatsızlık duymaması ile birleşince daha da büyüyen bir hüzündür. kendinden utanmanın zirvelerini yaşatır. ayakkabısı yırtık kişi neden rahatsız olmalıydı ki zaten? bunda rahatsızlık olacak hiçbir şey yoktu. sadece ben ne kadar aksini yaşamaya çalışsam da demek ki insanları fazlasıyla kıyafetleri ile değerlendiriyormuşum. insan kendinin ne kadar acınacak halde olduğunu anlıyor işte. o kişinin harcadığı emeği ve kazandığı parayı düşünüyorsun, ister istemez sövüyorsun akabinde. onunla aynı yerde çalışıyor olmaktan mutlu oluyorsun sonra. gülen yüzüne bi daha bakıyorsun, anlamsızca sen de gülümsüyorsun ona. ekip olmanın keyfi hüznün yerini alıyor yavaş yavaş, "birlikte daha çook gülücez" diyorsun içinden. saate bakıyorsun 03:00 olmuş. o hala gülüyor, sonbahar soğuğu biraz üşütüyor ama keyfi yerinde. onun için yapabileceklerini düşünüyorsun, bir şeyler yapabileceğini bilmek biraz rahatlatıyor ama sonra bir şey yapamayacağın insanlar geliyor. sonra derken bi bakıyorsun paydos olmuş.
  • insanların duygularını farklı harekete geçirebilir..

    duygu dediğimiz şey bebek iken de vardır.. bebek annesinin görüntüsü ve kokusu ile mutlu olur gülümser, içinin sıkıntısı ve karnının açlığı onu ağlatır..

    gelişkin insan duyguları da aklı ile birlikte gelişir değişir.

    ayakkabı bana göre gelişkin insan duygularında önemli bir harekete geçirici nesnedir.. yoksulluk, düşkünlük, görmemişlik, çok görmüşlük, doymamışlık, hepsini sergileyebilir.

    ama hiçbiri artık terk-i diyar etmiş kişinin kapı önüne konmuş ayakkabısından daha hüzünlü gözükmez insana...

    bir gün ayakkabılar kapıya konacak.. o güne kadar hatırı sayılır işler yapmak gerek ki sevdiklerimiz onları görünce güzel yürüdü diyebilsin ardımızdan.. daha fazla üzülmesinler..

    bizim üzülecek bir şeyimiz yok. yeniden geldiğimizde giyilecek yeni ayakkabılarımız bizi bekliyor olacak. ama pet şişeden ama halis deriden..
  • ic burktugu dogrudur. ozellikle bu birisi kendinizseniz. 150 liradan da fazla verdim 1 seneyi bari cikarsaydi dedirtir.
  • kıyafetinizin her hangi bir bölümünün yırtık olduğunu sevdiğiniz kızın fark etmesi kadar acıtmaz. sanırım 17 yaşında filandım. bütün cesaretimi toplayarak hoşlandığım kızı bir yerlere davet etmiştim. ilk günün heyecanıyla ikimizde hiç bir şeyin farkına varamamıştık. ikinci görüşmemiz için beni arkadaşlarıyla buluşacağı mekana davet etti. okulda giydiğim kunduram idare ederdi ama okul dışında giydiğim ayakkabımın kenarı yırtıktı. aksi gibi o gün aceleyle giydiğim en temiz pantolonumunda fermuarının bozulacağı tutmuştu. kızın ailesinin ve çevresinin hayvani zengin olması, birlikte gittiğim mekandaki arkadaşlarının hepsinin armatör evladı gibi şıkır şıkır giyinmiş olmaları da cabası. kim bilir dönemin parasıyla bi gömleğe 150 milyon veren tipler bile olabilirdi aralarında. ayakkabı görünmesin diye ayağımı masanın altına saklıyor, yaşadığım stres yüzünden şıpır şıpır terliyordum. lüks sayılabilecek kafeteryada, şimdi şu saatte adını hatırlayamadığım, baş rollerinde seren serengil ve emrah olan zengin kız fakir oğlan temalı sahnelerden birisi gibiydi. tiplerden birisi eski gömleğimi bir diğeri delik ayakkabımı farketmişti. kızın gözü de ara sıra ayakkabıma kayıyordu ama ben utançtan başımı eğdikçe sorun yok der gibi gülümsüyordu. sonunda içlerinden birisi tıpkı o acıtasyon dolu filmlerde olduğu gibi patlak fermuarımı görüp alay konusu etti. bir tek şuh kahkahalar eksikti. gerçi orada yaşanan hiç bir şey garibanlığımın üstünü örtmek için kendimi bohem olarak lanse etmem kadar içimi acıtmamıştı. üç beş densize fakirim ulan! ne olacak? diyememiştim. sonrasında elim ekmek tutmaya başlayınca aç kalmak pahasına yeni elbiseler almaya başladım. resmen takıntı yapmıştım senelerce. maaşı iphone'a yatırmak gibi de değil. yani onun var niye benim yok durumu değil. pahalı olmasa bile delik deşik olmasın, aynı durumu tekrar yaşamayayım tribi. aslında kelimenin tam anlamıyla eziklik psikolojisi ama yine kılıf buluyorum galiba...

    haa kıza gelince, altı sene boyunca süren rüya gibi bir aşk yaşadık. bazı günler buluştuğumuz yerde kıza dondurma ısmarlayıp yol param kalmıyor eve yayan dönüyordum ama yaşadığım her sıkıntıya değerdi. şu kısa ömürümde keşke hiç bitmeseydi dediğim tek güzellikti...
  • kendininkinin olmadığına şükrettiren durum
  • ben de hiçbir duygu uyandırmayan olaydır.madem o kadar derin duygular hissediyorsunuz giyeyim yırtık ayakkabımı da siz de insan olduğunuzu hatırlayın.ben giyerim yırtık ayakkabı,hiç utanmam. çalışıyorum, kendime yetecek param var.ama ben seviyorum yırtık, eski şeyler giymeyi. çamaşır suyu değmiş tişörtümü de giyip dışarı çıkıyorum.bundan da utanmıyorum. hep çok bakımlı,çok güzel olmak zorunda değilsiniz. rahat olun,walla.
  • hele bu öğrencinizse daha bir iç burkandır. alıp ayakkabıyı vermek istersiniz bir bahane üreterek. onu kırmadan, üzmeden vermek daha zorlu gelir bazen.